11 05 2009

CUMHURİYET GAZETESİNİN 85. YILI VE 63. YUNUS NADİ (2009) ÖDÜLLER

CUMHURİYET GAZETESİNİN 85. YILI VE 63. YUNUS NADİ (2009) ÖDÜLLERİYunus Nadi Anısına 8 ÖdülKültür Servisi - 2009 Yunus Nadi Ödülleri belirlendi.Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen ve 5 dalda 8 ödülün verildiği yarışmaya 270 kişi katıldı.“Sosyal Bilimler Araştırması” dalında Dr. Erdal Atabek, Prof. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun, Prof. Emre Kongar, Prof. İonna Kuçuradi ve Prof. Ahmet Mumcu’dan oluşan Seçici Kurul, ödülün Rasim Dirsehan Örs’ün “Rus Basınında Türk Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri” adlı yapıtına verilmesini kararlaştırdı.“Roman” dalında Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Mehmet Eroğlu, Konur Ertop ve Tahsin Yücel’den oluşan Seçici Kurul, ödülü Özcan Karabulut’un “Amida Eğer Sana Gelemezsem” adlı yapıtıyla Hakan Yaman’ın “Fotoğraftaki Kadın” adlı yapıtı arasında paylaştırdı.“Öykü” dalında, Hikmet Altınkaynak, Mehmet Başaran, Sami Karaören, Tarık Dursun K. ve Emin Özdemir’den oluşan Seçici Kurul, ödülün Gönül Çolak’ın “Komi ve Kemikler” adlı yapıtı ile Murat Özyaşar’ın “Ayna Çarpması” adlı yapıtı arasında paylaştırılmasını kararlaştırdı.“Şiir” dalında Ataol Behramoğlu, Prof. Dr. Cevat Çapan, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan ve Kemal Özer’den oluşan Seçici Kurul, ödülün, Hüseyin Atabaş’ın “Çıplak Su” adlı yapıtına verilmesini kararlaştırdı.“Karikatür” dalında Kâmil Masaracı, Tan Oral, Ferit Öngören, Turhan Selçuk ve Tonguç Yaşar’dan oluşan Seçici Kurul, ödülü, Ali Şur ve Ahmet Ümit Akkoca arasında paylaştırdı. Ödüller, gazetemi... Devamı

11 05 2009

İZMİR MİLLETVEKİLİ CANAN ARİTMAN’IN BÜLENT ARINÇ'A CEV

İZMİR MİLLETVEKİLİ CANAN ARİTMAN’IN BÜLENT ARINÇ'A CEVABI09 MAYIS 2009Anlaşılan Arınç 5 yıl önce yetmiş milyonun önünde benden aldığı acı biberlerin acısını hala unutamamış.  Arınç’ın çarşaflıya rozet taktığım beyanı doğru değildir. Binlerce kadına rozet taktım ama içlerinde hiç çarşaflı yoktu. Ben İzmir Milletvekiliyim. Çarşaf benim memleketimde kullanılan bir giysi değildir. Ama bir törende önüme rozet taktırmak için çarşaflı bir kadın gelseydi onu refüze edemezdim, incitemezdim, dışlayamazdım. Ben üzüntüden kahrolurdum ama o kadını asla üzmezdim. Zaten bizim mücadelemiz çağdışı kıyafetleri giymek zorunda bırakılmış kadınlarla değil kadınlar üzerinden siyaset yapan, onları baskılayan, kapatan, ikincilleştiren, çağdışı kafaya sahip erkeklerle. Kadınlar bu kafa nedeniyle zaten mağdur ve mazlum. Biz asla mağduru suçlamayız, bilakis ona sahip çıkarız, kucaklarız. Sorun kendisi çağdaş kıyafetler içinde olan ama kafasının içi örtülü, kadını çağdışı, yaşam dışı bırakmak isteyen, dini, kadını siyasete alet eden, dine de kadına da saygısı olmayan erkeklerdir. Onlar kadını ikinci sınıf yapmak istiyorlar, biz eşit insan yapma mücadelesini veriyoruz ve bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Kadınlarımızı o çağdaş giyimli ama çağdışı kafalı erkeklerin mezaliminden kurtaracağız. Kadınlarımızın Atatürk’ün hedeflediği, amaçladığı gibi erkeğiyle eşit birey olarak yaşamın her alanında var olmasını sağlayacağız. Türkiye’nin aydınlanması, çağdaşlaşması ve sürdürülebilir kalkınması ancak ve ancak özgür birey olan kadılarla sağlanabilir.             Kadınlarımız AKP iktidarında her konuda geriye götü... Devamı

10 05 2009

Geleceğin Medyası; Bloglar...

Geleceğin medyası; bloglar...Bloglar internette kişisel ifadenin en kolay ve hızlı yolları arasında. Henüz çok kısa bir tarihleri olmasına karşın, hızla kendi iletişim mecralarını yaratıyorlar. İlerde de hantal medya kanallarının tekelini kıracağa benziyorlar. Şimdiden pek çok kurum ve marka blogcuların yazdıklarına göre tavır belirliyor...SİNEM DÖNMEZİnternet yeni dönemde kendi fikirlerini üreten ve kamuoyuyla paylaşabilen bir halkın yeni mecrası olmaya doğru ilerliyor. Kişisel bloglarında “ben buradayım” diyebilen blog yazarları, istedikleri konuda düşüncelerini ifade ederken, deneyim ve eleştirilerini de aktararak seslerini duyuruyor. Kendi yazarlarını yaratan, yeni ve yaratıcı fikirlerin yer aldığı bloglar pek çok kurum tarafından özellikle dikkate alınıyor. Hatta artık blog yazarlarına ödül bile veriliyor. Geçen hafta ikinci kez düzenlenen Blog Ödülleri 2009, 14 dalda verdiği ödülle, blog yazarlarının sadece kendileri için yazmadıklarını kanıtladı. Ödül töreni öncesinde düzenlenen 2009 Blog Konferansı’nda en çok konuşulan konu, internet kullanıcılarının neden blog yazmaya yöneldikleri, sosyal medya ve blogların iletişim dünyasına katkılarıydı. Örneğin Microsoft’un etkinliklerine basın mensuplarıyla birlikte blog yazarlarını da çağırması blogların gittiği yeri de işaret ediyor aslında. Blog yazmak genel olarak halk arasında sanal ortamda günlük tutmak olarak algılansa da, artık internet kendi yazarlarını ve kendi iletişimcilerini yaratıyor. Son zamanlarda kendini ifade etme yöntemlerinin başında gelen internet, özellikle interaktif olması ve halkın katılımını sağlamasıyla, güçlü bir kitle iletişim aracına kavuştuğumuzun göstergesi. Biz de blog ödüllerini organize eden ekipten Burcu Şensoy ve katılımcılara yazdıkları blogları s... Devamı

