İKİ ATEŞ ARASINDA YILDIZLAR
15/5/2009 · Kategori: Şiir
İKİ ATEŞ ARASINDA YILDIZLAR
iki ateş arasında yıldızlar
soruları cevapsız kalan uzun yol
çırpınan bedenlerin soluğu
çığlık bahçesinde korkular
duygularım susturuldu
şarkılar bizim oldu nedense
üstüme geldi geceler
yağmursuz bulutlarım sağır
eylül sorgusundan geçti yapraklarım
gözlerimin sularını rehin bıraktım
kanadı mavileri dünyanın
açlığın ağladığı
bir gülücüğün arkasına saklandım
yarım kalmış bir sevinci
ölmeden savaşlardan önce
okunan kitaplardan önce
sevgiler en büyük değerken
üşütme rengini güzel güllerin
çiy düşmüş erken kayıplardan
unuttuğum anılardan çok çektim
sahipsiz kalınca mavi gök
ırmaklar yorgundu bize
bu ırmaklara doğdu cemreler
aşkı doğurdu iklimine
ben neyi seçtim bilmiyorum ki
yüzümü kime verdim
hayallerim kanadı inan
renkli camlarda yazla kış arası
sessizliğin korkusu
nerden gelir bilinmez
sormadan izinsiz can evinde
zaman gizemli delibozuk
üretken değildim
düşleri sömürdü uykular
yarın kaygısı çoğaldı bende
şafakla benim işim
elli yaşın sabahı ısınan toprak
düzensizlik çoğalan yağma
tutsak olup anılar yumağına
güneş doğunca yaşam penceresinde
kurtul kuşatmalardan
git burdan al götür dudaklarını
hıncını al götür
dur durak bilmiyor
çiçek bozuğu yüzün
yanımda kanıtsız utancın rengi
yatağına ihanet eden
uçurumlar
ölümüne eşdeğer bir tecavüzün
tanığını geceler boğunca
saçların aklımda kaldı
açlık ne kadar yeğinse
sıcak o kadar yeğin
karanlıklar kanatırken yaramı
karanlığı ben mi seçtim söyleyin
ateşi ben seçtim öyle mi
ölümü ben
sen kendinden emin azıcık mutlu
yüzünü kirletmiş dünya
tacı tahtı karmaşık bir düzen
dilimde kekremsi böğürtlen tadı
tutuldu ay nasıl dayanacağım
oyun içinde oyun yanacağım
ayrılışın çiçeği düşlerimde
çocukluğum yağmalanıyor
uykulanm kederli
yaşam zor çiğnenmişim
vur neşteri öldürme
yeni dünya düzeni tek düze
kör ışıklar alıyor gözlerimi
dünya peşimde
öfkene düğümlenirse bir haber
şiirin sulan uzak düşerse bizden
soluğum yetmez yaşlanırım
sayarnadık çok şeyi unutulduk
katlirnize ferman eylediler
ufacık bir dalın ağlayan yanı oldum
her savaşın sonunda
cana can sağdı gençliğim
yargısız günlere doğru
başladı yolculuk
yüreğimde sevgiyi besleyen cevher
afrika karasına bir tutsak olsa
çağlar boyu sönük kalmış ateşin
kulağına doğanın en güzel şarkılarını
söyleyeceğim kulağını bana ver
duvarlar küs kalır tomurcuğa
inadına büyür yalnızlık
umrunda olmaz ayak sesleri
izinsiz çıkar gelir bulutlar
öfkene öfke yağarım
yaşlı toprak aydınlığı afrika
siyah-beyaz caneiğer kardeş
cangılında dönüşü olmayan yolculuk
orda yaşadım yalnız kaldı sesim
çok uzağında özlemlerin
konuğumsun dedikçe baharlar
aşkım ihanete uğradıkça
gözlerine kardeş diyeceğim
alnında ayrılığın saatleri yazılı
sisler aralansa bize gülecek gece
eski çağlara tanık olan düşünce
gülüyor ateş rengi fosil
elleri o zamandan özgür
adı bilinen ilk atamız cansız
ayağa kalktı
ilk adım ağaran şafaktı
ilk adım ilk denge
özüne uygun yalansız
yıldırımlar tutuşan çıngı
darvin'in söylediğince
biz olmasak ne olur diyorsun
tıkanıp kalır bıçak sırtı iz
kaybolur kasırgalarda doğasal aşk
okyanusların yüreğinde oturur
sayısız deniz
suların kapısında ölüm ustaları
kucağında esmer bir babil asması
ihanetin çığlığı bilinen haykırış
bağışla bizi zaman
bu piramitler değil mi
kıtlık kıran
yusuf ile züleyha
acının gırtlağına akan nil
bizi anlayan ne firavunlar
ne ibrahim
hiçbiri değil
yeryüzü seni atmadıkça başından
idama doğacak sayısız cenin
ne zaman ki soruldu bakışlarımız
kalka düşe / yıkıla kurula
ihaneti keşfetti insan
yoruldu yangınlarda hüznün gülleri
sormadan geçip gitti karanlık
yanıtlar sorusunu aradı
kuşkular büyüdü içimizde
yarasalar ışığa alıştı sözde
kutsal tabletlerin belleğinde
sözcükler
asur'dan hitit'e yüzlerce yıl
önceki değer
kelepçesi kollarında fırat'ın
yaralı ceylan gibi sağdıkça sağıyoruz
yaşlı kürede tek mevsim sonbahar
sular kızgın yatağına küsmüş
sular da ağrılar içinde kalırmış meğer
dallarında can besleyen ışığı
dağlarını aşa aşa bulurum
ateşi kül besler
baharı gül
seni anlayabilsem
kırılıp kalacak
güzelliğine dokunan hançer
kabuk bağladığında yaralarım
şavkım suya vuracak
göçmen kuşlarla gelecek türküler
sağaitacak güneş yaralarımı
anaç tanrıçalar olacak
çiftleşen gecelerden doğacak gündüz
sözden doğacak her söz
sütü saydam göl bereketinde
yaşamdan tat almaya alacaksın
sancılar kanayınca
yüzünde
yeni değil ki ayak oyunları
asya'dan / afrika'ya aynı çığlık
seni terkedeceğim davetsiz rüzgar
yaldızlı sözler canına okudu felsefenin
yıldırımlar yaktı ellerimizi asılıp kaldık
zincirlerimiz dolaştı birbirine
çizgiler yololup kanarken
büyüsü bozuldu yaşamın
yeni dünya düzeni yıkılan duvar
kavgalar son bulacaktı
oysa sular hala bulanık
sokaklar kabus içinde
sabırtaşı çatladı da öfkesinden
buna biz ad koyamadık
kanatsız kalmasın
zincirleri eriten ter
artık bitsin kuşatılmışlık
yarınlardan medet uman özlemler
yeşert içindeki baharı
yaşam için
umudu çiçekle
yeter
Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 13-22)

