DERGİLERDEKİ ŞİİRLERİ 1 / BEKİR KOÇAK

28/4/2009 · Kategori: Şiir

Ad Olduk Aydınlığa

yağmurun damlası yok havada
gümüş renkli kanatlar
arar atını bulutların
sonraya kalsa da
bakır rengi ayın
davete çağrılan insan
yaratır güzelliğini
buharı üstünde çayın
ulaşır harmanına

süren alışkanlıklar
horona duran gün
pusatı elinde yarın
asit yanığı beden
tutsak rüzgar
vurgun su
sesidir fabrikaların

parkların sağırlığı
sendeleyen yapraklar
kuş kovalar
fil ürkütür
hüzne boğulur aşkı
kanar zaman
ten küser
karışanı çok mekanda
biri kalkar bini düşer

sorgulanan çim
yakılan çiçek
susan susana şimdi
yaşamın gerçeği
ihaneti taşır içinde
donar kalır ellerimiz
biz
yalanın çekirdeği değiliz
sesimiz sarınca evreni
birlikte güleceğiz

küf rengi zorba
sabrına yenik kurşun
gözü köstebek
hızı rüzgar
görünür göğün camından
ruhlarda beslenen intihar
ayrılık telaşı gülümseme
vurulur düşer eşiğimize
bu utanç bize yeter

susma dedin susmadık
yürüdük çığlığına
taşındık gözlerine
ad olduk aydınlığa
dizildi boğazımıza dün
ateşine yandığımız gün




öğrendik heceleri
aşkın zoru
elenen kum
yorulan korku
emeğe yazılan tümce
dağıttı pusuları

doğanın hırsı mı
akrep yası mı
uçurum kaygısı yaşam
direnci ağlayan dehliz
sesini okşayan kadınlar
bakarak izlerine
doğanın insana
insanın doğaya
ettiğini anlar

herkes her şeyden haberdar
sabahı bekleyen kuşku
kabuk bağlayan yara
kendine asi kapan
siz ve biz
uzakta korna sesleri
doğarken ölürken kimsesiz
hasretin kahrına ortak
neresine teğetse evrenin
sesimiz merkezden duyulacak

küskün sayılır
akşamın hapsinde
adını devrim koyduğumuz insan
anne sıcaklığı
erken sabah
ayın ayazında
moru eski yalazın
alevi patlayacak
çığır türkünü yoldaşım
sustukça biz
bizi kim anlayacak

londra küstü
newyork sustu
kan içinde kesilen parmak
yurdum yuvam
onlara göre öksüz
hesabın yanlışı özde
azalmadık size karşı
umudu olduk yazan elin
düşünen beynin
anlayacak bunu elbet
okyanus ötesindeki adam


Bekir Koçak

 

Ad Olduk Aydınlığa, (Ekin Sanat, Sayı: 35, Ocak 2009 )

 

 

ANKARA DÜŞER YÜREGİME

 

1

dikenli teller içinde mayıs

gülkurusu haziranlar

tenim sonsuz akan ırmak

sol yanım ışkın

kovulmuş eylüller inceden ince

arzular alıngan günbe gün

seviştiğim ne dal ne yaprak

hesaba katılmaz bir düş dünyası

sancılı sıcak

ankara düşer yüreğime

aynaları kırılır ömrümün

 

 

yanı başımızda sardunyalar

kapılar kırk kanatlı bilmece

x artı y diyemem

emek ter beden

ten sorgular tini

hangi suikasttan kurtuldu

hangi barikata direndi bilemem

canımıza can katan rüzgar

 

2

suskun kalma

sesin sesimden kalabalık

onaran varsa yaranı

konuş dinlesin uzaklar

yakına sözünü geçir

kanıyorsa yaşamın yüzü

seninle gelir bu kente

süzülen bulut okunan şiir

fırında köz

demirde nar

incir dilli aydın

tütün saçlı akhisar

 

3

karadeniz poyraz öper

lodos patlar akdeniz

ağını dişler balıklar

bırak deme zoru bana

takası tayfası naçar

şahdamarı delinir elbet

kulaklara kaçınca kar

 

elleri yüzbin baca

gözleri yer altı ocak

tamiri imkansız ne var ki

düşü akşam serinliği

sıcak somun oğul uşak

bir adım ötesi mayıs

tutarsa dalları tomurcuk

uçurtmalar uçuracak

 

4

çıkar gözlerinden

aşkın yücesini

zehrine ne demeli

kitabı kurşun

haykırışı olmalı

düz, ün yokuşun

yeşili bırakıp kar sularında

okşa iki yüzünden birini

kavrul sıcağında yurdumun

alnımıza yazı değil kahrolmak

"ecele faydası yoktur korkunun"

 

5

ne var ki kolay olan

bak döl Emziren şu toprak

yalazlanır her yerinde

buğulanır yedi rengi

dur durak bilmez inan

alkış tutar gidenlere

cengaver kesilir

kınındaki kör bıçak

 