29 04 2009

Oğuz Tansel Arşivim / AlsahBlog

ŞARİBÜL LEYLİ VEN NEHAR İKİ İNSAN: BABAM VE METİN ELOĞLU AMCAM (*) / AYSIT TANSELŞİİRLER ÇİLE ERİ OĞUZ TANSEL / FAKİR BAYKURTOĞUZ TANSEL / ATATÜRK ŞİİRLERİDAĞI ÖPMELER / GÜNAY GÜNEROĞUZ TANSEL'İN MASAL VE ŞİİRLERİNDE MAVİNİN GİZEMİALİ OSMAN ÖZTÜRKOĞUZ TANSEL'DE SEVDA VE HOŞGÖRÜNÜN SINIRLARI ALİ OSMAN ÖZTÜRKProf. Dr. AYSIT TANSEL'LE... / VEDAT YAZICIDÜZ OVADA BİR ULU DAĞ: OĞUZ TANSEL / İLYAS HALİLÜÇ KANATLI MASAL KUŞU: OĞUZ TANSELADNAN BİNYAZARBİR KİTAP İKİ KONUK: "OĞUZ TANSEL'İN MASALLARI"Konuk Sihirli Değnek 1 / Günay GünerKonuk Sihirli Değnek 2 / Hidayet Karakuş EMEĞİNİ KONYA'YA ADAMIŞ BİR AYDIN / SEYİT KÜÇÜKBEZİRCİDegerli Arkadasim,23 Mart 2009, pazartesi gunu, saat 18:00de Cankaya Belediyesi Cagdas Sanatlar Merkezinde gerceklestirecegimiz, "Sair Oguz Tansel Siir Odulu Toreni"ne katilmaniz bizlere onur verecektir. Etkinligimiz Ankara Aydinligi Girisimi tarafindan düzenlenmektedir. Ilisikte toplantinin programini(afis) sunuyorum.Gorusmek dileklerim ve saygilarimla,Prof. Dr. Aysit Tansel-- Prof. Dr. Aysit Tansel Department of EconomicsMiddle East Technical University06531 Ankara Turkey Tel: +90-312-210 2057Fax: +90-312-210 7964 OĞUZ TANSEL'İN BİYOGRAFİSİ 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal ustasıdır. Konya Lisesi'nde öğrenciyken öğretmeni Pertev Naili Boratav'ın yönlendirmesiyle bilimsel araştırmalara girişti. Gerek mesleği gerekse özel gayretleriyle dolaştığı yerlerden derlediği masallarla Türk folklor ve edebiyatına büyük katkılarda bulundu. 1942-46 yılları arasında Amasya'dan derlediği masallardan bir bölümü P.N. Boratav ve Prof. Wolfram Eberhart tarafın... Devamı

28 04 2009

DERGİLERDEKİ ŞİİRLERİ 1 / BEKİR KOÇAK

Ad Olduk Aydınlığayağmurun damlası yok havadagümüş renkli kanatlararar atını bulutlarınsonraya kalsa da bakır rengi ayındavete çağrılan insanyaratır güzelliğinibuharı üstünde çayınulaşır harmanınasüren alışkanlıklarhorona duran günpusatı elinde yarınasit yanığı bedentutsak rüzgarvurgun susesidir fabrikalarınparkların sağırlığısendeleyen yapraklarkuş kovalarfil ürkütürhüzne boğulur aşkıkanar zamanten küserkarışanı çok mekandabiri kalkar bini düşersorgulanan çimyakılan çiçeksusan susana şimdiyaşamın gerçeğiihaneti taşır içindedonar kalır ellerimizbizyalanın çekirdeği değilizsesimiz sarınca evrenibirlikte güleceğizküf rengi zorbasabrına yenik kurşungözü köstebekhızı rüzgargörünür göğün camındanruhlarda beslenen intiharayrılık telaşı gülümsemevurulur düşer eşiğimizebu utanç bize yetersusma dedin susmadıkyürüdük çığlığınataşındık gözlerinead olduk aydınlığadizildi boğazımıza dünateşine yandığımız günöğrendik heceleriaşkın zoruelenen kumyorulan korkuemeğe yazılan tümcedağıttı pusularıdoğanın hırsı mıakrep yası mıuçurum kaygısı yaşamdirenci ağlayan dehlizsesini okşayan kadınlarbakarak izlerinedoğanın insanainsanın doğayaettiğini anlarherkes her şeyden haberdarsabahı bekleyen kuşkukabuk bağlayan yarakendine asi kapansiz ve bizuzakta korna sesleridoğarken ölürken kimsesizhasretin kahrına ortakneresine teğetse evreninsesimiz merkezden duyulacakküskün sayılırakşamın hapsindeadını devrim koyduğumuz insananne sıcaklığıerken sabahayın ayazındamoru eski yalazınalevi patlayacakçığır türkünü yoldaşımsustukça bizbizi kim anlayacaklondra küstünewyork sustukan içinde kesilen parmakyurdum yuvamonlara göre öksüzhesabın yanlışı özdeazalmadık siz... Devamı

25 04 2009

Başbakan'ın Cumhuriyet Yazarı İlhan Selçuk Aleyhine Açtığı D

Başbakan'ın Cumhuriyet Yazarı İlhan Selçuk Aleyhine Açtığı Dava Reddedildi  Başbakan Erdoğan'ın, 'İrticanın Dibi Yoktur' başlıklı köşe yazısı nedeniyle gazete ve yazarı Selçuk aleyhine açtığı 20 bin YTL'lik manevi tazminat davası reddedildi. Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davanın bugünkü duruşmasına, Başbakan Erdoğan'ın avukatı Fatih Şahin ile Cumhuriyet Gazetesi ve gazeteci İlhan Selçuk'un avukatı Doğa Kavak katıldı.Avukat Şahin, daha önceki iddialarını tekrarlayarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etti. Avukat Kavak ise davanın reddedilmesini istedi.Yargıç Ahmet Metin Tözün, davanın reddine karar verdi.DAVA KONUSUBaşbakan Erdoğan'ın avukatları Fatih Şahin ve Muammer Cemaloğlu tarafından açılan davanın dilekçesinde, İlhan Selçuk'un, Cumhuriyet Gazetesinde, 06 Mayıs 2007 tarihinde yayınlanan “İrticanın Dibi Yoktur” başlıklı köşe yazısında, “Erdoğan'ın, manevi şahsiyetine yönelik, kişilik haklarına tecavüz niteliğinde, tahkir ve tezyif edici, haksız ve hukuka aykırı beyan ve isnatlarda bulunulduğu” iddia edilmişti.Dilekçede, söz konusu köşe yazısında, “Amerika bir yandan Irak'ı işgal ederken öte yandan Türkiye için ne düşünüyordu? 'Ilımlı İslam Devleti Modeli..' Diyorlarmış ki: Ilımlı İslam Modeli macerası hem Türkiye'ye uymadı hem Amerika'ya zarar verdi.. İşin en kötü yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber, Kuran-ı Kerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı ele geçirdikten sonra azmasıdır..” şeklinde ifadelere yer verildiği aktarılmıştı.Dava konusu köşe yazısındaki ifadelerle, “Erdoğan'ın şahsiyet haklarına saldırı kastıyla fevkalade ağır hakaretlerde bulunulduğu” öne sürülen dilekçede, Cumhuriyet Gazetesi ve yazarı Selçuk'tan, ya... Devamı