Bekir KOÇAK

 

Ankara Düşer Yüreğime, (Ekin Sanat, Sayı: 4, Mayıs 2005 )

 

 

AŞKIN ELİ TUFAN

 

sevginin konduğu her dal

sızıyor baharına yaşamın

ölüm dahil

bir el bir ele cehennem

çelik süngü sınaşık yüz

sabah üstünde gölgesi

kuşlar küs sular suskun

ne gemiler yaşlı

                  ne deniz hain

omzunda ömrün gizi

her adım sana yakın

yüreğin gül güzelliği

incecik çavdar rengi

dün hevesidir hıçkıran

merakını mucip kendince

mağdur kim mazlum kim

zamane dediğin "an"dır bu

ortalık yer "ölüler evi"

dili ağır sözü yaban

 

akşamları konuş

                tan alacasını

üç vakti üçe böl

gelinlik kız

               anaç göz doğum sancısı

varoş kapısı ağrıyan baş

bir yudum su

   harcıalem

nar yaprağı bereket

sor soruştur kokla menevişi

yarın sizindir güneş

emin emzirin çocuklar

kıyamet kopacaksa kopsun

                   siz kucaklayın güneşi

                                  mahşere kadar

aşkın eli tufan

sevdanın gözü

ağ içinde av

yıldız gülü

   ay tutuk

karanlık tünel ucu

mağara duldası güvercin

yalnızlığı uçar idim

düştüm köz üzre

                  yanarım için için

tanış yüzler onların yüzü

gençlik denir ya uçarı

yanar tende ten gibi

kaçamak ağır vebal

kimse kim onlar meçhul

zamana sitemi onların

kahrı aynalara ancak

 

Bekir KOÇAK

Aşkın Eli Tufan, (Damar, Sayı: 193, Nisan 2007)

 

 

BAHARIMIZ SENSİN

 

                        Torunum Salih Ege YÜKSEL’E

 

seni de karşıladım oğul, seni de

ölmeden önce

bir serinlik bahçemde gülüşün

sabah rüzgarlarına karşı

üşümüş bedenim

                     değince dudakların sıcacık

                     kuş kanadınca masum

                     kuş uçmalarınca ince

 

seni de karşıladım oğul, seni de

hoş geldin Ege Salih

                    demek ne kadar güzel

                    ne kadar kolay

seninle mutlandı yuvamız

seninle çoğaldı

                    baban Özgür annen İlkay

onların gülümsemelerinde

                                        seni kucaklamak

cemre sıcaklığınca kutsal

bahar tazeliğimce berrak

düşmek kirpiklerine damla damla

gözpınarlarına acıdan uzak

niyetim ve düşümü

oğul hoş geldin

                      ellerin ellerimde minnacık

yüreğimiz nevruz ateşi

mevsimler değişti bak

baharımız artık sensin

sen Salih Ege bebeğim

                              ne de güzelsin

                                            ne de güzelsin…

 

                                           Bekir KOÇAK

                                           03–05/08/ 2006

 

 

 

BUNLARI YAZMAYA "MECBURUM"

 

                                                   Attila ilhan'ın anısına

 

en yaralı kuş benim

saat kaçtı kaçı vuruyordu bilmiyorum

ne paris'ti aklımdaki

ne sokakları .

ağlayan yaprağın gözlerine

güvercinler konuyordu

acı bir durum

,suları içimde donuyordu

sütun sütun çizgiler gözlerimde

manşet olmak değildi düşümüz

söz yangını yorgun dilim .

"an gelir" "an gelir"

bir attila ilhan gider

bin attila ilhan gelir mi dersiniz

vurulur kalbinden binbir karanfil

gövdem bulvarlara düşer

gözlerimi içer bir deniz

hor görme aczimi ne olur

ölürken denizde vapurlar

binbir surat zaman

ve pespaye anlatılmaz an

üşüyen içimiz değil

soğuklardan değil bu yanmalar

 

kaçakları ayrı düşmüş bir hüzün

aklını oynatmış yorgun akşamlar gibi

uykuları m bölünüyor

                           uzaklarda vapur sesleri

gelen kim giden kim bilmiyorum

bildiğim "yağmur kokusu"

bildiğim hüzne boğulan ekim

 

senin saçların gibi olmasa da

kar beyazı benimki de

nerde kalmışsa yıldızlar

ordadır hayatta kalan iz

vuruşmak soluk kesmez ancak

yeşili uzaklarda bir hazan

acı bir durum

sen yoksun ya artık

daha çok vapurlar vurulacak

ben buna nasıl tanık olurum

herkes kendi rotasında "kaptan"

şikayet sanılmasın ama

bunları yazmaya "mecburum"

 

Bekir KOÇAK

 

 

Bunları Yazmaya 'Mecburum', (Ekin Sanat, Sayı: 10, Kasım 2005 )

 

 

 