23 04 2009

Namık Kuyumcu ile 'Aşkın Rengi Siyahtır'ı konuştuk

Namık Kuyumcu ile 'Aşkın Rengi Siyahtır'ı konuştuk 'Kitap, aşkın ve itirazın buluştuğu yer'Aşkın Rengi Siyahtır, şiiriyle tanıdığımız Namık Kuyumcu'nun denemelerini içeriyor. Şair duyarlılığıyla dünyaya bakışını derinleştiren Kuyumcu, denemeleriyle insana açılan bir başka kapıyı işaret etmeyi amaçlıyor. Kuyumcu'yla kitabını konuştuk.Çiğdem KOÇ-'Aşkın Rengi Siyahtır' kısa sürede üç baskı yaptı. Dördüncüye ulaştı sanırım. Birçok yerde ve çevrede bu kitap konuşuluyor. Gerçek şiir okuru seni zaten şiirlerinden bilen ve izini süren bir okur. Ama düzyazılarının yer aldığı son kitabın oldukça hızlı girdi daha evvel seninle yolları kesişmemiş okurların dünyasına. Özellikle de kadın okurların ilgisi gerçekten çok büyük oldu? Kadınları bu kadar etkileyen ne oldu sence?- Şair olarak, şiirin ve imge dünyasının derin duyarlılıklarında geziniyor olmam, yazıya, itiraza ve insana buradan bakabilmek olanağımı genişletmiştir. Şiirin çok derinleştiren ve rahatsız edecek kadar vahşi ve çekici açılımlarının olduğunu düşünüyorum. Sözün ve anlamın çok sıkı kurulduğu şiirler azdır. Ama o yüzden deli bir acıtıcılığı ve tekrarlanamaz farklılığı taşırlar. Düzyazıda bunu içermek ve anlamla buluşturmak zordur. Denemelerimde ne kadar başarabildim bunu bilmiyorum. Gösterilen ilgi, sadece kitabımın İsmi 'Aşkın Rengi Siyahtır' olduğu için değil sanıyorum.Erkek egemen dünyanın argümanlarıyla, çok rahat ve ikiyüzlü bir yaşam sürdürüyoruz. Biraz daha zeki ve entelektüel olanlarımız; durumlarını akılcılaştırıp, anlaşılır, 'haklı bir durum' fotoğrafı çıkartabiliyorlar. Hemcinslerimle bu ikiyüzlülüğü yaşarken; kendimi de içeren, yüzleşmek ve ipliğimizin pazara çıkmasını sağlamak sahicil... Devamı

23 04 2009

Vedat Türkali'den 'Yalancı Tanıklar Kahvesi'

Vedat Türkali'nin yeni romanı 'Yalancı Tanıklar Kahvesi' Nerede yapıyoruz yanlışı?Doksanıncı yaşını yeni bir kitapla taçlandıran Vedat Türkali bugünü anlamak için dünü bilmek gerektiğinin altını çizerek bizi yakın geçmişin sorgulamasına davet ediyor. Yalancı Tanıklar Kahvesi, bugünün yalnızlaşan, apolitik tutumun öne çıktığı ve bireyselciliğin egemen olduğu gençliğine solculuğun sadece sloganlardan ibaret olmadığına dair bir kapı açıyor. Kitaptaki sorgulamalar bugünü anlamak ve devam eden gerginlikleri çözümleme konusunda da zihin açıcı bir işlev görüyor.Yelda DÖNMEZ1970'lerin Ankara'sındayız. Ege'nin varlıklı ailelerinden birinin oğlu Muhsin Tulukçu. Dil Tarih'te felsefe okuyor. Muhafazakâr yapıda bir aileden gelse de sol eğilime yakın duruyor. Hatta ailesinden yalan dolanla para sızdırarak devrimci arkadaşlarına destek bile oluyor. Ama bundan ileriye gitme konusunda kararsız, sol örgütlerle bir yakınlık kurmak istemiyor. Üniversiteden İngiliz edebiyatında okuyan Salih en büyük dava arkadaşı. Muhsin ne kadar çekimserse Salih bir o kadar kararlı. İkisinin de okula pek uğradığı yok. Türkiye'de devrimi nasıl gerçekleştireceklerinin telaşlı arayışı peşine düşmüş gençler olarak sürekli okuyor, düşünüyor, tartışıyorlar. 'Ülke ne durumda, bir şeyler yapmalıyız!' endişesi ve uğrunda acılara katlanılması gereken koca bir dünya görüşü var zihinlerinde. Bir de derste 'Kendinize güvenin, Allah'a değil' dediği için okulda adı gâvur hocaya çıkan Nedim Hoca var Muhsin'in akıl danıştığı. FİDE isminde bir kitap ve kırtasiye dükkânı işleten eski felsefe hocası: 'Ben bu ülkede korkuyorum oğlum demişti sonunda. Gözüm her şeyin üstünde, biliyorsun sağ sol hiçbir... Devamı

23 04 2009

Fay Kırığı I: Mehmet

Fay Kırığı I: Mehmet'Saçı bitmedik yetimlerin hakkını yiyorsunuz. Halkın cebinden meşru olmayan yollarla para apartıyor ve kara zengin oluyorsunuz. Sizler nasıl Müslümanlarsınız? Müslüman haram yer mi? Müslüman kara para zengini olur mu? Müslüman yolsuzluk, talan, hırsızlık, suistimal yapar mı? Müslüman, ahlaka ve hukuka aykırı rantlar peşinde koşar mı?'METİN CELÂLMehmet Eroğlu, Fay Kırığı Üçlemesi'nin ilk kitabı Mehmet'de (Mart 2009, Agora Kit.) günümüz siyasi ve ekonomik ortamında yaşananlar üzerinde biraz düşünen herkesin aklından geçen bu soruların muhataplarının hayatına bakıyor. 'Zenginliğini Anadolu'daki köklerinden alan muhafazakâr Kadıoğulları Grubu'nun, İstanbul'un en eski ve tanınmış şirketlerinden olan Plevneli Holding'i ele geçirme serüveni' romanın ana eksenini oluşturuyor. Romana adını da veren başkahraman Mehmet, Hakkâri'deki askerliğinin ardından on yıl boyunca hiçbir işte dikiş tutturamamış biri. Kitabın ilk sayfalarında onun kendisiyle bitmeyen bir iç hesaplaşma içinde olduğunu görüyoruz. 1993-94'de askerliğini yaparken yaşadıkları geleceğinin belirleyicisi olmuş. Savaşın verdiği ruh halini üstünden atamamış. Gündelik hayata uyum sağlayamıyor, sıradan bir hayat içinde akıp gidemiyor. Mehmet, bu tipleme ile bizlere Mehmet Eroğlu'nun hemen her romanında rastladığımız baş erkek kahramanları hatırlatıyor. Eroğlu'nun askerlikten, savaştan dönen kahramanları kişilikleri ile dikkati çekerler. İnsanoğlunun çağımızda kaybetmeye başladığı, ahlak, fazilet, dürüstlük, dostluğun kutsallığı gibi birçok değeri savunur onlar. Arkadaşlarını korumak için gözleri kapalı ölüme koşabilirler' Ve savaş sırasında mutlaka yaşadıkları önemli bir olay, omuz omuza savaştıkları arkadaşlarına yaptıkları bir iyilik ya da... Devamı

21 04 2009

Handan Öztürk: Sırtımda bir sürü bıçak taşıyorum

Handan Öztürk: Sırtımda bir sürü bıçak taşıyorum“Benim ve Roz’un Sonbaharı”, Handan Öztürk’ün ilk uzun metrajlı filmi. Ana karakteri bir kent: Hasankeyf. Film, kentine sahip çıkan bir halkın hikâyesi...  ZUHAL AYTOLUNKızıl, kahve bir mevsim sonbahar. Yeni bir mevsimin geleceğine işaret etse de bir anlamda çürümeyi de hatırlatıyor insana. Handan Öztürk’le 1 Mayıs’ta vizyona girecek filmi “Benim ve Roz’un Sonbaharı” vesilesiyle bir araya geldiğimizde zihnimdeki çağrışımlar tam da bunlardı. Öztürk filmiyle Hasankeyf’in sular altında kalma tehlikesini anlatırken, bir kasaba halkının mücadelesini de gözler önüne seriyor. Tüm bereketi ve ihtişamı arasında ölümü de barındıran doğu topraklarında, sonbahara doğmuş insanların hikâyelerini anlatıyor... - Sizi bu filmi çekmeye iten neydi? - Batının çok popüler olduğu böyle bir dönemde, doğu beni çeken bir kavram. Sadece Doğu Anadolu değil, Asya da. Doğuya sık sık gidip geliyorum. İntihar eden kadınlarla ilgili bir belgesel çalışması için Batman’a gittiğimde, Hasankeyf’i gördüm; müthiş bir Mezopotamya görüntüsü, Dicle, güçlü bir tarih... Çok etkilendim. O zamana kadar doğuyla kurduğum ilişki, doğuda hâkim olan ölüm kültünün hızla yayılması ve bunların iç dünyamdaki kırılması “Benim ve Roz’un Sonbaharı”nın ilk nüvelerini oluşturdu.- Film, konusu itibarıyla neye dokunuyor?- Film, kasabasına sahip çıkan, müthiş güzel ve zengin tarihi olan bir halkı anlatıyor. Bu biraz da yenilgi hikâyesi. Çok haklı olmalarına rağmen kaybeden bu kasaba halkının savaşını gazeteci Metin’in hikâyesi üzerinden izliyor... Devamı

21 04 2009

Kaz Dağları'ndaki Kültürün Bekçileri Kim?

Kaz Dağları'ndaki kültürün bekçileri kim? “Işık insanlarından başlayarak, Ma’yı, Paris’i, Sarı Kız’ı, Bakire Meryem’i, Kibele ve Kara Taşın’ı, Zeus’u, Afrodit’i barındıran bu kültür kazanından günümüze ne kalmış diye soracaksınız biliyorum” Kibele kültüründe, Frigyalı rahiplerin psişik yeteneklere sahip olduklarını, tılsımlı taşlar kullandıkları, bu taşların en ünlüsü de Kibele karataşı olarak biliniyor. Hatta Kibele’nin olmadığı yerlerde karataşa tapınılırmış. Sarı Kız’ın babasının mezarının olduğu yer, Kaz Dağı’nın zirvesi, Karataş Tepesi olarak adlandırılıyor. Kendi mezarının bulunduğu yerde de, eteğinde taşıdığı taşlarla yaptığı söylenen kocaman bir kaz avlusu var. Taşlar tılsımlı(mı) acaba?Ayla Seyhun (www.biryolcu.com/organik) Kaz Dağı’ nın zirvesinde, Sarı Kız türbesinde oturmuşum. Oturmuş da esen rüzgârın araladığı ayak izlerinden geçmişe bakmışım… Manzara kadar muhteşem bir örgü! Masal gibi…Yıllar yıllar önce buralarda ışık insanları olarak anılan Luwiler yaşarmış. Günümüzde izleri var mı acaba dersiniz?“Bu dağın bilinen ilk adı Ma” dedi rehber, “Karşıda ki dağ ise Madra, yani Ma’nın kocası. “ Bilinen en eski ana tanrıçadan, Anadolu’nun bereket tanrıçasından bahsediyordu. Daha sonraki dönemlerde, Zeus yaşar buralarda. Bu dağlara kendini yetiştiren İda’nın adını verir. Truva savaşına yol açan bir aşk hikayesi. Kahramanı Paris. Annesi ona hamileyken, bu çocuğun Truva’nın felaketine neden olacağı rüyasını görür. Bebek dünyaya gelince, adamlarına teslim eder, götürüp öldürmeleri için. Bebek o kadar güzeldir ki; acır, öldüremezler. Bırakırlar İda’nın tepesine; kurtlar, kuşlar yesin d... Devamı

21 04 2009

12’nci Dalga?..

12’nci Dalga?.. Geçen haftanın başında, bütün gazete manşetlerinin ortak diliyle, Ergenekon soruşturmasının “12’nci dalgası” yaşandı.Bekleniyordu.Yaklaşık iki yıldan beri Türkiye garip bir soruşturma süreci içinde bu dalgaları yaşamaktadır.Bu kez ülkenin en saygın profesörleri, eski rektörleri, üniversitelerin seçkin bilim adamlarıyla birlikte, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı hedef olarak seçilmişti.Yöntem eski dalgalarda uygulanan biçimiyle yürütülmüş, ceza usulü kuralları yine çiğnenmiş, savcılığın davetine icabet edecek saygın kişilerin erken saatlerde evleri basılmış, altüst edilmiş, polis marifetiyle yasadışı operasyon yürütülmüştü.Amaç neydi?*Birkaç saydam gerçek üzerinde önemle durmak istiyoruz.Ergenekon davası bugün varılan 12’nci dalgayla büsbütün içinden çıkılmaz bir yapı kazanmıştır.Sonu gelmeyen, gelmeyecek, bir başka deyişle ‘ucu açık’ dalgalarla süregelen soruşturmalar, yine sonu gelmeyecek ve ‘ucu açık’ iddianamelerle, adaletin tecellisine olanak bırakmayacak bir dava süreci hukuk tarihinde görülmemiştir.12’nci dalgayla soruşturmanın ve davanın hukuki değil, siyasi olduğu gözler önüne büsbütün serilmiştir.*Ayrıca tüm soruşturmalar kapsamında ve iddianamelerde hukukun ve yasaların çiğnenmesi, çok daha vahim bir gerçeğin altını çizmektedir.Soru şudur:Ergenekon adı altında yürütülmekte olan soruşturma süreçleri, laik Atatürk Cumhuriyeti’nin temel rejimini değiştirmek için yargıyı alet etmek isteyenlerin bir operasyonu mudur?Daha ilk bakışta, çok deneyimsiz bir hukukçunun bile fark edebileceği gibi... Devamı

18 04 2009

YKKED Köy Ensttülerinin 69. Kuruluş Etkinlikleri'nden İzleni

KIR ÇİÇEKLERİ Kendi kendine açıp solan Susuz, ışıksız kimsesizMilyonlarca sahipsizKır çiçekleriydik biz. Bekliyorduk hepimiz:Güneşin doğmasınıIsıtıp sıkıca sarmasınıEl değmemiş topraklarınNisan yağmurlarıylaÜrüne kalkmasını.Sonra:Sardı tüm benliğimiziMustafa Kemal’in yaktığı Bağımsızlık ateşiKaldırdı bin yıllık perdeyiTonguç’un Enstitü güneşi. Özgür birey olduk, aydınlandıkKırdık prangaları, yıktık tabularıKurtulduk tutsaklıktan.Yıldız gibi saçıldık Anadolu’yaYürüdük üstüne üstüne karanlığınBu uyanıştan ödleri koptuKan içici yarasaların                                             Yusuf Ziya ÖZDEMİRYarım Kalan Eğitim Devrimi 1936-1946 yılları... Genç Cumhuriyet 10 yılını doldurmuş, büyük işler başarılmış..Fakat köklü bir sosyal, kültürel ve ekonomik yeniden yapılanma henüz gerçekleştirilememiştir. Halk yoksul, devlet Osmanlı borçları içinde boğulmuş, ekonomik sorunlar diz boyu.. ,40.000 köyün 30.000 inde ilkokul yok, öğretmen yok.Savaş kapıda..Devlet müdahelesi artmış, karaborsa diz boyu...Atatürk köylüyü “milletin efendisi” olarak görmekte ve eğitim anlayışını şöyle dile getirmektedir: “Türkiye millî eğitiminin amacı, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı ya da uygarlık zevkinden çok, hayatta başarıya ulaşmayı sağlayan işe yarar kullanılabilir bir araç durumuna getirmektir."İvedi bir çözüm aranmaktadır. Atatürk bir çözüm bulur..Başarılı çavuş ve onba... Devamı

15 04 2009

Fethi Naci'nin Şiire Bakışı / Sennur Sezer

Fethi Naci'nin şiire bakışı                                                                                                                   SENNUR SEZER"Fethi Naci, Türk edebiyat eleştirisinin belki de en dikkatli çalışan eleştirmenidir'' der Yıldız Ecevit. Ben bu saptamayı şöyle değiştirmek istiyorum, ''Fethi Naci, Türk edebiyat eleştirisinin belki de şiiri en çok seven eleştirmenidir.'' Bu yargı, Fethi Naci'nin eleştirilerinde şiire özel bir yer ayırmasından değil. Kendisi de belirtir ''şiir kitapları üzerine çok az'' yazdığını. Şiiri sevişi, şiir eleştirilerinde pek alışılmadık bir yol tutuşundan, edebiyatın genel durumu üzerine saptamalarda şiirin durumundan yola çıkışından, kimi ünlü dizeleri ya da dize kalıplarını eleştirilerinde kullanışından bellidir. Semih Gümüş'ün Fethi Naci'ye Armağan adlı kitap için sorduğu ''En çok sevdiğiniz on şair, on öykücü, on denemeci ve eleştirmen, on romancı'' sorusunun yanıtında da yalnız şairler konusunda konulan sınırı aşar, on üç ad sıralar: ''Yahya Kemal Beyatlı, Nâzım Hikmet, Ahmet Muhip Dranas, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Cevat Çapan, Hilmi Yavuz. Bu on şaire koyduğunuz sınırı aşarak, ''Garip üçlüsü''nü de ekliyorum: ''Orhan ... Devamı

01 04 2009

İzmir’de Nisan 2009 Etkinlikleri/ AlsahBlog

***14. İzmir Kitap Fuarı Yaklaşıyor...Kitap Fuarı yolculuğuna 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında İzmir ile devam ediyor.Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nda düzenlenecek olan 14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.Bu sene yazar Tarık Dursun K.’nın onur konuğu olacağı İzmir Kitap Fuarı yaklaşık 300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecektir. Fuar’da geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 150’ye yakın kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacaktır.Girişin ücretsiz olduğu fuar, 18-25 Nisan 2009 tarihleri arasında 11:00-20:00 saatleri arasında ve kapanış günü olan 26 Nisan 2009 tarihinde ise 11:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.***14. İZİMİR KİTAP FUARI'DAKİ ETKİNLİKLERİMİZ:24 NİSAN 2009 CUMA Konferans Salonu III Saat:18.45-19.45Panel: “Türk Şiirinde Kırılmalar”Konuşmacılar: Mehmet Sadık Kırımlı, Halil İbrahim Özbay, Cevdet Yüceer, Aslıhan Tüylüoğlu, Seçil ÖzcanDüzenleyen: Karşıyaka Belediyesi-Dize Şiir Dergisi26 NİSAN 2009 PAZAR Konferans Salonu IISaat:16.45-17.45Panel: “Polemik, Tartışma, Ortaklaşa Düşünme ama Nasıl?”Konuşmacılar: İsmail Mert Başat, Veysel Çolak, Celâl FedaiDüzenleyen: Dize Şiir Dergisi21 NİSAN 2009 SALI Konferans Salonu II Saat:15.15-16.15Panel Konusu: Medyanın Şiire Zararları Yöneten: Mahzun DoğanKonuşmacılar: Veysel Çolak, Hakan Tartan, Mahzun Doğan Düzenleyen: Alaz Edebiyat Dergisi24 NİSAN 2009 CUMA Konferans Salonu I Saat:17.45-19.00Panel konusu: “Sinema Dili Şiir Dili Mi?”Yöneten; Veysel ÇolakKonuşmacılar: Veysel Çolak, Turgay Gönenç, Fikret Hakan, İsmail Mert Başa... Devamı

08 04 2009

TÜYAP 14. İzmir Kitap Fuarı 18-26 Nisan 2009 Etkinlik Proğramı /

14. İzmir Kitap Fuarı Yaklaşıyor...Kitap Fuarı yolculuğuna 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında İzmir ile devam ediyor.Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nda düzenlenecek olan 14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.Bu sene yazar Tarık Dursun K.’nın onur konuğu olacağı İzmir Kitap Fuarı yaklaşık 300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecektir. Fuar’da geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 150’ye yakın kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacaktır.Girişin ücretsiz olduğu fuar, 18-25 Nisan 2009 tarihleri arasında 11:00-20:00 saatleri arasında ve kapanış günü olan 26 Nisan 2009 tarihinde ise 11:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.***Tarık Dursun K. (akınç):1950'de ortaokulu bitirdikten sonra, gazetelerde çalışmış, senaryo yazarlığı ve rejisörlük yapmıştır. 1969'da Kurul Kitapevi’ni açmış, Milliyet gazetesinde kitap tanıtma yazıları yazmış, Milliyet Yayınları’nı yönetmiştir. 1973'de Günümüzde Kitaplar adlı bir dergi çıkarmış, 1975'de Koza Yayınları'nın kurucuları arasında yer almıştır.Sanata 1949 yılında şiirle başlamış, 1951'de Cengiz Tuncer ile Devrialem isimli ortak bir şiir kitabı yayınlamıştır. Ardından hikâyeye geçmiş ve konularını önce gençlik serüvenlerinden, zamanla fabrika, yapı ve deniz işçilerinin, esnaf ve küçük memur sınıfının hayat savaşlarından alan ve bu hayat kesitlerini şiirli bir dille işleyen eserler yazmıştır.Güzel Avrat Otu hikâye kitabı ile 1961 Türk Dil Kurumu Armağanı'nı, Yabanın Adamları ile 1967 ve Ona Sevdiğimi Söyle ile de 1985 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Kurşun Ata ... Devamı

01 01 2007

Vrgül Dergisi Arşivi/ Yazarlar Dizini

Yazarlar Dizini A., Buket, “Aşkın Halleri”, sayı 66, s. 66.A., Buket, “İç Savaşın Dağıttığı Hayatlar”, sayı 72, s. 15.Abacı, Tahir, “Biraz Dikkat”, sayı 60, s. 47. (pol.)Abus, Gül – Oğuz, Birol, “‘Polisiyede Mühim Olan Bir ‘Ses’ Bulmaktır.’”, sayı 46, s. 55. (syl.)Acar, Barış, “Öyle Olmaya da bilir!”, sayı 38, s. 55. (pol.)Acar, Ekrem, “Göktuğ Halis ile söyleşi”, sayı 104, s. 61.Acar, Şafak, “18 Yaşında, Yaz Tatilinde Yazılan Roman”, sayı 57, s. 44. (m.c.)Acar, Şafak, “Mimarlar ve Ustabaşılar, sayı 55, s. 39. (m.c.)Acar-Savran, Gülnur, “Anlamak İçin Okumak... Okuduğunu Anlamak...”, sayı 83, s. 57. (pol.)Acar-Savran, Gülnur, “Aşk ve Devrim Tutkunu Bir Kadının Anıları”, sayı 105, s. 8.Acar-Savran, Gülnur, “Ücretli Ev Hizmetleri: Gündelikçiler, Yatılı Temizlikçiler, Bakıcılar”, sayı 79, s. 26. (dnm.)Ackerman, Diane, “Kırmızının Sırrı”, sayı 88, s. 58. (m.c.)Açık, Tansu, “Aldı Homeros”, sayı 54, s. 11.Açık, Tansu, “Anahtar Kavramlar”, sayı 107, s. 52.Açık, Tansu, “Bilge Karasu’nun Son Tanıklıklarından”, sayı 33, s. 42.Açık, Tansu, “Bilge Karasu’nun Yapıt’ına Bir Çala Bakış”, sayı 32, s. 42. (dnm.)Açık, Tansu, “Dilleri Var Bizimkine Benzer”, sayı 83, s. 82.Açık, Tansu, “En İyi Metnin Tanımı”, sayı 62, s. 75.Açık, Tansu, “Ertuğrul Oğuz Fırat Diye Biri...”, sayı 21, s. 59.Açık, Tansu, “Evren Şiiri”, sayı 62, s. 54.Açık, Tansu, “Eya Evliya Çelebiciğim!”, sayı 78, s. 73.Açık, Tansu, “Gore Vidal’in Yaradılış Romanı”, sayı 37, s. 76.Açık, Tansu, “Homeros Çevirileri”, sayı 54, s. 15... Devamı

08 04 2009

Nikâhsız eşin hakları ve hukuk

Nikâhsız eşin hakları ve hukukTürk Medeni Yasası (MY), öngördüğü kural ve kamusal işlemlerle oluşan evlilik birliğinde; eşlere hak ve sorumluluklar yükleyerek, toplumsal yapının çekirdeği aile kurumunu güvenceye almıştır. Ne var ki; yasalar, kamusal evlilik dışında kadın ve erkeğin birlikte yaşamalarını (kuma-metres) da yasaklamamıştır. Hukukun tanıdığı bu özgürlük alanının, sosyal ve ekonomik güvencelerden yoksun kadınlar açısından kötüye kullanılması olasıdır. Çetin Aşçıoğlu Yargıtay onursal üyesi, cetinascioglu@gmail.comSosyal bir olgu olan nikâhsız birleşmelerde mağdur duruma düşen kadını koruyacak özel nitelikte yasal düzenlemeler söz konusu değildir. Sosyal olgunun (pratik yarar) dışlanması, olması gereken hukuk açısından eleştirilebilir. Ancak; yasal düzen, sosyal beklenti ve gereksinimi hukukun diğer amaç ve görevleri “adalet” ve “düzen” ile birlikte değerlendirerek amaçlar arasında dengeyi sağlamayı yeğlemiştir: Adaletin özünü eşitlik oluşturur; hukuksal eşitlik matematik ve mantıksal düşüncenin değil hukuk duygusunun ürünüdür. Hukuk, “aynı durumda bulunanlar arasındaki eşitliği” onaylar. Oysa MY’ye göre, evli kadın ile nikâhsız eş aynı konum ve durumda değildir.Çağdaş hukuk ve medeni yasa; evlilik kurumunu aile ve toplum düzeni açısından da değerlendirmiştir. “Nikâhsız eşe” de aynı hakların tanınması, bu nitelikteki birleşmeleri özendirir ve çok yönlü sorunlar toplum düzenini olumsuz etkileyebilir.Yasal düzenlemelere karşın; sosyal olgu nikâhsız eşlere de yasal evli eşe tanınan haklar yargısal inançlarla tanınabilir mi? Bu bağlamda, geçen ay bir yargı kararı (Çorlu 2 A. Hukuk 29 Ocak 2008-11), olumlu bi... Devamı

08 04 2009

Niçin Darwin?

NİÇİN DARWIN?Papa Benedict, 1952 Haziranı’nda, dünyanın tüm Katolik kardinallerini, Cenevre’de topladı. “Bilimin tüm gelişmelerinden, Tanrı’nın varlığını kanıtlayacak sonuçlar çıkarıyorum ve yararlanıyorum. Bu gelişmelere karşı çıkmayınız. Ancak, Havva’nın Âdem’in kaburga kemiğinden çıktığını unutmayın. Bunun karşıtını kabul edemeyiz” dedi.Çünkü, Müslüman imam da böyle söylüyor. Dinciler, Tanrı’nın bilinçli yaratışından söz ederek, Darwin’in evrim kuramına karşı çıkıyorlar. Daha başlangıçta söyleyeyim, Darwin, hiçbir yapıtında, insanın maymundan geldiğini söylememiştir. Dincilerin anlama sorunu var. Başpiskopos Ussher ve Cambridge Üniversitesi’nden Prof. John Lightfoot, bir dizi gizemli hesaplamalardan sonra, dünyanın MÖ 4004 yılının 23 Ekim Pazar günü, sabah saat dokuzda yaratıldığını yayımladılar. Darwin, “Türlerin Kökeni” ve “İnsanın Ortaya Çıkışı” adlı yapıtlarında, dünyanın aklımızın almayacağı değin çok uzun zaman önce yaratıldığını, insanın ve başka canlıların ortaya çıkışlarının da çok çok uzun yıllar önce olduğunu ortaya koydu. Oysa, bütün kutsal kitaplar, dünyanın altı günde yaratıldığını yazıyordu. Ortak atalarımızAyrıca, Tevrat’ın yaratılış bölümünde, Tanrı, insanı kendi suretinde yarattığını söylüyordu. Oysa Darwin, Tierra del Fuego’da yaşayan insanları gördükten sonra, ablasına “Bunları Tanrı yaratmış olamaz” diye yazmıştı. O zaman, Tanrı’nın maymuna benzediğini söylemeliydik! Beagle’ın kaptanı FitzRoy, Tufan’dan sonra, bu insanların kutsal topraklardan buralara savrulduklarını ve böyle değiştiklerini ileri sürüyordu. Darwin, hi... Devamı

06 04 2009

Harita... / Bekir Coşkun

Harita...O haritayı kaç gündür evirip çevirip bakıyorum; iç kesimler sarı, kıyılar bir çember gibi boydan boya kırmızı.İç kesimlerdeki sarı boyalı yerler AKP'nin kazandığı illeri gösteriyor, kırmızı kıyılar ise muhalefetin kazandığı yerleri...Yıllardır bu böyledir; kıyılar kırmızı, içerler sarı...Türkiye'nin bir türlü alt edilemeyen kara yazgısının, geri kalmışlığının 1/100.000 ölçekli haritasıdır o.İyi bakın... *O harita aynı zamanda; dans haritasıdır...Kadınlar açısından ise; dayak haritası..."Aile salonumuz vardır" tabelası asılı çay salonlarını, pastaneleri, lokantaları da gösterir bize...Enteresan bir haritadır...Kitap satışlarını da gösterir...Gazete satışlarını da...Dergi-mergi okuma haritasıdır...O; seçerken domateslerini mıncıklayan müşterisine kızmayan manavın bulunduğu yerleri gösteren haritadır.Haritanın kırmızısı; ramazanda ağzı oynayanların dövülmediği yerleri gösterir... Sarısı; ağzı oynayanların dayak yedikleri yerleri...Ya da; düğünde oynayan dört erkeğin haritası...Harita; sevgililerin parkta el ele tutuşmaları ile... El ele tutuşan sevgililerin aile meclis karar ile infaz edilmelerini de gösterir bize...Bir kadeh şarabın haritasıdır...Tiyatroların...Restoranların...Konserlerin...Selamlaşmanın da haritası...Asansörde karşılaştığı komşunun hanımına selam vermeyip suçlu suçlu yere bakan erkek ile, asansörde bir erkekle olmak suçmuş gibi ezilen-sıkılan-mahcup kadının haritasıdır o sarılı-kırmızılı harita...Vatandaş ile ümmetin...Tepki ile tepkisizliğin...Ses ile sessizliğin...Direnme ile kaderciliğin...Çırpınış ile mahkûmiyetin haritasıdır o...(.......)İyi bakın:O bizim haritamızdır... Bekir COŞKUN  bcoskun@hurriyet.com.tr Hürriyet; 3 Nisan 2009... Devamı

05 04 2009

Nisan 2009 Edebiyat Dergileri

Çağdaş Türk Dili NİSAN 2009, 254. SAYIULUSAL EGEMENLİK VE DİL DERNEĞİDİL DERNEĞİ 22 YAŞINDASEVGİ ÖZELKÜLTÜR SÖMÜRÜSÜ NECDET ADABAĞORHAN KARAVELİ İLE TEVFİK FİKRET VE ZİYA GÖKALP ÜZERİNEİBRAHİM DİZMANFÜRUZAN’IN AYRIKSI DURUŞUHAKAN AKDOĞANŞİİR: YALANŞULE ÖNCÜ KÖKKEÇECİÖYKÜ: KIZ KULESİ UYANIRKENBİLGE ÖNGÖREANADİLİMİZ KİMLİĞİMİZ...GÜNER YALÇINDİL DERNEĞİ YABANCI SÖZCÜKLERE TÜRKÇE KARŞILIKLAR BULMA YARKURULUNDAN:BATI KAYNAKLI SÖZCÜKLERE TÜRKÇE KARŞILIKLAR“NE VARSA DİLİMDE” DERKEN!..AHMET GÜNBAŞYAZIN GÜNCESİRAMAZAN TEKNİKELYAZINSAL YANSIMALAR  ALİ MUSTAFASİNCAN İSTASYONU ŞİİRİ ÖZLÜYORUM VARLIK KİTAP-LIK KIYI SÖZCÜKLERGERÇEKLER YANSIMALARDİL DERNEĞİ’NİN 22. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ ANKARA’DAKİ ETKİNLİKLER: “DİL DERNEĞİ HER YERDE" İZMİR’DEKİ ETKİNLİKLER: “DİL DERNEĞİ 22 YAŞINDA" CEYHUN ATUF KANSU ŞİİR ÖDÜLÜ, SÜREYYA BERFE’NİN MEMET FUAT ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU ********************************************KİTAP-LIK, Sayı: 126, Nisan 2009KAPAKOrhan Duru - Az Roman’danRÜZGÂR GÜLÜAhmet Tetik, Hatice Utkan, Sevgi Ünal, Turgut YükselŞİİRNihat Ziyalan - Hamsi BuğulamaGüngör Tekçe - GünHüseyin Peker - Babamın Ayak UcunaSina Akyol - Bir Şiir.. Bir Sunu:Mehmet Mümtaz Tuzcu - Kumda Katmer KaldırmaGültekin Emre - HevesliTuğrul Tanyol - Ayın Düşünme Vakti, Ayın Hilal VaktiAhmet Güntan - Parçalı Ham 36. Büyük Ortadoğu Karmaşığı.küçük İskender - Ağız Ağrıları III, kertenkeleler portakallarAli Asker Barut - Üzgün GümüşTamer Gülbek - Mutfak Balkonu, ÇakraGonca Özmen - GölgeSÖYLEŞİTaner BaybarsÖYKÜAdnan Binyazar - Eğri G&oum... Devamı

03 04 2009

Sedirdekiler / Öykü/ Fikri Uzun

SEDİRDEKİLERFİKRİ UZUN                  Deli Kadir, az kullanılmış otobüsünü almadan, başkalarının kamyonunu sürerdi. Tiftikçi Uyanık’ın yüklediği bir kamyon tiftiği, Ankara’ya yıktı, dönüşte Çankırı’dan tuz yükledi. Kastamonu’ya geldi, tuz yüklü kamyonunu Bakkal Kadir Gökten’in dükkânının önüne çekti. Bitişikteki Semerci Şükrü’ye bir iki laf attı. Kahvehanenin bitişiğindeki dükkânının içinde ufak adımlarla gezinen Gofur Kâmil’i görmezden geldi.  Yorgansız Hakkı, Tiftikçi Uyanık’ın dükkânı önünde deri kırkıyordu. Belinde kabara çakılı meşin kuşak, bacağında zıpka, ayağında yemeni, seyrek uzun saçlı başı açıktı. “Keloğlan”, Kesercilerin eski dükkânı önündeki kaldırıma, kahvecinin sandalyesine oturmuş, bacak bacak üstüne atmış, şapkası dizinde, eli şapkasının üstünde, gelene geçene laf atıyordu. Kahvenin önünde büzülmüşçesine oturan Hamal Hasan’a:                “Kalk lan, tuzu boşalt” dedi Deli Kadir. Bu söz, Hamal Hasan için neredeyse bir ödüldü. Hamal Hasan, Koreli’yi de buldu. Hamal Koreli; askerliğini Kore’de yapmış, O’na; “Koreli” adı takılmıştı. Hiç, esas adıyla anılmaz, esas adını çoğu kişi bilmezdi.Kaya tuzunu, fırlatmadan, kırıp ufaltmadan boşaltmaya başladılar. Onlar tuzu boşaltana dek, Deli Kadir, kahvede iki “tıkırdamayı”, çay içmeyi aklına koymuştu. Muhittin Ağa’nın kahvesine girdi, ortalı selâm verdi sedire oturdu. Tahta sedirin üstünde &... Devamı

02 04 2009

Zaman, Enver Gökçe'nin Hakkını Enver Gökçe'ye Verecek

Zaman, Enver Gökçe'nin hakkını Enver Gökçe'ye verecek "... Enver Gökçe'nin şiirlerini okuyorum. Müthiş bir şair Enver Gökçe. Nasıl olup da bugüne kadar gizlemişler onu? Akıl alacak şey değil. Orhan Veli'nin etrafında kıyameti koparmışlar. Oysa eski Latin şairlerini okumuş olanlar için, hiçbir tarafı yoktur Orhan Veli'nin. O, Nazım'ın Bugün Pazar şiirinin çizgisinde ama, çok daha sığ bir şairdir. Onda ne Nazım'daki hümanizma, ne de lirizm vardır. Asıl yerel olan, milli olan, asıl bizim olan, Enver Gökçe'nin şiiridir. Toplumcu şiirimizin içinde adının ikinci sırada anılması gerekir. Yürek olmayınca, şimdilerde yayımlanması bile zor. Zaman, Enver Gökçe'nin hakkını Enver Gökçe'ye verecek..." Günel Altıntaş'tan alıntılayan: Mehmed Kemal, "Acılı Kuşak", DE Yayınevi, 2. basım 1982(?), sf.48.  Gözden Gezden Arpacıktan "... İlkokulu beraber okumadık. Orta ve lisede de beraber değildik. Ama bir mahallenin çocuklarıydık. Onu ortaokula başladığı zamandan hatırlıyorum. Ondan önce tanır mıydım, tanımaz mıydım, çıkaramıyorum. Onun "Özel Bizim Okul"da ilki bitirdiğini biliyorum. Özel ilkokul, zengin çocuklarının gittiği yerdi. Enver, zengin çocuğu değildi, yetimdi... Yetim olduğu için "Özel Bizim Okul"a almışlardı. Ortayı ve liseyi Gazi'de okudu... O zamanki Ankara'nın ikinci lisesiydi. Atatürk sonrası Cumhuriyet aristokrasisi çocuklarının gittiği yer denebilir. Enver'in alınyazısı bunların arasında orta öğrenimini yapmaktan açılmıştı. ...Mahalledeki arkadaşlığımızın süresi uzundur. Mahallemizde iki Enver vardı. Birine gözü sakat olduğu için Kör Enver (Gökçe), ötekine saçları dökük olduğu için Kel Enver derdik. Enver, onurlu, yaşıtlarımızın arasında güçlü, eli ayağ... Devamı

01 04 2009

Şiirler/ Ahmed Arif

AHMED ARİF / ŞİİRLERİ ADİLOŞ BEBENİN NİNNİSİ Doğdun,Üç gün aç tuttukÜç gün meme vermedik sanaAdiloş Bebem,Hasta düşmeyesin diye,Töremiz böyle diye,Saldır şimdi memeye,Saldır da büyü...Bunlar,Engerekler ve çıyanlardır,Bunlar,Aşımıza, ekmeğimizeGöz koyanlardır,Tanı bunları,Tanı da büyü...Bu, namusturKünyemize kazınmış,Bu da sabır,Ağulardan süzülmüş.Sarıl bunlaraSarıl da büyü.AHMED ARİFAKŞAM ERKEN İNER MAHPUSHANEYEAkşam erken iner mahpushaneye.Ejderha olsan kar etmez.Ne kavgada ustalığın,Ne de çatal yürek civan oluşun.Kar etmez, inceden içine dolan,Alıp götüren hasrete.Akşam erken iner mahpushaneye.İner, yedi kol demiri,Yedi kapıya.Birden, ağlamaklı olur bahçe.Karşıda, duvar dibinde,Üç dal gece sefası,Üç kök hercai menekşe...Aynı korkunç sevdadadırGökte bulut, dalda kaysı.Başlar koymağa hapislik.Karanlık can sıkıntısı..."Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,Bense volta'dayım ranza dibindeVe hep olmayacak şeyler kurarım,Gülünç, acemi, çocuksu...Vurulsam kaybolsam derim,Çırılçıplak, bir kavgada,Erkekçe olsun isterim,Dostluk da, düşmanlık da.Hiçbiri olmaz halbuki,Geçer süngüler namluya.Başlar gece devriyesi jandarmaların...Hırsla çakarım kibriti,İlk nefeste yarılanır cıgaram,Bir duman alırım, dolu,Bir duman, kendimi öldüresiye,Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,Ama akşam erken iniyor mahpushaneye. Ve dışarda delikanlı bir bahar,Seviyorum seni,Çıldırasıya...AHMED ARİFANADOLUBeşikler vermişim Nuh'aSalıncaklar, hamaklar,Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,Anadoluyum ben,Tanıyor musun ?Utanırım,Utanırım fıkaralıktan,Ele, güne karşı çıplak...Üşür fidelerim,Harmanım kesat.Kardeşliğin, çalışmanın,Beraberliğin,Atom güllerinin ... Devamı

31 03 2009

"Aşk Üstüne" / Nazım Hikmet

"Aşk Üstüne" - Nazım Hikmet"HERKES KENDİNDEN SORUMLUDUR AŞKTA..." Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. İki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki, o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....Sen yüreğinin sesini dinl... Devamı

31 03 2009

Seçim-Geçim, Boyoz-Kumru ...Ve İzmir Üzerine

İzmirYılmaz ÖZDİL  yozdil@hurriyet.com.tr Türkiye'den sıkıldığım zaman İzmir'e giderim ben.Simite gevrek deriz biz...Çekirdeğe çiğdem.Kordon elektrik aleti değildir.Kumru da kuş değildir bizim için...Yengen'i yeriz.Sen sigorta dersin... Biz asfalya deriz.Uzatmayız...Gidiyom geliyom deriz.Domates dediğin, domat işte.Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 60'ar 80'er midye yeriz, istifno severiz, cibez'e bayılırız; gece 3-4 gibi boyoz'a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur bu arada, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır...*Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede... Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, İzmirli kadınlar alır kupayı... Erkekleriyle kahveye giderler çünkü... Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler... Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... Gönül Yazar'ız, Sezen Aksu'yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina'yız... Sensin Varoş! Biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz.*Erkeklerimiz de fena değildir hani... Detaya girmeyeyim, Ayhan Işık, Metin Oktay, Mustafa Denizli mesela, bi fikir verir sana... Ertuğrul Özkök'ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış... Ayıptır söylemesi, Mahsun Kırmızıgül'le Alişan'ı ayırt edemeyiz biz.*Gülümseriz.*Enginarın başkentidir; İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri... 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald's'ın bunalıma girdiği tek şehirdir... Zeytinyağı severiz, dünyanın en boktan durumuna bile d... Devamı

29 03 2009

AlsahBlog/ Ali ŞAHİN Blog Ve Siteleri

________________________________*Ali ŞAHİN (Alsah)Kastamonu- Taşköprü________________________________Yazıhamit Köyü (02.02.1952); Yazıhamit Köyü İlkokulu (1964); Taşköprü Ortaokulu (1967); Çorum Öğretmen Okulu (1970); Ankara GEE Türkçe Bölümü (1975- 1978); Eskişehir AÜAÖF' nde TDE Lisans tamamlama (1992); Tosya Gökçeöz Köyü (1970-1974); Taşköprü Kızılcaören Köyü İlkokul Öğretmenliği (1974-1980) ve Taşköprü Sevim Tokatlı Kız Meslek Lisesi TDE Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı (1980-1998); İl Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürlüğü (1998); Devrekani İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (1998-2003) ve Tokat- Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (2003- 2004) Emeklilik (17.02.2004- ?). Halen Taşköprü ilçe merkezinde ikamet etmekteyim. _______________________________İletişim İçin / E-Postalarım:_______________________________asahin37@gmail.comasahin37@hotmail.comasahin37@msn.comasahin37@mynet.com________________________________GSM: 0542 783 78 74________________________________ asahin37@gmail.comBana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın ______________________________________________Türkiye'nin Batı Karadeniz Bölgesinde bir il; Kastamonu ve ilçeleri: Abana, Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Doğanyurt, Hanönü, İhsangazi, İnebolu, Küre, Pınarbaşı, Seydiler, Şenpazar, Taşköprü, Tosya ile ilgili siteler... _____________________________________________Bu sayfada zaman zaman ziyaret edip beğendiğimiz yöremizle ilgili Web sitelerinin linkleri bulunmaktadır. Sitenize kolayca ulaşmayı sağlayacak linkin bu sayfada yer almasını istiyorsanız lütfen bize bildirin.Esintiler___________________________... Devamı