ÇIĞLIK KÜSKÜNLÜĞÜ

 

dumanı özlenir her dağın

kalbine yenik düşünce hasret

köşe başlarına döner gün

dizlerini dövdükçe analar

yaşını saklar zümrüdüanka

yangın sonrası ışıltılar

taşra yollarında erken önce

eşkıya gözlerinden saklı

nasıl sinmişse dal uçlarına

orda kızılca kıyamet mayıs

zaman cimri~i ben miyim

sen de mi değişmeyen kanı

sanma ki acılardan uzağız

 

yaşlı yorgun binlerce damar

sustuğum hesap günleri

ağzımda kırgın sözcükler

yasak meyveler gibi

hırsından çatladı çatlayacak

hangi enkazın külünde közün

savrulup kaldıkça karanlıklarda

günahlı gecelerin çok olacak

 

korkusunda bilinmezliğin

yanık çiçekler açtım

pişmanım demeye dilim varmadı

dudaklarımda nar ekşisi bir sancı

sorma yangılı akşamlardayım şimdi

yıldızım sönük

düşerim dal sürgünü sokaklara

penceremde -hain inkar

hazari erken vurdu bizi

değmeden dudaklarına bir kızın

sevdayı yaşadık ıslık çalarak

yendik korkusunu gurbetin

çoğaldıkça pusular biraz daha

                                          biraz daha

döküldük yaprak yaprak

 

erikler çiçek açmıyor ben görmüyorum

yola çıkma vakti geldi geçiyor

toplayın ne varsa dünden kalan

uyandırın yolları tan vakti

çıkınımda yaralı bir dağ gölgesi

yaşa diyorsun bunca hüznü bedavadan

bıçak sırtı akşamlar gibi

ay yüzümde kanlı mühür

hasretim gül inceliğinde

ne kadar körpe geceler

ne kadar bakire

bağ bozumları olsa da bizden saklanan

diyeceği olmalı, ömrün ecele

 

sakla beni gül dalına

türküyle gel ıraklardan

gözün ellerinde olsun

                    sözün terinde

şimdi yoksulum

ümitsizliğim umarsız ağıt

ana oğul sardıkça birbirini

hangi eller uzanır kırık dallara

çığlık küskünlüğü bitsin diyorum

yol verin döl zengini kısraklara

küheylanlar aldanmasın

                            berraklığına suların

küheylanlar onlara inat biraz da

köpükler içinde çırılçıplak

gövdesi karayel yelesi poyraz

koşarak günün kızıllığına birer birer

çekip git

             git

                 gittiler

 

Bekir KOÇAK

 

 Çığlık Küskünlüğü, (Ekin Sanat, Sayı: 13, Şubat 2006 )

 

 

Dağ Esintisi Gelincik, (Ankara Edebiyat, Sayı: 5, Şubat 2008 )

(Fotoğraf Olarak Taranabiliyor Yalnızca)

 

Dilimdeki Sancı


suya bırak beni
ateşe bırak
alnına düşür demirin
çiy damlası kirpiklerin
güzelliğine koy
külü geç güle bırak

yalvaçlar gönderme günahlarıma
işim yok seninle tanrım
aldandım her seferinde
ellerimi aldı ateşin
geceler düştü korkularıma
kırık tabletlerde kaldı terim
ekmeğim elde

oyalandım kayaların resmine
renksiz çizdim dilimdeki sancıyı
yeşerttim ekini
güzellik güldüm
karardım zeytin
ekşidim üzüm
kuşları uçtum zamana
esrik günlerim oldu

ne sevmek
ne şehvet günahtı
upuzun sunaklarda
kırıldı virgülün dalı
noktanın derdi “ah”tı

ne varsa alnımda benim
incinen saçlaramda
sahipsiz canlı cansız
bakmadan çoğa aza
tutsağı oldum aykırı sesin
“yarin yanağından gayri”
her şey herkesin
olsun istedim


Bekir Koçak

 

Ekin Sanat, Kasım 2008

 

 

 

Dokun Sıcaklığınla

 

aynı göğün mavisini giyindik

bin fidan verdik

                     suyuna

ne sırtımızdaki yük

ne gözlerimizdeki fer

kendi başımıza bıraktı bizi

katlanmak kolay olsa

haydi neyse bir sefer

               atlayıp geçeceğiz tuzakları

               nerde arkamızda ağıtlar

               arkamızda dinmez fırtına

nasıl gidilir yalnız

nasıl susulur şafağa karşı

gizleyecek neyimiz var ki

bakmayın sessizliğimize

el elden tutar 

                 göz göze bakar

aldanıyoruz çocuklar

                   dersimiz

                         ateşle su

                          sonra gök gürlemesi

                          sonra ıssızlık

bunu elbet kitaplar yazar

dokun sıcaklığınla  

               kim ne derse desin

               bozulacak tuzaklar

               pusulacak çiçeklenecek

               o yüzden bu yaygara

 

                                        Bekir KOÇAK

Dokun Sıcaklığınla (Ekin Sanat, Mart 2009)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »