2009K Kurtuluş Yolu, Fikri Uzun

31/10/2009 · Kategori: Haber_Izlenim


KURTULUŞ YOLU

 

 

 

 

 

Kitabın Orjinal Adı

:

KURTULUŞ YOLU

Yayınevi

:

YALIN SES YAYINLARI

Yazar

:

FİKRİ UZUN

Kategori

:

EDEBİYAT-EDEBİYAT - DİĞER

Piyasa Fiyatı

:

10,00 - TL

İndirimli fiyat

:

10,00 - TL

ISBN No

:

9789944305457

Barkod No

:

9789944305457

Sayfa Sayısı

:

176

Temin Süresi

:

Gün

Boyutları

:

135-195

Kapak Cinsi

:

KARTON

Basım Tarihi

:

2009-9

 

Özentiden değil gerçek. Gün, ay, yıl olarak, doğum tarihim belli değil. Kastamonu, merkez Ortaköy’de, Anamın deyişine göre; “Yaprak kesiminde” doğmuşum. “Yaprak kesimi zamanı” temmuz, ağustos aylarına denk geliyor. Nüfus cüzdanıma bakılırsa, doğum tarihim:15 Ağustos 1945. İlkokulu bitirdiğim yıl, diploma alabilmem için zorunluluktan nüfusa kaydım yapıldı. Ağabeyim: “Askere geç gitmen için, yaşını küçük yazdırdım” demişti. Köyümüze daha okul yapılmadan, okuma yazmayı, babamın önerisiyle mahalle mektebinde mahalle mektebinin hocasından öğrendim. Başka çocuklara da öğrettim. İlkokulu köyümde okudum. Ortaokula, Nevşehir “Muhtelif Gayeli Ortaokulunda” başladım. Babamın ticaretle uğraşması nedeniyle, daha çocuk yaşta yurdun değişik yerlerini gezdim. Çeşitli kültürlerle tanıştım. Orta öğrenimi yıllarımda, Kastamonu-Nevşehir arasında gittim geldim. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü mezunu, Felsefe Öğretmenim Hacı Küçükkaraca’nın: “Amerikan barış gönüllüleri yerine, yurdumuzun en ücra köşelerine gidip, bu memlekete sizler hizmet edeceksiniz” tembihi üzerine; Kastamonu Gölköy Öğretmen Okulunu dışarıdan bitirdim, öğretmen oldum. Yirmi altı yıl öğretmenlik yaptım. Öğretmenliğimin yarıyıllarından beri, yerel Kastamonu Gazetesinde köşe yazıları yazdım. Toplumun düşünce ve tasalarını gazete köşelerine taşıdım. 1993 yılında emekli oldum. Emekli olmanın, “bir işe yaramaz” anlamına geldiğine inanmıyorum. Bir iki yıldır, ömrümün bende derin iz bırakan anlarını, toplum olaylarını, görüp duyduklarımı, anımsayabildiklerimi, öykü türünde yazıyorum. Roman tasarılarım da var. Çeşitli sivil toplum örgütlerinde görev yaptım. Şu anda da, sivil toplum örgütlerinde görev yapmayı sürdürmekteyim. Evli, üç çocuk babasıyım.

 

 

Fiyatı: 10.00 TL 8.00 TL (KDV Dahil)

Tedarik: 1 İş Günü İçinde Kargoya Teslim

Yayınevi: Yalın Ses Yayınları

Yazar: Fikri Uzun

Kategoriler: Roman - Öykü - Hikaye (Yerli), Şiir, Anı - Mektup - Günlük, Biyografi - Otobiyografi - Monografi, Eleştiri - Kuram

İSBN: 9789944305457

Özellikler:
Çeviren: Hazırlayan: Türü: 1. Baskı Eylül 2009 ??? sayfa ?? x ?? cm ??. Hamur Kağıt Karton Kapak Türkçe

Açıklama:

KURTULUŞ YOLU

                                                                          Mustafa ASLAN 

Kurtuluş Yolu, eğitim emekçisi Fikri Uzun’un yazılarından oluşmakta. Yazar, bu yazılarını aralıklarla da olsa yirmi altı yıl okurlarıyla görüşlerini paylaştığı Kastamonu Gazetesi’nde yazmış. Yazıların yerel bir gazetede yayımlanması nedeniyle de önemli.

 

AB, ABD ve İsrail

 

Fikri Uzun, Kurtuluş Yolu adlı kitabındaki yazılarının çoğunda günümüzün sorunlarını irdelemektedir.  AB ve ABD’nin ülkemizi nasıl çıkmaz bir sokağa doğru sürüklediğini tarihi bilgilerimizi anımsatarak veriyor.

 

AB ve ABD derken Fikri Uzun BOP’tan da söz etmiş. Sudan bahanelerle dört bir yana “Çaplan çalan” Amerika’nın bu palanının ardında yatan nedenleri belirttikten sonra BOP bölgesiyle ilgili bilgilerini okurla paylaşıyor. Yaşananların bugünle sınırlandırılamayacağı gerçeğini vurgulayarak geçmiş-bugün-gelecek bağlantısını kuruyor, BOP ekseninde. Bu yazılarını Ortadoğu ile ilgili yazdıklarını da ayrı tutmayarak okumak gerek. “Ve Ortadoğu” adlı yazısında “Arap-İsrail Çekişmesi”ni Yahudilerin bu bölgeye olan ilgilerinin tarihsel geçmişine giderek anlatıyor. Bir yerde BOP’u ABD - İsrail imalatı bir proje olduğunu duyumsuyoruz, Fikri Uzun’un yazılarının bütünlüğü içerisinde. İsrail, Amerika’nın da desteğiyle kafa tutmaktadır bölgeye. Gözü Mezopotamya’dadır, Kenan Ülkesi’nden sonra.

 

“İbraniler bu gün; ticari, siyasi ve ekonomik alanda etkili oldukları “güçlü” Amerika’yı arkalarına alıp, geçmişin hesabını görüyor, Kenan Ülkesinden sonra, atalarının geldiği Mezopotamya’ya, Harran’a göz dikiyor olabilirler.” (s.166)

 

 

“Kurtuluş Yolu”

 

Uzun’un yapıtına Kurtuluş Yolu adını vermesi boşuna değildir. Bu, Kastamonu’da Şeker Köprü’den başlayıp İnebolu’da biten yola Kurtuluş Savaşı yılları anısına verilen ad olmanın yanında bir “Kurtuluş Yolu” aranmaktadır ve o yazılarında bu yolu imlemektedir. Ülkemiz bir AB ve ABD saldırısı altındadır. Bir çıkış, “Kurtuluş Yolu” bulunmalıdır. Dağınıklıktan kurtulmadıktan sonra kimseye kurtuluş yoktur.

 

Kastamonu

 

Fikri Uzun Kastamonu’da yerel gazetelerde yazan bir eğitim emekçisi. Doğal olarak bu kentle ilgili olarak da yazacaktır. Yerel sorunların yanında Kurtuluş Yolu’ndaki yazılarının kimisinde tarihi geçmişiyle kültür kenti Kastamonu duruyor. Osmanlı’dan günümüze uzanan zaman dilimi içinde bu kültür kentini irdeliyor.

 

Kimi zaman tarihi gelişim içinde Kastamonu’yu görürken kimileyin de günümüzde yaşanılan sorunları aktarmış yazılarında. Örneğin, Nasrullah Şadırvanı’ndan Kurşunlu Han, Frenk Şah Hamamı’nın dünü ve bugününü yazarın kaleminden zevkle okuyoruz.

 

Yazar, Kastamonu’yu anlatırken Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Kurtuluş Savaş’ımızı ve kahramanlarını yazılarının dışında tutmamış tam tersine odağına almış yapıtının.

 

Fikri Uzun’un yazıları bir birikimin ürünüdür. Okurken tarihi ve kültürel bir yolculuğa çıkıyor insan. Ancak sıkıcı olmayan, bir söyleşi havasında hepsi de. Sanki bir arkadaşınızla karşılıklı oturmuş konuşuyormuşsunuz gibi.

 

“Kurtuluş Yolu” her zaman vardır. Umutsuzluğa yer olmamalı yaşamımızda. Umutları yaşatır insanları.

 

Anadolu’da Fikri Uzun gibi kalemlerin çoğalması dileğiyle…

 

*Fikri Uzun, Kurtuluş Yolu, I. Basım: Haziran 2009,Yalın Ses Yayınları-İstanbul

Türkiye Yazarlar Sendikası'nın Yeni Dönemi

20/10/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

Türkiye Yazarlar Sendikası'nın Yeni Dönemi

Türkiye Yazarlar Sendikası gerçekleştirdiği 16. Genel Kurulu ile yeni dönemine girdi.

30 Mayıs 2009 Cumartesi ile 31 Mayıs 2009 Pazar günlerinde Gazeteciler Cemiyeti'nin Burhan Felek salonunda toplanılıp yasal yol ve yöntemlerin tümü uygulanarak yapılan seçimle yeni kurullar oluşturuldu. Buna göre:

YÖNETİM KURULU

Enver Ercan,
Mustafa Köz,
Tevfik Taş,
Mehrizat Poyraz,
Kâmil T. Sürek,
Nurullah Can,
Tozan Alkan,
Özgün E. Bulut,
Şenel Gökçe

DENETLEME KURULU.

Ahmet Miskioğlu,
Lütfi Kaleli,
Ali Ersin Günce,


DİSİPLİN KURULU.

Hıfzı Topuz,
Adnan Özyalçıner,
Cengiz Bektaş,
Ataol Behramoğlu,
Egemen Berköz.

TYS'nin 35. Yılı

Nurullah Can'ın verdiği haber:

«Türkiye Yazarlar Sendikası'nın 35. yılı, 3 Mayıs 2009 Pazar günü, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi Fazıl Say Salonu'nda kutlandı.

Gece, TYS Yönetim Kurulu üyesi İlhan Gülek'in hazırladığı, sendikanın 35. yılını özetleyen saydam gösterisiyle açıldı.

Açılış konuşmasını Genel Başkan Enver Ercan Yaptı.

Daha sonra, eski başkanlardan Cengiz Bektaş ve Ataol Behramoğlu ile 1974-1989 yılları Genel Yazmanı Adnan Özyalçıner söz aldı. Bunu PEN Başkanı Tarık Günersel'in, Hıfzı Topuz'un, Ahmet Miskioğlu'nun, Lütfi Kaleli'nin ve Sennur Sezer'in konuşmaları izledi.

Son konuşmayı sendikanın 10 yıldır Kadıköy Temsilciliği görevini üstlenen Mehrizat yaptı. Mehrizat, bu 10 yıllık süreçte, sendikaya kucağını açan Anadolu yakasının sivil toplum kuruluşlarına, eğitim kurumlarına ve yeret basına teşekkür etti.

Geceye, Sezai Sartoğlu'nun yönettiği "Nar Sesleri" topluluğunun şiir ve türkü dinletisiyle, Ömer Özgeç-Güneş Özgeç Yuğnak ikilisinin mini konseri ve Karabey Aydoğan'ın türküleri renk kattı.

Ayrıca Ulvi Ari'nin sözsüz oyun ve Troya Folklor Araştırmaları Derneği'nin halk oyunlarıyla süren kutlama, fotoğraf çekimi, anmalık sunumu ve bir ağırlamayla sona erdi

Geceyi bu üç saatlik sürede tek başına sinema ve tiyatro oyuncusu Gülsen Tuncer sundu.

Etkinlik, yönetmen Engin Ayça'ca filme alındı.»

Sait Faik Anıldı

Nurullah Can arkadaşımızın verdiği haberi olduğu gibi sunuyoruz:

«Ada Dostları Derneği, Troya Folklor Araştırmaları Derneği ve Türkiye Yazarlar sendikası işbirliği ile düzenlenen "Sait Faik Anma Günleri 31 Yaşında" etkinliği 24 Mayıs Pazar günü, Burgazada Adalar Su Sporları Kulübü'nde yapıldı. Etkinlikte Ada Dostları Derneği Başkanı Perihan Ergun derneğin gelecekteki tasarılarından söz etti. Daha sonra TYS Başkanı Enver Ercan, Cumhuriyet gazetesi yazarları Ataol Behramoğlu, Ali Sirmen, Şükran Soner, DarüşşafakaVakfı'ndan Ahmet Çakaloz, Adalar Belediye Başkanı Mustafa Karsakoğlu, Adalar Kaymakamı Mevlüt Kurban, Yazar Zeynep Aliye konuştular. Sait Faik ödülünün buyılki kazananı Feryal Tılmaç'a Dernek Başkanı Perihan Ergun bir anmalık sundu.

Etkinliğin müzik bölümünde Sadık Gürbüz türküleriyle, Selâmi Ablaş gitarıyla katıldı. Troya Folklor Araştırmaları Derneği'nin folklor gösterisinin ardından şairler Mehrizat ve Nurullah Can, Sait Faik'in şiirlerini yorumladılar.

Etkinliği sinema ve tiyatro oyuncusu Gülsen Tuncer sundu. Yönetmen Engin Ayça ise filme aldı.»


 

Naim Tirali'yi Yitirdik

NaimTirali ile ilgili ilk haberi Türkiye Yazarlar Sendikası'ndan 26 Mayıs 2009 Salı günü saat 15:59'da gelen e-posta ile aldık.

Naim Tirali, 27 Mayıs çarşamba günü, Kadıköy Belediyesi ile TYS'nin, Caddebostan Kültür Merkezi nde birlikte düzenledikleri, Mehrizat'ın yönettiği törenle uğurlandı. Eşi Günay Tirali, kızı Emine Tirali, oğulları Hasan Tirali ile Yavuz Tirali başta olmak üzere kalabalık bir topluluk vardı. TYS Başkanı Enver Ercan, TYS'den Nurullah Can, Nevra Bucak, Emine Erbaş, Öner Cıravoğlu, Osman Şahin, Necati Güngör, Hikmet Altınkaynak, Türk Dili Dergisi Sorumlu Yönetmeni Ahmet Miskioğlu oradaydılar.

Tarık Günersel, Öner Ciravoğlu, Naim Tirali'nin lise yıllarından arkadaşı Naci Baydar, Turgut Acar, Müslim Çelik, Yaşar Kemal, Kemal Bekir, Erdoğan Ersever, Tevfik Taş, Ahmet Oktay, Aslı Durak, Mustafa Yılmaz da orada hazır bulundular.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Gazeteciler Cemiyetinin Eski Başkanı Nail Güreli, Kadıköy Belediyesi görevlileri ve bütün Kadıköylüler törende yer aldılar.

Saydam gösterilerinden sonra, Mehrizat, Tirali'in yaşam öyküsünü ve yazınımızdaki değerini kısaca ortaya koyup konuşmacıları birer birer kürsüye çağırdı.

İlk konuşmayı Belediye Başkanı Av. Selami Öztürk yaptı. Daha sonra Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Enver Ercan konuştu. TGC Başkanı Orhan Erinç ve sonra Tarık Günersel, Ahmet Miskioğlu, Erdoğan Erseven, Kemal Bekir, Osman Şahin, Naci Baydar, Müslim Çelik vb. konuşmalar yaptılar.

En son, Ahmet Miskioğlu'nun Tirali'nin koruyucu meleği' dediği kızı Emine Tirali söz aldı; sevenlerinin hepsinin bu törende bulunduğunu vurgulayarak teşekkür etti, babasının yarın öğle namazınm ardından Giresun-Piraziz'de aile gömütlüğünde toprağa verileceğini açıkladı.


 

Özel Fransız Sainte Pulcherie Usesi'nde Bilimsel Şölen
6. Kültür Edebiyat Sempozyumu
"Şiirimizin Dünü ve Bugünü"

16 Mayıs 2009 Cumartesi günü gerçekleştirilen bilimsel şölenin izlencesini sunuyoruz okurlarımıza:

09.00 - 09.25: Karşılama

09.30 -10.00: Açılış konuşmaları - Fransız Başkonsolosu Sn. Morunun açılış konuşması.

10.00 - 10.40: Ataol Behramoğlu "Sözcüklerden Şiire Yolculuk'

10.50 - 11.40: Sennur Sezer "Divan Şiirinden Günümüz Şiirine Değişen Kadın Profili ve Hayattan İmgeler"

11.50 -12.40: Öner Yağcı "Halk Şiirinden Çağdaş Şiirimize"

12.40 -13.25: öğle yemeği

1330-14.20: Hilmi Yavuz "Şiir ve Tarih"

14.30 -15.10: Lale Müldür 80'ler şiiri ve Hakikat Kavramı"

15.20 - 16.00: Turgay Fişekçi "Çağdaş Türk Şiirinin Gelişim Evreleri"

16.00 -17.00: Ayla Algan ilk Hümanist Yunus Emre'den Türkçe, Fransızca, İngilizce şiir dinletisi"

16.00-17.00: Ağırlama


 

Bir Baba ve Oğulları ya da "Çıldırtılan Türkler"

Cumhuriyetimizin düşmanları, ne yazık ki, bu günlerde çoğaldıkça çoğalıyor.

"Amaç Kafaları Karıştırmak!" adlı yazısında (21.06.2009, Cumhuriyet) dergimizin Danışma ve Yazı Kurulu üyesi Sayın Oktay Akbal, bu durumu belirtti; şunları yazdı:

«Şu günlerde 'AKP ve Fethullah'ın işini bitirmek' başlıklı bir belge ortalıkta dolaşıyor. Her zamanki gibi, Silahlı Kuvvetler'e sık sık sataşmaya kalkan bir gazetenin son marifeti. Bir zamanların yazılarıyla, nice gençleri kendi çizgisine çağıran, pek çoğunun bu yolda harcanmasına neden olan bir yazarın oğulları!.. Nedir içlerindeki bitip tükenmez düşmanca duygu? Atatürk unutulsun, Cumhuriyet devrimleri tarihe karışsın, laiklik karşıtı birtakım odaklar ülkenin geleceğine egemen olsun, Amerika'ya daha çok, daha sıkı bağlanalım, Türk ulusunun tek güvendiği güç olan Silahlı Kuvvetlerin etkinliği azalsın, askerlik bir çeşit polis kuvveti haline gelsin!.. Altan kardeşler, bunu mu isterler, sürekli uyduruk olaylar yaratmakla!..

İrtica ile savaşım! Yıllardır sürdürmek istenen bir amaç, bir hedef değil mi? Ama kimilerine göre 'irtica' diye bir şey yok. Kemalistlerin uydurması! Kim o Kemalistler;

Ergenekon savcısının, kendini gerçek savcı ilan eden Tayyip Bey'in isteğiyle, toplanıp içeri tıkılan, aylarca koğuşlarda yargılanmayı bekleyen, bu arada hastalanan, ameliyatla yaşamda kalma uğraşı veren Türkiye'nin aydınları... Prof.'lar, rektörler, yazarlar, gazeteciler, generaller, albaylar... Taraf gazetesinin yayına çıktığı günden bu yana, suçladığı, hedef gösterdikleri...

Taraf bir gazete midir? Yoksa bir curnal aracı mıdır? doğru dürüst haber vermek, okunmaya değer yazılar yayımlamak değil, durmaksızın ortalığı karıştırmak, günden güne hızlanan bir çabayla, halkımızı aydınlığından koparıp bir zindan karanlığına saplanmasını sağlamak...

Şöyle otuz kırk yıl önceyi düşünüyorum. Altan kardeşlerin babası Çetin Altan'ın toplumculuk savaşımını!.. Bu arada beni de aynı kavgaya çağırışını!.. Şimdi o kavga bitti, başka bir kavga var; Türkiye Cumhuriyetinin temellerini değiştirmek, aydınlıkları yok etmek, uygar bir toplumun oluşmasını önlemek!..»

Mümtaz Soysal da, "Çıldırtılan Türkler" adlı yazısını (27.06.2009, Cumhuriyet) şöyle bitiriyor: «Sanki yapılacak hiç başka iş yokmuş, çözmesi gereken ciddi sorunları, dev gibi hedefleri yokmuş gibi, olmayacak konularla, saçma sapan söylentilerle, ne idüğü belirsiz belge hikayeleriyle meşgul edilen bir toplumun çeşitli kesimleri birbirine düşürülmüş ve karşılıklı suçlamalarla çıldırtmıştır.

Artık, günü geldiğinde her türlü çılgınlığı göze alabilecek bir toplum yerine, sürekli akılsızlık yaşayan bir toplum durumuna düşürülüp hurafelere sarılmak durumunda bırakılan toplum olmaya doğru itildiğimizi bilerek aklımızı başımıza devşirmemiz gerekmez mi?»


 

-Hükümete Uyarılar-

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya Konuştu

Yargıtay Başsavcılığının Onur Günü nedeniyle uzun bir konuşma yapan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, hükümete uyarılarda bulundu.

«Belli makamı işgal eden kişilerin Yüksek Mahkeme kararlarına yönelik kişisel görüş açıklaması şeklindeki beyanlarının yargı üzerinde güveni zedeleyici olduğu müşahede edilmektedir. Yargıya güven ve saygı sürekli ise erdemliliktir. Siyasilerin yargı organlarının açıklamalarından rahatsız oldukları yönündeki beyanları ise devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı bir medeni işbirliği ve işbölümü olan devlet organları arasında üstünlük anlamına gelmeyen, kuvvetler ayrılığı ilkesini göz ardı eden ve siyasi gücün her şeyin üstünde olduğu imajını veren beyanlardır. Siyasilerin politik çıkarlara dayalı beyanları, güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır.»

«Aşiret, tarikat ve cemaatin egemen olduğu toplumlarda, bireyin gelişmesi, özgür olması mümkün olmadığından, Avrupa toplum düzenine ulaşmak için dinsel ve etnik siyasetten uzaklaşarak birey haklarını koruyan, bireyin ekonomik gelişmesini hedefleyen, demokratik bir siyaset oluşturulması, halkımız ve ülkenin geleceği açısından yararlı olacaktır. Siyasi düşünceler, ülke barışı için tehdit yaratacak bir noktaya varüırıimamaîıdır, açık toplum ve hukukun üstünlüğü kavramlarında ilkeli davranmak gereklidir. Cumhuriyetin kumlusunu, kurucularını, demokrasi ve özgürlükleri, hatalı ve kendine göre yorumlayıp fazlasiyle tartışan, tartışmaya açan toplumlar, devletler kendisiyle aşırı yüzleşmeye doğru giderek milli benliğini, varlığını, varoluş nedenlerini kaybedip gururla, iftiharla yaşadıkları devletin birlik ve bütünlüğünün değerlerini bir yana bırakarak yeni rejimler, liderler aramaya yönelirler.»


 

Genel.Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ Konuştu

Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, 26 Haziran 2009 Cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuştu. Bu konuşmadan gazetelerden derlediğimiz kimi bölümceler sunuyoruz okurlarımıza:

«Şu anda elimizde olan hukuki anlamda bir kâğıt parçasıdır. Yargıtay içtihadına göre belge, hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan bir yazıdır. Türkiye iki haftadır bir kâğıt parçası etrafında gereğinden fazla enerjisini harcamıştır. Ayrıca yargı sürecine sabırla ve sükûnetle bekleme basiretini de gösterememiştir. Her şeyden önce bunlardan dolayı gerçekten biz Türk Silahlı kuvvetleri olarak üzgünüz.»

«Türk Silahlı Kuvvetleri, hiçbir gerçeğe dayanmayan, hukuk dışı davranışlarla yıpratılması faaliyetlerinin devam ettirilmesine katlanamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke bütünlüğünün her türlü dış etkilere maruz bırakılmasına seyirci kalamaz. Unutulmamalıdır ki, TSK'nın korunmasını ve haksız yere yıpratılmasını aynı zamanda ülkemizin bir beka sorunu olarak görüyoruz, lütfen bu noktanın iyi anlaşılmasını istiyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bütünlüğünün korunması ve artık haksız yere yıpratılması, sadece TSK'nin bir sorunu değildir. Biz bunu ayni zamanda ülkemizin bir beka sorunu olarak görüyoruz»

«Askeri savcılığın verdiği kararı beğenebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz. Ancak bu karara karşı saygısız ve küçümseyici tavırlar içine giremezsiniz. Bu tip davranışlar, askeri yargıyı küçültmez, bu şekilde davrananları küçültür. Son dönemlerde artan bu şekilde ve örgütlü olarak, altını çiziyorum örgütlü olarak gerçekleştirdiği değerlendirilen kurgulanmış bazı olaylar, TSK'yı yıpratma ve karalama kampanyasına dönüştürülmektedir.»

« Türk Silahlı Kuvvetler üzerinde oynanan ve oynanacak oyunlar, bizim görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmedeki kararlılığımızı etkileyemez. Kimse de bu şekilde beklentilerin içinde bulunmasın. TSK'nın güvenlik boyutunda ilgilenmek zorunda olduğu ülke konularına ilişkin görüş, düşünce ve tekliflerimizi yasal platformlarda ilgili makamlara iletmeye devam edeceğiz. Tahriklere kapılarak kamuoyu önünde tartışmalara girmeyi uygun bulmuyoruz.»

«Belge nerede bulundu? Bir yerde bulundu işte, ayın 4'ünde. Öyle mi? 6'sında İstanbul'daki mahkemenin oturumunda bu dosya açıldı. Birtakım evrak var. Peki, 6'sında açıldı, 12'sinde bir gazeteye servis edildi, açık. Şimdi bunu sormaya. sorgulamaya hem hukuk, hem şekil yoluyla hakkımız yok mu? Acaba, özel kasıt mı var burada? Bunu sormak hem hukuk yoluyla, hem de öbür şekillerde bizim hakkımız.»

«Emniyet Genet Müdürlüğü Kriminal Dairesi bir rapor hazırladı, 22 Haziran'da. Niçin? Şimdi bu soruyu sormak hakkım değil mi? Şimdi bunlar tabii ki elbette bizi de düşündürüyor... Bunlar

yanlış. Bırakın süreci normal mecrasında aksın. Bırakın doğru neyse çıksın. Ona hiç itirazımız yok ama siz doğrunun çıkmasını beklemeden devamlı hukuk sürecini dinamitlerseniz ne olacak bu Türkiye'nin hali? Bunu hakikaten, ciddi olarak düşünelim.»

Şimdi, biz, TDD, İlker Başbuğ'un bir sorusunun altını çiziyoruz

«...ama siz, doğrunun çıkmasını beklemeden devamlı hukuk sürecini dinamitlerseniz ne olacak bu Türkiye'nin hali?»


 

Uygarlıklar Çatışması

Bir gerçeği vurgulamak gerekiyor:

Türkiyemizde bir Ergenekon çılgınlığı sürüp gitmektedir.

Ama ortada bir oldu-bitti var: Gül'le Tayyip, darbeyi yaptılar bile! Bu darbeden kurtuluş da görülemiyor.

Yalnız Türkiyemizde değil, bütün dünyada görülmemiş bir durum...

Soru şu: Bu durumun soruşturmasını kim yapacak?

Ulusun gözbebeği nice insanlarımız "Ergenekon'da hastalanıyor ve ölüyor. Bütün ülkemizin, bütün dünyanın gözleri önünde, kitabına uydurarak, tuttuklarını orada öldürmeye çalıştıkları apaçık belli.

Darbe dedikodusuyla kalkıyor, darbe dedikodusuyla yatıyoruz; ama Gül'le Tayyip bu karmaşada, bildiklerini okuyarak darbe yaptılar bile...

Bir yığın aldatmaca karşısındayız.

İkisi birden Avrupa'ya gitmişlerdi. Bir söz atmışlardı ortaya: "Uygarlıklar Uyuşması"...

Kendi dilleriyle söyleyelim: Medeniyetler İttifakı...Bunu İngilizlere, Almanlara, Fransızlara,

İtalyanlara, Danimarkalılara nasıl dillendiriyorlardı bilmiyoruz. Biz burada her şeyi gazetelerden izledik.

Gerçekte ise çatışma götürdüler Avrupa'ya. Hiç de Avrupalıya benzemeyen bir görünümle, başı sımsıkı bağlı, sıkmabaşlı olarak gittiler her ikisi de Almanların, Fransızların karşısına.

Yani görünüş diliyle dostluk, kardeşlik ve uyuşma değil, uyuşmazlık götürdüler.

Türkiye'nin çıkarları da umurlarında değildi. Kendi karanlık düşüncelerince ustaca iş yapıyorlardı. Ama, Fransız Cumhurbaşkanı yutmadı, Alman Başbakanı yutmadı. Karşı çıktılar. Kendileri açık konuşmadıkları için onlar da açık konuşmadı:

"Türkiye'yi istemiyoruz!" dediler. "Sizin sımsıkı bağlı sıkma başınızı istemiyoruz yerine Türkiye'yi istemiyoruz dediler.

Bu kargaşa içinde, Tayyip'le Gül, Türkiye'de yapacakları Karanlık darbeyi yaptılar bile, Karanlık Şeriat yönetimine doğru yuvarlanıyoruz! Aşkolsun!

Kargaşa süreceğe benziyor!


 

Türk Dili Dergisi'nin 2009 Yaz Etkinlikleri

Eylül 2009'dan başlayarak dergimiz yazarlarını Datça-Palamutbükü halkı ve dinlencecileri ile buluşturuyoruz.

Beşer günlük dönemlerle dergimizin ozanlarını, öykücülerini, romancılarını, yazarlarını Palamutbükü halkı ağırlayacak.

İlk olarak Şair Arife Kalender ile Eleştirmen Mustafa Öneş bu çağrıya katılıyor. 31 Ağustos Pazartesi ile 5 Eylül Cumartesi arasında Palamutbükü'nde ağırlanacaklar.

Sonra (abecesel) sıra ile:

7 Eylül Pazartesi -12 Eylül Cumartesi arası Nevra Bucak, Tülay Ferah, Mehrizat, Aysel Tezer.

14 Eylül Pazartesi-19 Eylül Cumartesi arası Zeynep Aliye, Tansu Bele

Bayram haftasını izleyerek:

28 Eylül Pazartesi - 3 Ekim Cumartesi arası Nurullah Can, İnci Ponat...

Gelecek mevsimler boyunca etkinliğimizi, bütün bunları kurumlaştırarak sürdürmeyi düşünüyoruz.

Yüzlerce yazarımız bu etkinliklerden yararlanacak. Nuray Gök Aksamaz, Ömer Demircan, Sait Maden, Ayten Maden, Osman Bolulu, Ali Dündar, Hikmet Kurter, Süreyya Ülker, Yusuf Çotuksöken, Betül Çotuksöken, Öner Yağcı, Turgut Acar, Anais Martin, Fatma Gürel, Okan Baba, Osman Şahin, Osman Serhat... Daha öbür yazarlarımız, bütün yazarlarımız...

Arat Ovalı

Türk Dili Dergisi Yayınları için BURAYI tıklatınız...

 

E S K İ         S A Y I L A R

12345678910111213 14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 323334353637 38 39 40
41 42 43 444546 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60
61 62 63 64 65 66 67 68 69 7071727374757677787980
81828384858687888990919293949596979899100
101102103104105106107108109110111112113114115116117118119120
121122123124125126 127 128 129130131132 133 134

İZMİR MİLLETVEKİLİ CANAN ARİTMAN’IN BÜLENT ARINÇ'A CEV

11/5/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

İZMİR MİLLETVEKİLİ CANAN ARİTMAN’IN BÜLENT ARINÇ'A CEVABI

09 MAYIS 2009

Anlaşılan Arınç 5 yıl önce yetmiş milyonun önünde benden aldığı acı biberlerin acısını hala unutamamış.

 

Arınç’ın çarşaflıya rozet taktığım beyanı doğru değildir. Binlerce kadına rozet taktım ama içlerinde hiç çarşaflı yoktu. Ben İzmir Milletvekiliyim. Çarşaf benim memleketimde kullanılan bir giysi değildir. Ama bir törende önüme rozet taktırmak için çarşaflı bir kadın gelseydi onu refüze edemezdim, incitemezdim, dışlayamazdım. Ben üzüntüden kahrolurdum ama o kadını asla üzmezdim. Zaten bizim mücadelemiz çağdışı kıyafetleri giymek zorunda bırakılmış kadınlarla değil kadınlar üzerinden siyaset yapan, onları baskılayan, kapatan, ikincilleştiren, çağdışı kafaya sahip erkeklerle. Kadınlar bu kafa nedeniyle zaten mağdur ve mazlum. Biz asla mağduru suçlamayız, bilakis ona sahip çıkarız, kucaklarız. Sorun kendisi çağdaş kıyafetler içinde olan ama kafasının içi örtülü, kadını çağdışı, yaşam dışı bırakmak isteyen, dini, kadını siyasete alet eden, dine de kadına da saygısı olmayan erkeklerdir. Onlar kadını ikinci sınıf yapmak istiyorlar, biz eşit insan yapma mücadelesini veriyoruz ve bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Kadınlarımızı o çağdaş giyimli ama çağdışı kafalı erkeklerin mezaliminden kurtaracağız. Kadınlarımızın Atatürk’ün hedeflediği, amaçladığı gibi erkeğiyle eşit birey olarak yaşamın her alanında var olmasını sağlayacağız. Türkiye’nin aydınlanması, çağdaşlaşması ve sürdürülebilir kalkınması ancak ve ancak özgür birey olan kadılarla sağlanabilir.

 

            Kadınlarımız AKP iktidarında her konuda geriye götürülmüştür. Tüm uluslararası raporlarda Türk kadını listelerin sonunda Suudi Arabistan, Yemen gibi ülkelerle birlikte yer alıyor. İşte gerçek kıyamet budur. Ve bunu yaratanlar iktidardadır. Türkiye bu kâbustan, bu karanlıktan, bu karanlık kafalılardan kurtulacaktır.

 

Bunu kadınlarla birlikte başaracağız.

 
 
                                               Opr. Dr. Canan ARİTMAN
                                               İzmir Milletvekili

Geleceğin Medyası; Bloglar...

10/5/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

Geleceğin medyası; bloglar...

Bloglar internette kişisel ifadenin en kolay ve hızlı yolları arasında. Henüz çok kısa bir tarihleri olmasına karşın, hızla kendi iletişim mecralarını yaratıyorlar. İlerde de hantal medya kanallarının tekelini kıracağa benziyorlar. Şimdiden pek çok kurum ve marka blogcuların yazdıklarına göre tavır belirliyor...

SİNEM DÖNMEZ

İnternet yeni dönemde kendi fikirlerini üreten ve kamuoyuyla paylaşabilen bir halkın yeni mecrası olmaya doğru ilerliyor. Kişisel bloglarında “ben buradayım” diyebilen blog yazarları, istedikleri konuda düşüncelerini ifade ederken, deneyim ve eleştirilerini de aktararak seslerini duyuruyor. Kendi yazarlarını yaratan, yeni ve yaratıcı fikirlerin yer aldığı bloglar pek çok kurum tarafından özellikle dikkate alınıyor. Hatta artık blog yazarlarına ödül bile veriliyor. Geçen hafta ikinci kez düzenlenen Blog Ödülleri 2009, 14 dalda verdiği ödülle, blog yazarlarının sadece kendileri için yazmadıklarını kanıtladı.

Ödül töreni öncesinde düzenlenen 2009 Blog Konferansı’nda en çok konuşulan konu, internet kullanıcılarının neden blog yazmaya yöneldikleri, sosyal medya ve blogların iletişim dünyasına katkılarıydı. Örneğin Microsoft’un etkinliklerine basın mensuplarıyla birlikte blog yazarlarını da çağırması blogların gittiği yeri de işaret ediyor aslında. Blog yazmak genel olarak halk arasında sanal ortamda günlük tutmak olarak algılansa da, artık internet kendi yazarlarını ve kendi iletişimcilerini yaratıyor. Son zamanlarda kendini ifade etme yöntemlerinin başında gelen internet, özellikle interaktif olması ve halkın katılımını sağlamasıyla, güçlü bir kitle iletişim aracına kavuştuğumuzun göstergesi. Biz de blog ödüllerini organize eden ekipten Burcu Şensoy ve katılımcılara yazdıkları blogları sorduk.

Şensoy, yurtdışında yükselen bir çizgide seyreden blogların Türkiye’deki gelişiminin de aynı paralellikte seyrettiğini görünce ödül töreni düzenleme fikrinin ortaya çıktığını söylüyor. Kendisinin de uzun yıllardan bu yana blog yazdığını vurgularken, “Bloglar, güçlü içerik üretimlerinin yanı sıra, diyaloğa dayalı yapılarıyla da tek yönlü iletişim devrini kapattılar. Bu yeni mecranın desteklenmesi, gelişebilmesi ve daha fazla insana ulaşabilmesi için neler yapılabileceğini düşünürken aklımıza Blog Ödülleri fikri geldi. Blog Ödülleri’nin yurtdışında benzerleri bulunuyor, ancak Türkçe içerikle o platformlarda yer almamız ve kendimizi göstermemiz mümkün değildi. İşte biraz da bu noktadan yola çıkarak geçen yıl, tamamen Türk blog küresine yönelik bir organizasyon düzenlemeye karar verdik” diye anlatıyor.

2009 Blog Ödülleri’ne toplam 1436 blog başvurmuş. İlk elemenin ardından 1176 blog 14 farklı kategoride yarışmaya hak kazanmış. Oysa geçen yıl yarışmaya topu topu 471 blog yazarı katılmış. Blog yazarlığının gelişmesinin artık tek yönlü iletişimin bir fayda sağlamamasından kaynaklanan doğal bir süreç olduğunu anlatan Şensoy, ödüllerin bu süreci güçlendirmek için bir destek mekanizması olarak da değerlendirilebileceğini söylüyor. Amaçlarının blogların güçlenmesi, seslerini daha geniş kitlelere duyurması ve her şeyden önemlisi genç blog yazarlarının uzun süredir bu işle uğraşan tecrübeli blog yazarları önderliğinde teşvik edilerek güçlü ve istikrarlı kalemler haline gelmeleri olduğunu anlatıyor.

Blogların, içinde bulunduğumuz karşılıklı iletişimin ve diyaloğun son derece önem kazandığı çağa da uygun bir platform yarattığını söylüyor Şensoy. Basın toplantılarına blog yazarlarının davet edilmesini de, blog yazarlarının tarafsız bir bakış açısıyla yazabilmelerine ve internetin inanılmaz hızdaki aktarım gücüne bağlıyor. Şensoy, kullanıcı geri bildirimleri doğrultusunda gelişen marka anlayışının günümüzdeki önemine dikkat çekerken, markaların tüketicileri ile bire bir iletişime geçebilecekleri, diğer bir deyişle “konuşabilecekleri” bir platform arayışında ve ihtiyacında olduğunu vurguluyor: “Kullanıcı deneyiminin paylaşılması, yorumlanması ve bu doğrultuda elde edilen geri bildirimler herhangi bir ilandan çok daha anlamlı ve çok daha değerli. Blogların önemi de işte bu noktada netleşiyor. Kişisel görüş ve deneyimlerin paylaşılması özellikle ürün ve hizmet bazında değerli olduğu için blogların önümüzdeki yıllarda hem önemli bir kaynak hem de ciddi bir tanıtım mecrası olarak hayatımıza daha da entegre olacağını düşünüyorum.”

Blog Ödülleri katılımcılarından Davut Tokcan, 2007’den beri kanser hastalığıyla ilgili bir blog yazıyor. İki kez kansere yakalanan Tokcan, son olarak “her şeye rağmen yalnız değiller” bloguyla kanser hastalarına ulaşmayı, onları evlerinde ziyaret etmeyi amaçlıyor. Burak Dönertaş, “Bloglar tam anlamıyla geleceğin haber alma mecrası olmayacaklar ama önemli ve destekleyici bir konumda olacaklar” diyor. Burak Bayburtlu, blogların geleceğin olduğu kadar günümüzün de haber alma kaynağı olduğunu düşünüyor. Özellikle teknoloji, spor ve kültür-sanat alanındaki gelişmeleri bloglardan da takip edebilmenin mümkün olduğunu söylerken, yakın gelecekte kitleleri ilgilendiren haberlerin de bloglara taşınmasının en önemli gelişme olacağını söylüyor.

Cumhuriyet Dergi 10.05.2009

Adına düzenlenen öykü yarışması uluslararası olacak

Ilgaz 98 yaşında

MİNE ÖZGÜR

KASTAMONU - Rıfat Ilgaz, doğumunun 98. yıldönümünde Kastamonu Rıfat Ilgaz Kültür Merkezinde anıldı.

Bahçeşehir Koleji ev sahipliğinde ve Çınar Yayınları ile Kastamonu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün desteğiyle yapılan etkinlikte Rıfat Ilgaz Öykü Yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi. Feyza Hepçilingirler, Nilay Yılmaz, Ali Kırkar, Nilgün Ilgaz ve Ayşegül Şenin jüri üyesi oldukları yarışmada birinciliğe Ezgi Terzioğlu layık görülürken Erkin Kahraman ikinci, Yaren Aslan ise üçüncü oldu. Selenay Artemel ise mansiyon ödülü aldı.

“Türkçemize sahip çıkalımkonulu bir konuşma yapan Mavisel Yener, dilin önemine değindi. Yener, Kim efendi olmak istiyorsa önce dilini dayatır. 8-10 yaş için hazırlanan çocuk kitaplarında Türkçe olmayan sözcüklere yer veriliyordedi.

Rıfat Ilgaz Öykü Yarışması, 2010’da Türkiye genelinde, 2011’de doğumunun 100. yılı nedeniyle uluslararası olacak.

Cumhuriyet 10.05.2009

Oğlumun adını Yılmaz koymak hataymış...

ŞİRİN GÜVEN

Yalnız başına bir erkek çocuk yetiştirmenin zorluğunu anlatıyor Fatoş Güney, hem de yabancı bir ülkede, farklı bir kültürde... Güney’in bugün en büyük pişmanlıklarından biri de oğlunun adını Yılmaz koyması.

“Ona öyle bir görev yüklemişiz ki, hiç altından kalkabileceği bir şey değil” diyor.

Fatoş Güney, ülkenin en karanlık dönemlerinde, zor şartlarda annelik yapmış bir kadın. Yılmaz Güney ile evliliğinden dünyaya gelen oğlu daha 6 aylıkken, hem annelik hem babalık görevi düşmüş ona. Kucağındaki bebeğini hapishane ziyaretlerinde tanıştırmış babasıyla. Oğlu Yılmaz 13 yaşındayken tamamen kaybetmiş kocasını. Bugün geriye dönüp baktığında içindeki acı isyana dönüşüyor: “12 Mart’ın 12 Eylül’ün hesap vermek durumunda olan kişileri ellerini kollarını sallaya sallaya geziyorlar. Peki benim oğlumun çocukluğunu kim geri getirecek? Yaşadığı acılar ne olacak? Ya benim hayatımdaki yoksunluklar...”

- Anneler Günü için ne söylemek istersiniz?

- Ben insana, özüne, ahlaklı olmasına, temiz kalmasına ve birtakım değerleri korumasına inanıyorum. Evladına duyarlı olup da, sokak çocuklarına duyarsız olan birini düşünemiyorum. Sokaktaki çocuklar da bizim çocuklarımız. Toplumumuzdaki sorunlara duyarsız kalmamak lazım... Anneler Günü’nde annelere sesleniyorum. Etrafınızda yardıma muhtaç, okuma imkânı bulamayan çocuklar var... Süsünüzden, makyaj malzemelerinizden ya da gittiğiniz yerlerden biraz kısarak çok daha yararlı şeyler yapabilirsiniz. Anneler Günü’nde tüm çocuklara sahip çıkın çünkü insan olmanın özü, hangi ırktan, cinsten, dinden, dilden, renkten demeden herkese yardım etmeyi gerektirir.

- Siz zor günler geçirmiş bir annesiniz...

- Evet, benim anneliğim Türkiye’nin zor dönemlerine denk geldi. 12 Mart’ın öncesinde hamileydim. Oğlum 6 aylık karnımdayken Mahir Çayanlar bizim evimizde saklandı. Eğer o geceki genel aramada bulunsalardı, çarpışacaklardı. Saklandıkları yer tam bizim yatak odamızın üzerindeydi. Belki biz de ölecektik, ya da ben çocuğumu kaybedecektim. Sonra Yılmaz doğdu. Birkaç aylıkken, yani 12 Mart’ta, babası ilk tutuklanmasını yaşadı. Çok zor günlerdi. Zaten oğlum 6 aylıkken babası hapishaneye girdi ve bir daha 10 yıl boyunca çıkamadı. Arada bir tek 3 ay var...

- Çocuğunuzu babasız yetiştirmek zorunda kaldınız...

- Babasız çocuk yetiştirdim ben, tek başıma. Yalnız başınıza bir erkek çocuk yetiştirmek çok zor çünkü erkek çocuk mutlaka yanında bir baba figürü görmek istiyor. Gerçi onun çok güçlü bir babası vardı. Olmasa da, her an varlığını hissettirirdi. Ama sonuçta sadece hapishane görüşlerinde görebiliyorduk bir tek. Ve zaten 13 yaşındayken de kaybettik. Sonra hem annelik, hem babalık görevini üstlendim. Yabancı bir ülkede, farklı bir kültürde ve tek başıma... Yılmaz’ın kızı Elif de benimle birlikteydi. Çok zor günler geçirdik. Fakat onlara her zaman şunu söyledim: “Ne babanızın ismi, ne manevi mirası ne de şöhretinin ağırlığı hiçbir zaman sizi ezmesin. Siz kendi kişilikleri olan bireylersiniz. Ve hayatta hiçbir kaygıya kapılmadan istediğinizi yapacaksınız.” Nitekim çocuklar kişilikli ve başarılı çocuklar oldular.

- Yılmaz Güney gibi bir babanın ve sizin gibi bir anenin oğlu olarak baskı mı hissetti?

- Evet. Üstelik ben onun adını da Yılmaz koymuşum. Ne kadar büyük bir hata, şimdi bu konuda özeleştiri yapıyorum. Ona öyle bir görev yüklemişiz ki... Hiç altından kalkabileceği bir şey değil. Çünkü babası çok farklı dönemlerin, insanı. Onun gibi hiç kimse olamaz. Çok büyük zorluklar yaşadı oğlum da tabii. Ben de yaşadım ama... Ben de hep o baskıyı üzerimde hissettim. Yetenekli biriydim mesela, sinema yapabilirdim. Ama önümde öyle muhteşem, kocaman bir örnek vardı ki... “Ne demek sinema yapmak” diye düşündüm.

 

YAŞANAN ACILAR...

 

- Yapmak ister miydiniz yani?

- Böyle bir kompleksim olmadı. Hayatta hırslarım olmadı. “Kariyer yapacağım, kendimden bahsettireceğim” gibi kaygılarım yok. Aksine hep kaçarım. Ama bazı şeyler benim peşimi bırakmıyor. Anlatmak, onları ifade etmek zorundayım. Hayatımızı, Yılmaz’ı... Çünkü biz gerçekten çok zor şeyler yaşadık. 3 darbe gördüm. 60 darbesinde Yılmaz’ın babası hikâyesinden ötürü ilk “komünist” damgasını yemiş ve hapis yatmış. Ondan sonra 12 Mart ve 12 Eylül... 12 Eylül’de Yılmaz’a dergide çıkan yazılarından ötürü yüz yıl ceza vereceklerdi. Biz de Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldık. Ve bu acıların bedeli ödenmedi. Ergenekon davası diyorlar şimdi ama öbür tarafta Evren cumhurbaşkanı tarafından Köşk’e davet ediliyor. 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün hesap vermek durumunda olan kişileri ellerini kollarını sallaya sallaya geziyorlar. Kim geri getirecek benim oğlumun çocukluğunu, yaşadığı acılarını? Benim hayatımdaki yoksunlukları... Mesela Yılmaz Güney gibi bir kocam olmuş fakat ben eşsiz bir hayat sürmüşüm. Hiç yanımda olamamış, hiç onun keyfini çıkaramamışım... Onunla birlikte en ufak bir şey paylaşamamışım, en basit şeyi bile yaşayamamışım... Kim bunları geriye döndürebilir ki?

- Ülke sorunlarını dert edinmiş ve onlara eğilmiş Yılmaz Güney bugünkü tabloyu nasıl bulurdu?- Her şey iyice kötüye gitti. 70’li, 80’li yıllarda umudumuz vardı. Mutlaka güzel günler göreceğiz diyorduk. Bizi ülkeden gitmek zorunda bırakanlar bir gün ülkeyi terk edecekler ve hiçbir zaman geriye dönemeyecekler diyorduk. Ama hiç de öyle olmadı. Bugün bakıyorum da, hiçbir şey çözülmedi. Bugün hâlâ bazı kurumlar Yılmaz Güney filmlerine sansür uyguluyor, göstermiyorlar. Mesela Kanal D ve TRT Şeş’e başvurmuştuk filmlerin gösterilmesi için ama bize olumsuz yanıt verdiler. Sırada TRT var, onlar da aynı şekilde cevap verecek sanırım. Bu rezalet mesela. Türkiye çok garip bir ülke. İnsanlar daha kafalarında özgürleşmeyi tam olarak kanıksayamadılar. Rejimler de bunda etkili olmuş tabii. Her 10 senede bir darbe, insanlar kıyılmış, sindirilmiş, hapislere atılmış, sürgünlere gönderilmiş, işkenceler görmüş... Anlıyorum bunları ama insan beyni özgürleşmelidir, her şeyi aşmalıdır. Hiçbir düşüncenin karşısında engel tanımamalıdır. Özellikle de sanatın karşısında... Bunlar Türkiye’yi çağdışı bir ülke konumuna sokuyor.
Fotoğraf: Vedat Arık

Dergi 10.05.2009

OĞUL YILMAZ GÜNEY

Beraber büyüdük...

Doğduğunuz yer ve maruz kaldığınız koşullar, anne kavramını ve buna dair olan duygularınızı etkiler elbette” diyor oğul Yılmaz Güney. Anne denilince, aklına gelenleri yanıtlamak için, bu sözcüğünün yaşamında en çok yer tuttuğu dönem olan çocukluğunu ve bu dönemde annesiyle beraber tanıklık ettiklerini doğru tanımlamak gerektiğini anlatıyor. “Çocukluğumda annemin yüzündeki yalnızlığı, hüznü ve bana sessiz gülümseyişini hatırlıyorum” diye başlıyor ve devam ediyor:

Babam birçok hapishane değiştirmek zorunda kaldı. Biz de bu yolculukta ona eşlik ettik. Gittiği her cezaevinin olduğu şehire yerleştik. Her şehir benim için yabancı bir yer, yeni yüzler, zorluklar, korkular ve yeni yalnızlıklardı. Annem, bu yabancı yerlerde beni sokağa bırakmazdı. Bana bir şey olur; biri zarar verir diye... Aslında biz de bir nevi evimizde bir cezaevindeydik. Babamı, her hafta sonu kısa görüşlerde görüyordum. Birlikte olurken tekrar kaybediyordum. Bu, anneme daha da sarılmama neden oluyor; hep onu da kaybetme korkusu hissettiriyordu. Bu yaşanmışlıklar annemle ilişkimi mutlaka etkilemiştir.”

Sonra Fransa yılları ve babasını tamamen yitirişi... Bu kez annesiyle yeni bir döneme başladılar. İkisi de “yaralı” ve “yalnız”: “Akrabalarımızın yurtdışına çıkma yasağı vardı. Sürgündeki koca yalnızlığımızda, annem bir yandan yaralarını sarmaya çalışırken, bir yandan da bir erkek çocuğunu büyütmekteydi. Bir erkek çocuğunu babasız büyütmek zor. Aslında, biz ikimiz birlikte büyüyorduk. Büyürken de yaralandık; birbirimizi yaraladık. Çok canımız acıdı. Otuz sekiz yaşıma geldiğim şu günlerde, iki yetişkin olarak birbirimizi anlama çabamız var artık.

Anne denilince ona duyduğum şefkati hissediyorum. Ve onu seviyorum...” l

Dergi 10.05.2009

Başbakan'ın Cumhuriyet Yazarı İlhan Selçuk Aleyhine Açtığı D

25/4/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

Başbakan'ın Cumhuriyet Yazarı İlhan Selçuk Aleyhine Açtığı Dava Reddedildi

 

Başbakan Erdoğan'ın, 'İrticanın Dibi Yoktur' başlıklı köşe yazısı nedeniyle gazete ve yazarı Selçuk aleyhine açtığı 20 bin YTL'lik manevi tazminat davası reddedildi.


Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davanın bugünkü duruşmasına, Başbakan Erdoğan'ın avukatı Fatih Şahin ile Cumhuriyet Gazetesi ve gazeteci İlhan Selçuk'un avukatı Doğa Kavak katıldı.

Avukat Şahin, daha önceki iddialarını tekrarlayarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etti. Avukat Kavak ise davanın reddedilmesini istedi.

Yargıç Ahmet Metin Tözün, davanın reddine karar verdi.

DAVA KONUSU

Başbakan Erdoğan'ın avukatları Fatih Şahin ve Muammer Cemaloğlu tarafından açılan davanın dilekçesinde, İlhan Selçuk'un, Cumhuriyet Gazetesinde, 06 Mayıs 2007 tarihinde yayınlanan “İrticanın Dibi Yoktur” başlıklı köşe yazısında, “Erdoğan'ın, manevi şahsiyetine yönelik, kişilik haklarına tecavüz niteliğinde, tahkir ve tezyif edici, haksız ve hukuka aykırı beyan ve isnatlarda bulunulduğu” iddia edilmişti.

Dilekçede, söz konusu köşe yazısında, “Amerika bir yandan Irak'ı işgal ederken öte yandan Türkiye için ne düşünüyordu? 'Ilımlı İslam Devleti Modeli..' Diyorlarmış ki: Ilımlı İslam Modeli macerası hem Türkiye'ye uymadı hem Amerika'ya zarar verdi.. İşin en kötü yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber, Kuran-ı Kerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı ele geçirdikten sonra azmasıdır..” şeklinde ifadelere yer verildiği aktarılmıştı.

Dava konusu köşe yazısındaki ifadelerle, “Erdoğan'ın şahsiyet haklarına saldırı kastıyla fevkalade ağır hakaretlerde bulunulduğu” öne sürülen dilekçede, Cumhuriyet Gazetesi ve yazarı Selçuk'tan, yasal faiziyle birlikte 20 bin YTL manevi tazminat talep edilmişti.

Kaynak: AA

 

AKLANAN O YAZI

İrticanın Dibi Yoktur




Amerika Irak'ı işgal ederken ne düşünüyordu:

Diktatör Saddam 'ı devireceğiz, yerine demokrasiyi kuracağız; halk bizi çiçeklerle bekliyor...

Ne oldu?..

Irak nerdeee?..

Demokrasi nerdeee?..

***



Amerika bir yandan Irak'ı işgal ederken öte yandan Türkiye için ne düşünüyordu?..

"Ilımlı İslam Devleti Modeli..."

Kafaya bak sen!..

Irak için demokrasi...

Atatürk 'ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti için İslam Devleti Modeli...

***



Amerika'nın Irak'a dönük projesi fos çıktı...

Peki, Türkiye'ye dönük projesinden ne haber?..

Gelen giden haberlere, yorumlara, aklıevvellerin el altından ve üstünden tezgâhlanan söylentilerine bakılırsa, Amerika'nın aklı başına gelmeye başlamış...

Diyorlarmış ki:

- Ilımlı İslam Devleti Modeli macerası hem Türkiye'ye uymadı, hem Amerika'ya zarar verdi...

***



İslam kutsal bir dindir...

Ama, ister ılımlısı olsun, ister radikali, "İslam Devleti Modeli" nin gerçek adı nedir?..

Tek sözcük:

İrtica!..

Peki, irtica nedir?..

***



İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Tahran sokaklarında kadın avına çıkmıştı...

O kadının başörtüsünden taşan saçı, bu kadının türbanından taşan perçemi tesettüre uygun muydu, değil miydi?..

İrtica budur!..

Ama, irtica elbette bu noktada da durmaz...

Ahmedinejad aynı günlerde eski ve yaşlı kadın öğretmeninin elini öperken fotoğrafçının objektifine yakalanmasın mı!..

İran'daki Hizbullahçılarda tepki kıyamete dönüştü...

***



Mürteci ne diyordu:

- Müslüman İran halkı, şeriata aykırı bu tür davranışları affedemez!..

İrticanın dibi yoktur!..

İslam Devleti'nin ılımlısı, yumuşağı, serti olmaz!..

Allah adına ahkâm kesmek bir devletin düzeninde ağır basmaya başladı mı, insan silinir gider...

İnsanın yerini kim alır?..

Mürteci!..

***



İşin en kötü yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber, Kuranıkerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı ele geçirdikten sonra, gün geçtikçe azmasıdır...

Bu takımdan biri, yolda yürüyen Bektaşi'nin ensesine okkalı bir tokat vurmuş...

Baba hızla dönüp bakınca açıklamış:

- Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah'tandı...

Bektaşi:

- İmanım, demiş, elbette öyledir; ama, Allah'ın bu işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum...

Ilımlı İslam Devleti mi?..

Amerika bu işi hangi pezevenk marifetiyle Türkiye'de tezgâhlamak istiyor?..

Sorunun yanıtını siz verin!..

İlhan SELÇUK (Cumhuriyet; 6 Mayıs 2007)

***            ***          ***            ***

PEZEVENK 'İN TARİFİNİ AŞIK ERBABİ NE GÜZEL AÇIKLAMIŞ

ÂŞIK ERBÂBİ'den   


 
PEZEVENK   

 
Dünya ahvâlinden haberi yoktur  

Sohbeti din ile açar pezevenk  

Komşusu aç iken kendisi toktur  

Sanki melek olmuş uçar pezevenk   

        

        Karanlık işlerde zıplama ister  

        Evine granit kaplama ister  

        Dünya mektebinden diploma ister  

        İnsanlık dersinden kaçar pezevenk   

 

Herkesin kabına çeşmesi akmaz  

Erkek sinekleri hareme sokmaz  

Fakir komşusunun yüzüne bakmaz  

Selâmsız sabahsız geçer pezevenk  

        

        Sanırsın Allah'la akte oturmuş  

        Cennete giderken macun götürmüş  

        Hûriler'i dizip işi bitirmiş  

        Şimdi gılmanları seçer pezevenk   

 

Aydınlığa düşman yobazın dölü  

Hû çekerken şişmiş ağzında dili  

Erbâbi, ülkede bunlardan dolu  

Durmadan zehrini saçar pezevenk   

 Âşık ERBABİ

 

TÜYAP 14. İzmir Kitap Fuarı 18-26 Nisan 2009 Etkinlik Proğramı /

8/4/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

14. İzmir Kitap Fuarı Yaklaşıyor...

Kitap Fuarı yolculuğuna 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında İzmir ile devam ediyor.

Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nda düzenlenecek olan 14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.

Bu sene yazar Tarık Dursun K.’nın onur konuğu olacağı İzmir Kitap Fuarı yaklaşık 300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecektir. Fuar’da geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 150’ye yakın kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacaktır.



Girişin ücretsiz olduğu fuar, 18-25 Nisan 2009 tarihleri arasında 11:00-20:00 saatleri arasında ve kapanış günü olan 26 Nisan 2009 tarihinde ise 11:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

***
Tarık Dursun K. (akınç):

1950'de ortaokulu bitirdikten sonra, gazetelerde çalışmış, senaryo yazarlığı ve rejisörlük yapmıştır. 1969'da Kurul Kitapevi’ni açmış, Milliyet gazetesinde kitap tanıtma yazıları yazmış, Milliyet Yayınları’nı yönetmiştir. 1973'de Günümüzde Kitaplar adlı bir dergi çıkarmış, 1975'de Koza Yayınları'nın kurucuları arasında yer almıştır.

Sanata 1949 yılında şiirle başlamış, 1951'de Cengiz Tuncer ile Devrialem isimli ortak bir şiir kitabı yayınlamıştır. Ardından hikâyeye geçmiş ve konularını önce gençlik serüvenlerinden, zamanla fabrika, yapı ve deniz işçilerinin, esnaf ve küçük memur sınıfının hayat savaşlarından alan ve bu hayat kesitlerini şiirli bir dille işleyen eserler yazmıştır.
Güzel Avrat Otu hikâye kitabı ile 1961 Türk Dil Kurumu Armağanı'nı, Yabanın Adamları ile 1967 ve Ona Sevdiğimi Söyle ile de 1985 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Kurşun Ata Ata Biter romanı ile 1984 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, Ömrüm Ömrüm hikâye kitabı ile 1987 İş Bankası Büyük Edebiyat Ödülü’nü, Ağaçlar Gibi Ayakta ile de 1991 Yunus Nadi Yayımlanmış Roman Armağanı’nı aldı.

Halen Eskifoça'da yaşamaktadır.

Nisan 2009 Edebiyat Dergileri

5/4/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

Çağdaş Türk Dili NİSAN 2009, 254. SAYI

ULUSAL EGEMENLİK VE DİL DERNEĞİ
DİL DERNEĞİ 22 YAŞINDA

SEVGİ ÖZEL

KÜLTÜR SÖMÜRÜSÜ
NECDET ADABAĞ

ORHAN KARAVELİ İLE TEVFİK FİKRET VE ZİYA GÖKALP ÜZERİNE
İBRAHİM DİZMAN

FÜRUZAN’IN AYRIKSI DURUŞU
HAKAN AKDOĞAN

ŞİİR: YALAN
ŞULE ÖNCÜ KÖKKEÇECİ

ÖYKÜ: KIZ KULESİ UYANIRKEN
BİLGE ÖNGÖRE

ANADİLİMİZ KİMLİĞİMİZ...
GÜNER YALÇIN

DİL DERNEĞİ YABANCI SÖZCÜKLERE TÜRKÇE KARŞILIKLAR BULMA YARKURULUNDAN:
BATI KAYNAKLI SÖZCÜKLERE TÜRKÇE KARŞILIKLAR

“NE VARSA DİLİMDE” DERKEN!..
AHMET GÜNBAŞ

YAZIN GÜNCESİ
RAMAZAN TEKNİKEL

YAZINSAL YANSIMALAR 
ALİ MUSTAFA

  • SİNCAN İSTASYONU
  • ŞİİRİ ÖZLÜYORUM
  • VARLIK
  • KİTAP-LIK
  • KIYI
  • SÖZCÜKLER

GERÇEKLER YANSIMALAR

  • DİL DERNEĞİ’NİN 22. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ
  • ANKARA’DAKİ ETKİNLİKLER: “DİL DERNEĞİ HER YERDE"
  • İZMİR’DEKİ ETKİNLİKLER: “DİL DERNEĞİ 22 YAŞINDA"
  • CEYHUN ATUF KANSU ŞİİR ÖDÜLÜ, SÜREYYA BERFE’NİN
  • MEMET FUAT ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU

    ********************************************

KİTAP-LIK, Sayı: 126, Nisan 2009

KAPAK
Orhan Duru - Az Roman’dan

RÜZGÂR GÜLÜ
Ahmet Tetik, Hatice Utkan, Sevgi Ünal, Turgut Yüksel

ŞİİR
Nihat Ziyalan - Hamsi Buğulama
Güngör Tekçe - Gün
Hüseyin Peker - Babamın Ayak Ucuna
Sina Akyol - Bir Şiir.. Bir Sunu:
Mehmet Mümtaz Tuzcu - Kumda Katmer Kaldırma
Gültekin Emre - Hevesli
Tuğrul Tanyol - Ayın Düşünme Vakti, Ayın Hilal Vakti
Ahmet Güntan - Parçalı Ham 36. Büyük Ortadoğu Karmaşığı.
küçük İskender - Ağız Ağrıları III, kertenkeleler portakallar
Ali Asker Barut - Üzgün Gümüş
Tamer Gülbek - Mutfak Balkonu, Çakra
Gonca Özmen - Gölge

SÖYLEŞİ
Taner Baybars

ÖYKÜ
Adnan Binyazar - Eğri Göl
İlyas Halil - Buenos Aires Martıları
Seyit Göktepe - Tespih

DENEME
Emin Özdemir - Körleşme
İshak Reyna - Genç Okur, Ortayaşlı Okur

BABİL KULESİ
Asuman Susam - Vüs’at O. Bener Metinlerine Yolculuk
Necibe Nazan - Uğuldayan Dünya
Mahmut Temizyürek - Umut Gemisinin Kalender Kaptanı
Ramis Dara - Melih Cevdet Anday’ın Toplu Şiirleri ve Şairin Gözden Kaçmış Çok Önemli Bir Şiiri
Necip Tosun - Şiir ve Oyun Arasında Sabahattin Kudret Aksal Öykücülüğü
Orhan Kâhyaoğlu - 2000’li Yıllarda Deneysel Şiir Arayışları: Yerli Yersiz, Yurtlu Yurtsuz Şiirler
Alphan Akgül - Tartışma: İkinci Yeni 27 Mayıs Ürünü mü? (2)



Gölge

Sarı bir sabıra bakar insan bazen
Sarı bir sabır ne kadar insansa

İnsan bazen zeytinlere gider
Atları doyurur, perdeyi eller

Bazen olur bir dilin de öldüğü
Karıncanın güldüğü bazen olur

Bir sözcük diğerini gider bulur
Kabuğuna çekilir ceviz
Bir böcek sesini birden unutur

Akşam gizliden arka bahçede
Arka bahçede gizliden
Bir sonsuz büyür durur

Bizim değil gölgelerindir dünya

Gonca ÖZMEN

********************************************

TÜRK DİLİ DERGİSİ, Sayı: 131, Mart- Nisan 2009

Geçen Günler İçinde
ALİ DÜNDAR
Öztürkçenin Gücü ya da Açıklık Korkusu
PROF.DR. AHMET KOCAMAN
Türkçede Eşdizimlilik Üzerine Notlar
PROF. DR. MEHMET YALÇIN
Bir Serüven, İki Özür
CÜNEYD TANDOĞAN
Bir Sorgulama Denemesi (2)
MEHMET BAŞARAN
Atatürk Din ve Laiklik
PROF. DR. ÖMER DEMİRCAN
'Sıfat', 'ortaç-yantümcesi', 'ayrık-tümce' ile ilgili düşümsel yanılgılar
PROF. DR. SÜREYYA ÜLKER
Psalterion'dan Santura Yatuğan
ERHAN TIĞLI
Tutmak
EMİNE M. AZBOZ
Ateş Emziren Kadınlar
SABAHATTİN YALKIN
Çaylak Bir Şaire Mektuplar
YILMAZ ERSÖZ
Veri Güvenliği
MUSTAFA GAZALCI
Köy Enstitülü Yazar Musa Uysal'ın Ardından
OSMAN BOLULU
Deneme Üstüne
TURGUT ACAR
Eylül Bulutları
NEVRA BUCAK
Cici'nin Bibloları
ANAİS MARTİN
Çığlık
SİBEL GÜNEŞDOĞDU
Denizin Siyahında
İNCİ PONAT
Ah Muazzez Hanım Ah
AYTEN MADEN
Erik Ağacının Anıları
HASAN AKARSU
Yapıtlar Yazarlar
TANSU BELE
Yapıtlar Yazarlar
YILMAZ ÇONGAR
Yapıtlar-Yazarlar
ARAT OVALI
İki ayın içinden
Çiçek Yağmuru Yapıtlar

Ateş Emziren Kadınlar

 

Emine M. Azboz

 

Son günlerde çok arttı çöpçatan - evlendirme- programları. İnsanlar kimi gün üzülerek, kimi gün ilgiyle, kimi gün acıyla, kimi gün merakla, kimi gün ibretle, kimi gün şaşkınlıkla, kimi gün öfkeyle izliyor programa çıkanları. Bu programlar yapılmalı mı? Kimi evet diyor, kimi hayır... Kim bu kadınlar? Ne istiyorlar?

Evlenmek... Evlilik... Bir erkekle bir kadının, aile kurmak üzere yasaca birleşmesi değil midir evlenmek? Her insanın en doğal hakkı, evlenip yuva kurmak, mutlu olmak, çoluk çocuğa karışmak. Evlenmek amacıyla televizyona çıkan kadınların ekranlara yansıyan yüzlerine bakıyorum. Neler görmüyorum ki o yüzlerde; kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabı; acılarımız, ayıplarımız, değer bilmezliklerimiz, günahlarımız, törelerimiz, geleneklerimiz, uğurlarına döktüğümüz kanlar... Karabasanlar çiziyor kadınlarımızın ekrana yansıyan yüzleri. Onları izlerken sıkıntıdan bunalıyor insan. Yanıyor yürekler.

Genelde utanıp sıkılarak anlatıyorlar niçin geldiklerini, neden evlenmek istediklerini, nasıl bir eş aradıklarını, evlilikten ne beklediklerini... Bir bir anlatıyorlar isteklerini ağır ödedikleri karşılığın ezikliğiyle. Kimileri sakınmasız, umursamıyor hiçbir şeyi. Ama kadınlarımızın ağlayışları gibi gülüşleri de içinden. Anlayan için bir dildir onların ezik ancak yürekli duruşları.

Eğilmiş kadınlar yaşamın üstüne, öz benliklerine; dünden bugüne, geçmişten geleceğe. O an'a değin yaşamdan paylarına düşen hem katık olmuş onlar için, hem azık. Ekrandaki kadınların kimi karanlık, kimi yıldızlı, kimi mutsuz, kimi gamlı, kimi aç, kimi nazlı, kimi çaresiz, kimi umutlu, kimi dertli, kimi neşeli, kimi sevecen, kimi bencil... Ama hepsi yaralı. Ben de varım dercesine geçmişi okyanusa dökmüş, gökyüzünde ağlamış, hepsi umut ardında... Birer mutluluk avcısı...

Dünden gelip bugüne uğrayan, geleceğe evrilmektir yaşamak. Onlar, toplumun hangi sosyal, kültürel katmanından gelirse gelsinler, hangi konumda olurlarsa olsunlar, yaşamada hep kadındılar, anaydılar, insandılar; sofradaki yerleri öküzden sonra gelse bile. Eş, ana, yurttaş oldular ama birey olamadılar. Erkeğin, törenin, geleneğin kölesiydiler çünkü. Birey olmak kolay değil. Bu bilgi, bilinç, ekonomik olarak bağımsız olmayı, kişilikli olmayı, varlığının bilincinde olmayı, yasal haklarını bilip kullanmayı, iki ayağı üzerinde dimdik durmayı, kendine güveni gerektirir. Oysa eğitemediğimiz kadınlarımız...

Yaşadıkları sürece yüklendikleri sorumluluk gereği hep onlardan istenilen de beklenen de özveriydi; kimliklerini, kişiliklerin, isteklerini, hatta özlerini yadsıma pahasına. Törelere adanmış kurbandılar çoğu kez. Eşleri de dahil kimse onlara ne istiyorsunuz, dememişti hiç. Yaşam koşulları ağırdı kaldırdılar; taşlıydı temizlediler; şiddetti katlandılar; gelenekti boyun eğdiler; töreye uyup ölmekse kaderleriydi sanki. Yanlış yaptılar. Tökezlediler. Bırakılsa düşüp kalırdılar. İtilmiş gündüzlerde çoğu ancak gece vardılar. Ama hepsi kadındılar. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar sevdaya açıktılar. Çağrıldıkça geçici fısıltılara kandılar. Artık aranmayacaklardı. Gündüzden geceye korkuyla yatıp geceden sabaha umutla kaktılar. Kendilerine sunulan yaşamak istemiyorum demek haklarıydı, oysa yapamadılar... Yine de katlandılar her şeye. Kimseye, hiçbir şeye baş kaldırmadılar; yalnızdılar, güvensizdiler, arkasızdılar çünkü. Şimdi hepsinin ortak isteği, biraz sevgi, biraz saygı, bir parça güven, biraz güvenceydi; bir ev, bir araba, bir emekli maaşı, rahat bir yaşam. Nedense bir de inançlı olması... Hayret, çalışmaksa akıllarına gelmiyor! Çalışanlarsa yorgundular. Çalışmak istemiyorlardı artık. Evlenince, evinin kadını olmak, eşlerince bakılmak son dilekleriydi. Kiminin başına sardığı bir metre bez, tek referansı ve de yaşamdan beklentilerinin simgesi...

Geçmiş yaşamlarda biraz adam yerine konulsaydı kadınlar, ağrılı yaşamlarını mutlu, sevinçli sağardılar, dölsüz eğrelti yeşil kesilir, acıyı bal eğlerlerdi kuşkusuz. Kıskançtılar. Onurluydular. Ne toplum, ne eşleri ayrımındaydı varlıklarının. Bundan ötürü kopmuştular eşlerinden, uçmuşlardı yuvalarından. Öyle veya böyle baktılar ki başları hep öne eğiliyor, Amozonlar gibi hırçın atların terkisinde yalçın dağlara kaçtılar yalnız; yaşamak adına, umut adına, özüne sahip çıkma adına. Varlığa yokluğa, iyiye kötüye, boğaz tokluğuna, hatta aşağılanmaya dayandılar, lakin dayanamadılar yalnızlığa, kimsesizliğe, korunaksızlığa. Sırf bu yüzden çıkmıştı çoğu bu programa.

Akıllı kadınları seven, düşünen, az konuşan, o çok bilen, her yerde her zaman nazı çekilen kadınlar azdılar ekranlarda. Kültürlüsünü, birey olanı ara bulasın. Hepsi çok biliyor, çok konuşuyordu, sanki sonsuzluğa değin susturulacaklarmışçasına.

Çöpçatan programlarına katılanlar arasında öyleleri vardı ki, içlerinde aşkın döküntü bisikleti. Buğulu gözlerle bakarken hüzün uçurtmaları salıyorlardı gökyüzü stüdyodan. Sevgi yorgunuydular. Nereye gitseler, ne yapsalar umudun u'su, geleceğin ve güvenin g'si, sevincin s'si uçup gitmişti yüzlerinden. Yaralı ve çaresizdiler. Onlar için sisliydi gelecek. Tenha, gizli takvimlere taş kalemle yazmışlardı pişmanlıklarını, hatalarını, umutlarını. Gençliklerini yalım gibi geride bırakanlar, tahta atla geçtikleri dünlerden, elinde sadece bir gül kalmıştı; yaşanmışlıklarının tanığı olarak.

Kadınlar nehir gibidir. İkisi de sürükleyip götürüyor insanı. Nehir köprü istemez, kadın ihanet. Her şeye katlanır ama bunu onuruna yediremez. Düş çalarken suç üstü yakalanan çocuklara benziyor kadınlar. Onlar, kimliklerini, kişiliklerini yok sayıp ruhlarını gövde ambalajıyla sunuyorlar taliplerine. Yazık!

Güzeldiler ekranda; yüzleri değilse bile acılarıyla güzeldiler. Gittikleri yerlerde şiir diye söylenen. Kadındır yaşamı anlamlı kılan, güzelleştiren. Kadınların gitmesi yazın bitmesi gibidir, bir yerde de yaşamın bitmesi sanki. Kadın erkeği terk ederse, şair olur erkekler. Ya erkek terk ederse? Zavallı olur kadınlar, bir de... Terk edilmek, ihanete uğramak... Çoğu kez seslenir erkek oğul olduğum kadın, sakın beni terk etme, diye...

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Türkiye'nin kadınlarını seyrediyorum ekranlarda, çöpçatan programlarında. Ateşi emziren Satı Kadınlar düşüyor usuma, Nene Hatunlar... Mustafa Kemal'in kızlarını arıyor gözlerim, Cumhuriyet kadınlarını... İzlencelerde yoktular. Yoksa o güzel kadınlar, o güzel atlara mı binip gitmişler? Eyvah!



********************************************

VARLIK, Nisan 2009

Çizgi-yorum – Semih PoroySayfa:2
Modern Türk Edebiyatında Değişen Kadın ve Gündelik HayatSayfa:3
Kapitalist dönem sonrası daha da belirginleşmeye başlayan ve Henri Lefebvre’in deyimiyle doğanın döngüleriyle belirlenen gündelik hayat dinamikleri artık hâkim üretim tarzı olan kapitalizmin etkisiyle doğrusal bir boyut kazanır. Burada kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, serbest piyasa ekonomisinin özendirilmesi gibi belirleyicilerle, 1980 sonrasında gündelik hayatta değişim hızının da arttığı görülür. Söz konusu süreçte kadının gündelik hayattaki rolü de yadsınamaz bir değişikliğe uğramıştır. Türk modernleşmesini kadının toplumsal hayatta değişen rolü ve konumu üzerinden okumak, bu süreci anlayabilmek için önemli olacaktır. Dolayısıyla, Tanzimat’tan günümüze kadın romancıların romanlarında gündelik hayatın dönüşümünü ele almak gereklidir. Dosyamızda yer alan yazılarda öncelikle, Tanzimat döneminde kadının gündelik hayat içindeki konumunu belirleyebilmek için Fatma Aliye Hanım’ın romanları üzerinde duruluyor; Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Halide Edip Adıvar; 30’lar ve 40’larda Suat Derviş ve Muazzez Tahsin Berkant; darbe dönemleri için Adalet Ağaoğlu ve Tezer Özlü; 80’lerden günümüze ise, Latife Tekin’in romanlarındaki kadının değişen rolü sorgulanıyor.
Fatma Aliye ve Halide Edib Adıvar’ın Romanlarında “Gündelik Hayat”ın İzleri – Hülya BulutSayfa:4
Fatma Aliye ve Halide Edib Adıvar’ın romanlarında gündelik hayatın ritmi bağlamındaki değişim genel olarak incelendiğinde gündelik hayattaki zaman algısının iki yazarın eserlerinde farklılaştığı görülür. Örneğin Fatma Aliye’nin romanlarında zaman, daha çok doğal sınırlar içinde beliren (sabah, öğle, akşam gibi) kavramı ifade eder. Oysa Halide Edib Adıvar’la birlikte romanların içine bir zaman algısının da girdiği tespit edilir.
Suat Derviş ve M. Tahsin Berkant’ın Romanlarında Kadın Figürü – Esra DicleSayfa:9
Erkek yazar, yaşamını yazmanın veya yaşamını yazma formunda eserler yazmanın toplumsal bir görev olduğunu ve kendisinin de hâkim söylemin tarihine katkıda bulunduğunu sanabilir. Fakat kadın yazarın özyaşamöyküsel anlatısı farklılık ve ötekilik içinde konumlandırılır, başkalık ve değişmeyi vurgular. Muazez Tahsin’in eserlerini bu görüşe yakın konumlandırmak mümkün değil. Berktay kadını, tam da erkek egemen Cumhuriyet söylemi tarafından şekillendirilmiş, görevlendirilmiş, kadını, bu söyleme olan uygunluğuyla, bu söylemi içselleştirişiyle yeniden tanımlar.
Tezeller ve Tezerler/ Adalet Ağaoğlu ve Tezer Özlü’de Nihilist Kadınlar – Kabil DemirkıranSayfa:15
Taşra kentlerinin melankolisiyle olgunlaşmışlardır Tezer Özlü’nün karakterleri. Alışılmış, ezberlenmiş her türlü bilgiye karşı, adım adım bir muhalifleşme sürecinde sürüklenirler. Simav’da kasabaya giren yolun hemen başında yer alan mezarlık, intihar ve ölüm temalarının taşıyıcısı olarak girer Tezer Özlü’nün öykülerine… Adalet Ağaoğlu’nun Tezel’i de intiharı bir seçenek olarak tutar masada; hep içkiyle uyuşturulmayı tercih etse de… İnandıkları bir gelecek olmadığı için Tezel de, kaleminin pimini çekerek paramparça vaziyette öykülerine dağılmış Tezer de, iç zaman boyutunda yaşarlar. İç zaman, geçmişin bir türlü tüketilemeyen, her an yeniden üretilebilecek, bellekte saklı öykülerinden oluşur.
80’lerde Kadın Olmak – Özge Soylu-BozdağSayfa:19
Latife Tekin’in romanlarındaki kadın karakterlerin ve onların cinsel ve politik kimliklerini tartıştığımız bu yazıda kadın karakterler kadın olma, kadın olmanın, toplumun ona biçtiği rolleri sorgulamaktadırlar. 80’lerin cinselliğin özel alandan kamusal alana çıkarak konuşulabildiği, politikaya kadınların daha çok katılımının gerçekleştiği bir dönem olarak değerlendirildiğini göz önünde bulundurursak Latife Tekin’in kadın kahramanlarının gündelik hayatın her alanında ona dayatılan roller ve kalıplara karşı durup sorgulamaya çalıştıklarını söyleyebiliriz.
Sırtlan Gülümsemesi (Şiir) – Metin GüvenSayfa:22
Bir Amerika/n Baharı – Hasan Bülent KahramanSayfa:23
Amerika demek eğlence endüstrisinin hâkimiyeti demektir. O dünya insanlara başka bir dünyada, bir hayal dünyasında, gündelik hayatta içine girmeyecekleri bir evrende yaşadıklarını hissettirir. Eğlenmek budur, o meyanda sinema budur, edebiyat budur, müzikal budur, korku filmi budur. Söz konusu hayal atmosferi ancak aşırılıkla ve süslemeyle yaratılabilir. Bunlar kiçin ana nitelikleridir.
Geçmiş Bir Yaza Gazel (Şiir) – Ahmet NecdetSayfa:29
Selim İleri: Yalnızlıkların ve “Dostlukların Son Günü” – Tamer KütükçüSayfa:30
Selim İleri’nin “Dostlukların Son Günü” öyküsü, sonu belirsiz bir dostlukla uzlaşımsız bir yalnızlığın arasına sıkışan mutsuzluğun hikâyesidir. Belki bu yüzden öyküsüne (varsayılan) yazar - anlatıcı - anlatı kişileri - muhatap - okur arasındaki sınırları tümüyle ortadan kaldıran o cümle ile başlar yazar.
Arbede (Öykü) – Ümran KartalSayfa:34
Ölüm Neyimize (Şiir) – Osman SerhatSayfa:37
Gülten Akın Diye Bir “Ozanana” – Mustafa Şerif OnaranSayfa:38
İsmail Uyaroğlu “Ozanana” demişti ona. Şiirini geliştirirken beş çocuk büyüttü. Yazdığı çağdaş ilahilerle, destanlarla yaşamanın acılarına direndi. Zaman dediğimiz o anlamsız akışın içinde yitip gitmeyeceksek, şiirin gücüyle sınanmamız gerekecek. Gülten Akın, eşinin yanında Anadolu’yu dolaşırken biraz da bu anlayışla şiirin izini sürdü.
Cevat Çapan: “Kötü Günlerin İyimserliği” – Orhan KoçakSayfa:41
Çapan’ın en etkili şiirlerinde, bir tür sessiz “vınlamayı” andıran bir gerilim hissedilir: yollar boyunca direkler üzerinde yükselip alçalarak uzayıp giden eski telgraf/telefon/elektrik kablolarından geçtiğini varsaydığımız bir gerilim. Bu izlenime neyin yol açmış olabileceğini düşündüğümüzde, Çapan’ın şiirindeki iç mesafeyle karşılaşıyoruz.
“En Ünlü Roman Kişisi” – Mehmet RifatSayfa:43
Romana ve dolayısıyla anlatı sanatına ilişkin en ustaca eleştirel gözlemler yine romancıların kendisinden gelmiştir. Henry James, Marcel Proust, Michel Butor, Alain Robbe-Grillet ve bu arada Jean-Paul Sartre “benim” ilk aklıma gelen adlar. Romana ilişkin eleştirel bakışı ilk edindiğim kişiler, anlatıbilimcilerden önce romancılar oldu gerçekten de.
Bir Yeri Yazmak, Bir Yerde Yaşamak – Feridun AndaçSayfa:45
Nedim Gürsel de, yolculuklarını anlatıya, günceye döken yazarlardandır. Bir yere bakma, orada (bir süreliğine de olsa) yaşama duygusu baskındır onda. Çıktığı her yolculuk onda yazma isteğini oluşturmuş, yerin tarihini/anlamını kavramaya dönük metinler yazmaya yöneltmiştir.
Fay Kırığı Üçlemesi’nden İlk Kitap: “Mehmet” – Çiğdem ÜlkerSayfa:51
Mehmet Eroğlu, diğer bütün romanlarında olduğu gibi Fay Kırığı’nda da fantastik, hayali, rüyalı ögelere yer vermez. Onun bütün romanlarında kurgu; yakın tarihin olaylarının üstünde temellenir ve roman kişileri bu toplumsal koşulların sonuçlarını yaşar. Kişilerini boyutlandırırken onları gerçeğin terazisinde tartar; psikolojinin, sosyolojinin, hatta psikiyatrinin verileriyle biçimlendirir. Hiçbir olayın tek başına ortaya çıkamayacağını; her olayın yakın tarihteki bir olaylar zincirinin bir parçası olduğunu okura hissettirir.
Kediler Kadınlara Bakabilir... – Hande ÖğütSayfa:54
Spiritüalistler de kedilerin üçüncü göze sahip olduklarına, ruhu gördüklerine ve aurayı okuyabildiklerine inanırlar. Muazzam ve sarsılmaz psişik araçlara sahip olan kediler ve kadınlar, kurnaz ve hatta bilişsellik öncesi bir hayvani bilince, dişiliği derinleştiren ve dış dünyada güvenle hareket etme yeteneğini keskinleştiren bir bilince sahiptir.
Osman Olmuş ile Söyleşi – Gülce BaşerSayfa:61
Dilin ahlakı olmaz. Hatta en ahlaksızı kendini sürekli yenileyen organik dildir.
Edebiyat Tarihine Karşı Ulus-Ötesi Edebiyatlar – Mads Rosendahl ThomsenSayfa:66
Edebiyat alanında yeni konumlar yaratma, göçmen yazarların tarihsel olarak başarılı oldukları noktalardan biridir: İki kültürlü kişiler olan göçmen yazarlar, deneyimlerine dayanarak alana farklı bir bakış açısı getirebilirler, çünkü başka gelenekler ve kültürlere ilişkin köklü bilgilerini yeni ortama taşıyabilirler.
Modernizm İdeolojisi Bağlamında Şiirde Lirik Ben Sorunu – Ali Galip YenerSayfa:71
Rönesans lirik şiirinin hümanizm felsefesinin özlü bir örneği olduğu söylenmiştir. Buna göre liriğin öznel ben ile uğraşması, insan duygularının çeşitli biçimlerine duyulan insancıl ilgi ile örtüşür. Rönesans’ta ortaya çıkan ve coğrafi olana duyulan ilgi, geleneksel liriğin kırsallıkla ilişkisini destekleyen bir yönelim aracılığıyla, bilimsel ve şiirsel bakış açılarının kaynaşmasını sağlayan bir imgeler bütününün üretimine yol açmıştır.
İlk Defa Yürüyünce Bir Oğul (Şiir) – Şeref BilselSayfa:74
Not Defteri – Hüseyin YurttaşSayfa:75
Yıllardır ilgiyle, zevkle izlediğim onca karikatürcü içinde benim için ayrıcalıklı iki karikatürcü var: Kâmil Masaracı ve Semih Poroy. Zekâ kıvraklığının ve en aza indirilmiş olduğu halde çizgi zenginliğinin bu iki karikatüriste çok ayrıcalıklı bir yer sağladığına inanıyorum. Poroy her ay Varlık’ta da gözüküyor ve inanıyorum ki dergiye çok şey katıyor. Masaracı’nın “Kültür/çizik”i var. Onların çizdiklerine göz atmadan geçen gün, benim için eksiklidir.Diyorum ki: Az çizgi, öz çizgi; anlayana söz çizgi!
Rimbaud’nun Seyir Defteri – küçük İskenderSayfa:78
Plan kurmak, daima can yakar, biliyorum. Gramaj hesabı yapılmış hayatların kimseye faydası yok. Düş kurmanın enginliğinde seyir halindeki beklentilerin yol açtığı heyecanlar, hiçbir şeyle değiştirilemez. Hele hele kimsenin şiire, öyküye teslim olmaya niyeti yokken.
Üşüyen Adam (Öykü) – Ferit NarlıSayfa:79
Azad (Şiir) – Yılmaz BozanSayfa:81
Kalmanın En Uzun Günü (Şiir) – Halil GülerSayfa:83
Virüs (Şiir) – Emre GürcanSayfa:85
Edebiyat Komiseri – Krimonolog Dr. Kemal ŞahingözlüSayfa:86
Sayın Semih Gümüş, iki yıl önce “Beklenen yazar niçin gelmiyor” ve “Beklenen yazar kim” başlıklıklı iki yazı yazmıştı. Gümüş’ün Radikal Kitap’ın 24 Ağustos ve 7 Eylül 2007 tarihli sayılarında yayımlanan iki yazısının sunduğu olanakları değerlendirmemek olmaz. Amacım kesinlikle kritik etmek değil: Yalnızca Sayın Gümüş’ün ısrarcı bir eleştirmen olduğunu, kendine sorduğu sorulara yanıt bulmak için ne denli uğraştığını vurgulamak istiyorum. O sıralar Sayın Gümüş’ün yazıları oldukça ilgimi çekmiş, edebiyatımız için yaşamsal öneme sahip bu sorulara yanıt bulmak için uğraşmıştım. Sonuç parlak değildi; zihnime üşüşen ‘belki’li tuhaf soru ve ünlemlerin ardından düşünmekten vazgeçmiştim. Kendime sorduğum soruları ve yakınmaları şöyle sıralayabilirim: (1) Beklenen yazar belki henüz doğmadı! (2) Belki beklendiğini bilmiyor, bilse gelmez mi? (3) Belki geldi ve gitti; acaba geçmişte mi kaldı da biz mi farkına varmadık? (4) Belki zamanı değil, gelecekte gelecek! (5) Belki gelmek istemiyor!

NİSAN 2009 - KİTAP EKİ

Tepedeki Yabancı AYSEL SAĞIR 1
Atillâ Şenkon ile Söyleşi SEDAT DEMİR 4
Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı IRMAK ZİLELİ 6
Dehşetli Zamanlar Amok, Terör, Savaş MELİKE AYDIN 8
Kara Güneş CEYHAN USANMAZ 9
Atmosferik Rahatsızlıklar SANEM SİRER 10
İdea Nedir? DERYA ÖNDER 12
Tozlu Raf DENİZ DURUKAN 13
Günü Gününe Şiir Günlüğü GÜLTEKİN EMRE 14
Yeni Yayınlar REYHAN KOÇYİĞİT 16

********************************************

********************************************

********************************************

********************************************

İzmir’de Nisan 2009 Etkinlikleri/ AlsahBlog

1/4/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

***


14. İzmir Kitap Fuarı Yaklaşıyor...

Kitap Fuarı yolculuğuna 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında İzmir ile devam ediyor.

Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nda düzenlenecek olan 14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.

Bu sene yazar Tarık Dursun K.’nın onur konuğu olacağı İzmir Kitap Fuarı yaklaşık 300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecektir. Fuar’da geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 150’ye yakın kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacaktır.



Girişin ücretsiz olduğu fuar, 18-25 Nisan 2009 tarihleri arasında 11:00-20:00 saatleri arasında ve kapanış günü olan 26 Nisan 2009 tarihinde ise 11:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.


***

14. İZİMİR KİTAP FUARI'DAKİ ETKİNLİKLERİMİZ:

24 NİSAN 2009 CUMA

Konferans Salonu III
Saat:18.45-19.45
Panel: “Türk Şiirinde Kırılmalar”
Konuşmacılar: Mehmet Sadık Kırımlı, Halil İbrahim Özbay, Cevdet Yüceer, Aslıhan Tüylüoğlu, Seçil Özcan
Düzenleyen: Karşıyaka Belediyesi-Dize Şiir Dergisi

26 NİSAN 2009 PAZAR

Konferans Salonu II
Saat:16.45-17.45
Panel: “Polemik, Tartışma, Ortaklaşa Düşünme ama Nasıl?”
Konuşmacılar: İsmail Mert Başat, Veysel Çolak, Celâl Fedai
Düzenleyen: Dize Şiir Dergisi

21 NİSAN 2009 SALI

Konferans Salonu II
Saat:15.15-16.15
Panel Konusu: Medyanın Şiire Zararları
Yöneten: Mahzun Doğan
Konuşmacılar: Veysel Çolak, Hakan Tartan, Mahzun Doğan
Düzenleyen: Alaz Edebiyat Dergisi

24 NİSAN 2009 CUMA

Konferans Salonu I
Saat:17.45-19.00
Panel konusu: “Sinema Dili Şiir Dili Mi?”
Yöneten; Veysel Çolak
Konuşmacılar: Veysel Çolak, Turgay Gönenç, Fikret Hakan, İsmail Mert Başat
Düzenleyen: Alaz Edebiyat Dergisi

AlsahBlog/ Ali ŞAHİN Blog Ve Siteleri

29/3/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

________________________________
*Ali ŞAHİN (Alsah)
Kastamonu- Taşköprü
________________________________

Yazıhamit Köyü (02.02.1952); Yazıhamit Köyü İlkokulu (1964); Taşköprü Ortaokulu (1967); Çorum Öğretmen Okulu (1970); Ankara GEE Türkçe Bölümü (1975- 1978); Eskişehir AÜAÖF' nde TDE Lisans tamamlama (1992); Tosya Gökçeöz Köyü (1970-1974); Taşköprü Kızılcaören Köyü İlkokul Öğretmenliği (1974-1980) ve Taşköprü Sevim Tokatlı Kız Meslek Lisesi TDE Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı (1980-1998); İl Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürlüğü (1998); Devrekani İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (1998-2003) ve Tokat- Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (2003- 2004) Emeklilik (17.02.2004- ?). Halen Taşköprü ilçe merkezinde ikamet etmekteyim.
_______________________________
İletişim İçin / E-Postalarım:
_______________________________

asahin37@gmail.com
asahin37@hotmail.com
asahin37@msn.com
asahin37@mynet.com
________________________________
GSM: 0542 783 78 74
________________________________

Ali Sahin / Em.TDE Ogr.

asahin37@gmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın

______________________________________________

Türkiye'nin Batı Karadeniz Bölgesinde bir il; Kastamonu ve ilçeleri: Abana, Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Doğanyurt, Hanönü, İhsangazi, İnebolu, Küre, Pınarbaşı, Seydiler, Şenpazar, Taşköprü, Tosya ile ilgili siteler...

_____________________________________________

Bu sayfada zaman zaman ziyaret edip beğendiğimiz yöremizle ilgili Web sitelerinin linkleri bulunmaktadır. Sitenize kolayca ulaşmayı sağlayacak linkin bu sayfada yer almasını istiyorsanız lütfen bize bildirin.

Esintiler
______________________________________________

KASTAMONU/ TAŞKÖPRÜ VE KASTAMONULULAR/ TAŞKÖPRÜLÜLERİN RESMİ/ ÖZEL SİTELERİ/ WEB ADRESLARİ - LİNKLERİ

_________
::: ALİ ŞAHİN (alsah) SİTE, ALSAHBLOG VE WEB SAYFALARI ::: "Biri Mutlaka Sizin İçin..."
___________________________________________

AZBUZ

DersimizEdebiyat (Azbuz) / Kasım '06

KaralamaDefteri / Şubat '07

Taşköprü'nünSesi (Azbuz) / Şubat '07

YeniDoğanGüneTürkü

BENİMBLOG

Alsah
Aylık Kültür Sanat Edebiyat Ve Eğitim Dergisi / Nisan '06

ÇocukVeEdebiyatı / Ocak '06

E'denZ'yeEdebiyat / Ekim '06

BLOGCU

AliŞahin'inNotDefteri / Haziran '07

AlsahBlogYazılarıSeçkisi / Haziran '07

EdebiyatGündemi / Kasım '05

Güldeste
EnGüzelAtatürkŞiirleri (Seçki) / Aralık '05

GünDem / Haziran '07

Günden Güne / Haziran '06

GüneşeKarşıYürümek

Günlerin Getirdiği / Mayıs '06

İşte Öyle Bir Şey

KastamonuNet / Aralık '05

Okudukça

ÖykülerÖykücüler / Aralık '05

RomanYazıları / Aralık '05

SarıYazma
RıfatIlgazArşivi / Ağustos '06

ŞiirlerŞairler / Aralık '05

Taşköprü'denBakış / Kasım '05

UmudaYolculuk / Mayıs '06

YedinciSanat / Aralık '05

YenidenDergi / Haziran '07

YeniDergi / Ocak '07

YeniGüneTürkü / Ocak '07

BLOGCU'da Yeniler

AyIşığı

MYNET

DersimizEdebiyat / Mayıs '06

E - Edebiyat / Ağustos '06

Edebiy@t / Kasım '05

Edebiy@t 2005 / Eylül '05

EdebiyatDünyası / Aralık '05

Esintiler / Haziran '05

GerçeğinSesi / Eylül '05

Gökırmak / Temmuz '05

Güncem'den / Temmuz '05

KastamonuNet / Eylül '05

Öykü / Ocak '06

SanatVeToplum / Mayıs '06

Taşköprü'denEsintiler / Ağustos '05

Taşköprü'nünSesi / Temmuz '05

TaşköprüYazıhamitKöyü / Ekim '05

YenidenDergi / Kasım'05

YenidenKastamonuNet / Ağustos '06

YeniEdebiyat / Ocak '06

DİĞERLERİ

AlsahGünlüğü / Temmuz '07

Esintiler (Blogosfer) / Ağustos '06

Yeniden
Aylık Kültür Sanat Edebiyat ve Eğitim Dergisi / Kasım '07

____________________________________
1977-78 Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü
Mektupla Öğretim Türkçe Bölümü Mezunları
_____________________>>>

Vrgül Dergisi Arşivi/ Yazarlar Dizini

1/1/2007 · Kategori: Haber_Izlenim

Yazarlar Dizini

 

A., Buket, “Aşkın Halleri”, sayı 66, s. 66.

A., Buket, “İç Savaşın Dağıttığı Hayatlar”, sayı 72, s. 15.

Abacı, Tahir, “Biraz Dikkat”, sayı 60, s. 47. (pol.)

Abus, Gül – Oğuz, Birol, “‘Polisiyede Mühim Olan Bir ‘Ses’ Bulmaktır.’”, sayı 46, s. 55. (syl.)

Acar, Barış, “Öyle Olmaya da bilir!”, sayı 38, s. 55. (pol.)

Acar, Ekrem, “Göktuğ Halis ile söyleşi”, sayı 104, s. 61.

Acar, Şafak, “18 Yaşında, Yaz Tatilinde Yazılan Roman”, sayı 57, s. 44. (m.c.)

Acar, Şafak, “Mimarlar ve Ustabaşılar, sayı 55, s. 39. (m.c.)

Acar-Savran, Gülnur, “Anlamak İçin Okumak... Okuduğunu Anlamak...”, sayı 83, s. 57. (pol.)

Acar-Savran, Gülnur, “Aşk ve Devrim Tutkunu Bir Kadının Anıları”, sayı 105, s. 8.

Acar-Savran, Gülnur, “Ücretli Ev Hizmetleri: Gündelikçiler, Yatılı Temizlikçiler, Bakıcılar”, sayı 79, s. 26. (dnm.)

Ackerman, Diane, “Kırmızının Sırrı”, sayı 88, s. 58. (m.c.)

Açık, Tansu, “Aldı Homeros”, sayı 54, s. 11.

Açık, Tansu, “Anahtar Kavramlar”, sayı 107, s. 52.

Açık, Tansu, “Bilge Karasu’nun Son Tanıklıklarından”, sayı 33, s. 42.

Açık, Tansu, “Bilge Karasu’nun Yapıt’ına Bir Çala Bakış”, sayı 32, s. 42. (dnm.)

Açık, Tansu, “Dilleri Var Bizimkine Benzer”, sayı 83, s. 82.

Açık, Tansu, “En İyi Metnin Tanımı”, sayı 62, s. 75.

Açık, Tansu, “Ertuğrul Oğuz Fırat Diye Biri...”, sayı 21, s. 59.

Açık, Tansu, “Evren Şiiri”, sayı 62, s. 54.

Açık, Tansu, “Eya Evliya Çelebiciğim!”, sayı 78, s. 73.

Açık, Tansu, “Gore Vidal’in Yaradılış Romanı”, sayı 37, s. 76.

Açık, Tansu, “Homeros Çevirileri”, sayı 54, s. 15.

Açık, Tansu, “İki Tragedya Çevirisi Dolayısıyla”, sayı 24, s. 6.

Açık, Tansu, “Latince Özlü Söz Derlemeleri”, sayı 84, s. 30.

Açık, Tansu, “Mısır’da Yakılan Roman Dolayısıyla”, sayı 31, s. 35. (m.c.)

Açık, Tansu, “Peki, Ya Nar Nerede?”, sayı 22, s. 30.

Açık, Tansu, “Petrarca’daki Kıpçakça Yazma”, sayı 60, s. 79.

Açık, Tansu, “Seamus Heaney’nin Beowulf Destanı’nın Çevirisi”, sayı 29, s. 36. (m.c.)

Açık, Tansu, “Söz-lük”, sayı 29, s. 39. (m.c.)

Açık, Tansu, “Söz-lük”, sayı 30, s. 39. (m.c.)

Açık, Tansu, “Söz-lük”, sayı 31, s. 39. (m.c.)

Açık, Tansu, “Troia Düşü”, sayı 56, s. 59.

Açık, Tansu, “Ve...”, sayı 45, s. 69.

Açık, Tansu, “Yüzlerce ‘Felsefe Bahçesi’ Açıldı”, sayı 30, s. 39. (m.c.)

Açık, Tansu, “Zira Bu Terazi Bu Kadar Sıkleti Çekmez”, sayı 36, s. 41.

Açıl, Berat, “Dilden Aşka Giden Yolda Mehmet Butakın”, sayı 105, s. 50.

Açıl, Berat, “Kayıp İç; Dışarda”, sayı 103, s. 17.

Ada, Ahmet, “Akşam Şiirleri”, sayı 18, s. 48.

Ada, Ahmet, “Ayna Sandım Şiiri”, sayı 9, s. 43.

Ada, Ahmet, “Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi”, sayı 8, s. 58. (k.t.)

Ada, Ahmet, “Edebiyatçı Aydın Değildir”, sayı 17, s. İl.

Ada, Ahmet, “Girdap ve Safir”, sayı 14, s. 36.

Ada, Ahmet, “Hece Taşları”, sayı 7, s. 66.

Ada, Ahmet, “İkinci Yeni ve Monna Rosa”, sayı 16, s. 15.

Ada, Ahmet, “Papağana Silah Çekme!”, sayı 13, s. 43.

Ada, Ahmet, “Saydam ve Gizli”, sayı 12, s. 43.

Ada, Ahmet, “Susarak bozuyoruz dünyanın sessizliğini”, sayı 116, s. 50.

Ada, Ahmet, “Sütte Ne Çok Kan”, sayı 20, s. 54.

Ada, Ahmet, “Üç Kitabıyla Murathan Mungan Şiiri”, sayı 10, s. 44.

Ada, Ahmet, “Yağ Damlası”, sayı 6, s. 69. (k.t.)

Ada, Ahmet, “Yalnızlıklar”, sayı 5, s. 69. (k.t.)

Adak, Hülya, “Kim Bu Timur Bey?”, sayı 4, s. 19. (değ.)

Adalı, Bilgin, “Halûk’a Mektuplar”, sayı 56, s. 28.

Adalı, Bilgin, “Selen Diye Bir Kız...”, sayı 80, s. 51.

Adalı, Bilgin, “Yeni Bir Kitapta Çok Eski Dostlarla Yeniden Buluşmak”, sayı 79, s. 53.

Adorno, Theodor, “Bir Thomas Mann Portresine Doğru”, sayı 64, s. 32.

Afacan, Aydın – Yavuz, Hilmi, “Bütün Batılılaşma Girişimlerimiz, ‘Metonimik Modernleşme’ Olarak Tanımlanabilir.”, sayı 73, s. 42. (syl.)

Afacan, Aydın, “İzlenimler ve Öyküleme”, sayı 76, s. 68.

Afacan, Aydın, “Şair, ‘Hangi Geçmiş Zamanların Yadigârıdır Sana Bu Rûzigâr?’”, sayı 57, s. 29.

Ağaoğlu, Bülent, “Kaynakça Sorunları Ne Ölçüde Ciddiye Alınmalıdır?”, sayı 67, s. 35.

Ağır, Ülkü – Berfe, Süreyya “Bir Böcek Bin Musibetten İyidir”, sayı 60, s. 63.

Ağır, Ülkü – Berfe, Süreyya, “Bizden Söylemesi: Yine de Siz Bilirsiniz”, sayı 62, s. 76.

Ahıska, Meltem – Günal, Asena, söyleşi, sayı 86, s. 12. (syl.)

Ahıska, Meltem – Yonucu, Deniz – Köstepen, Enis – Yenal, Zafer, “Hikâyemi Dinler misin?”, sayı 78, s. 52. (m.c.)

Ahıska, Meltem, “Bir Mektup, Birkaç Kitap...”, sayı 6, s. 47. (dnm.)

Ahıska, Meltem, “Derin Bölünme”, sayı 106, s. 6.

Ahıska, Meltem, “Migren Basın Hem Ağrıması Hem de Ağrımamasıdır”, sayı 24, s. 88.

Ahmadzadeh, Hashem, “Feminizmin Gözüyle Kürt Kadınları”, sayı 104, s. 36.

Ahmadzadeh, Hashem, “Kürt Milliyetçiliğinin Kökenleri”, sayı 103, s. 52.

Ahmed, Fazıl, “Ahmed Haşim ve Piyale’si”, çyz: Tamer Erdoğan, sayı 11, s. 13.

Ahmet Güneş Sedefli,, “Yekta Kopan, Sevgili Kardeşim...”, sayı 109, s. 10. (p.k.)

Aka, Pınar, “Belleğin Şiirleşmesi”, sayı 88, s. 86.

Akal, Necmi Rıza, “Alışılmadık Sesler: Bu Müzikse Ben de Hipopotamım”, sayı 26, s. 29.

Akalın, İlhan, “Düşten Gerçeğe ve Mitolojiden Romana...”, sayı 16, s. 66. (k.t.)

Akansel, Mustafa Hakkı, ”Kızılelma Nerede?”, sayı 91, s. 79. (shf.)

Akath, Füsun, “Gün Battı, Yazık, Arkalarında”, sayı 20, s. 44.

Akatlı, Füsun – Koçak, Orhan – Arslantunalı, Mustafa – Kılıç, Sinan, söyleşi, sayı 79, s. 33. (syl.)

Akatlı, Füsun, “‘Tekrarın Tekrarı’ ve Mehmet H. Doğan”, sayı 28, s. 23.

Akatlı, Füsun, “Akşit Göktürk’ü Yeniden Okumanın Önemi”, sayı 6, s. 24.

Akatlı, Füsun, “Anadilin Sınırlarında Bir Nöbetçi”, sayı 9, s. 61.

Akatlı, Füsun, “Eleştiride Sınır ve Seviye”, sayı 39, s. 34. (pol.)

Akatlı, Füsun, “Gecikmiş Bir Vefa Borcu”, sayı 2, s. 71. (b.k.)

Akatlı, Füsun, “Zihin Kuşları”, sayı 10, s. 18.

Akay, Ali, “İdealtipleştirilen İletişimsel Eylem Kuramı”, sayı 40, s. 18.

Akay, Ali, “Öznenin Dili”, sayı 38, s. 23.

Akay, Pınar, “Anadolu Dile Gelirse Neler Anlatırdı?”, sayı 105, s. 32. (m.c.)

Akay, Pınar, “Kadınlık Halleri”, sayı 104, s. 45. (m.c.)

Akbaş, Selami, “İsyankâr ve Çekici Kadın: Salomé”, sayı 41, s. 60.

Akbulut, Durmuş, “Sözlü Kültürün Yaratıcıları”, sayı 102, s. 55.

Akbulut, Durmuş, ”Vajina Monologları ve Penis Diyalogları Eşliğinde Afrika”, sayı 100, s. 20.

Akçam, A. Alper, “Miras Tartışması”, sayı 79, s. 54. (pol.)

Akçam, A. Alper, ”Kara Kitap'a Karnavalesk Bakış”, sayı 90, s. 25.

Akçam, Alper, “’Karanlıkta Gelen Ödül'e 'Buruk Kutlama'“, sayı 102, s. 58. (dnm.)

Akçam, Taner, “Soykırım Tartışmalarında İki Temel Soru: Ne Oldu? Niçin?”, sayı 76, s. 27.

Akçay, A. Adnan, “Eleştiri ve Özeleştirinin En Nazik Biçimi: İntihar”, sayı 83, s. 73.

Akçay, A. Adnan, “Korsan Kitaplar, Esnaf Yazarlar”, sayı 13, s. 26. (pol.)

Akçay, Ahmet Sait, “Yedinci Yön Şiirleri”, sayı 47, s. 66.

Akçura, Gökhan – Ünlü, Cemal, Cemal Ünlü ile söyleşi, sayı 92, s. 23.

Akçura, Gökhan, “12 Nisan 1937: Abdülhak Hâmit’in Ölümü Abdülhak ile Lüsyen”, sayı 106, s. 72.

Akçura, Gökhan, “Abdullah Ziya Kozanoğlu Niye Tiyatro Kurdu?”, sayı 79, s. 86. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Aile Efradından Her Birinin Masrafı Buraya Günü Gününe Yazılacaktır.”, sayı 83, s. 86. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Atatürk Orman Çiftliği”, sayı 83, s. 85. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Avrupa Ormanında Ağaç Olmak”, sayı 81, s. 86. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Beyaz Atlı Bir Fotoğrafçı”, sayı 79, s. 67.

Akçura, Gökhan, “Beyaz Türklerin İlk Derneği”, sayı 79, s. 87. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Cemal Nadir’in Toplu Eserleri”, sayı 81, s. 87. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Daktilo Çıktı, Mertlik Bozuldu...”, sayı 79, s. 86. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Hayvanların Yazdığı Kitaplar”, sayı 81, s. 87. (shf.)

Akçura, Gökhan, “İpekçiler İçin Ek Bilgiler”, sayı 81, s. 86. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Kovboy Tarihi ve Alpay”, sayı 79, s. 87. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Lokman Hekim’in Parmakolojisi”, sayı 79, s. 87. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Okuma Parçası: Cingöz’ün Marifetleri”, sayı 81, s. 87. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Okuma Parçası: Herkes Niçin Yusuf Efendi’yi Arıyor?”, sayı 84, s. 86. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Savaş Öncesi New York ve Türk Günü”, sayı 83, s. 86. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Tablo, Soğan, Rakı ve Yakı”, sayı 83, s. 85. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Yahya Kaptandan Atıf Kaptan’a”, sayı 84, s. 86. (shf.)

Akçura, Gökhan, “Yazar ve Gölgesi”, sayı 107, s. 66.

Akçura, Gökhan, ”Karagöz Modern”, sayı 93, s. 70. (dnm.)

Akçura, Gökhan, ”Picasso ile Yunus Emre”, sayı 94, s. 14. (dnm.)

Akdoğan, Hakan, “Yazarın işi Çok Zor!”, sayı 13, s. 9. (syl.)

Akdoğan, Hatice, “Gökmavisi Bir Türkü”, sayı 63, s. 68.

Akgökçe, Necla, ”Talihli Kız'ın Kadınlara Anlattıkları”, sayı 92, s. 70.

Akgönül, Samim, “Den Tha Thelume!”, sayı 107, s. 56.

Akgönül, Samim, “Mitoz ve (dolayısıyla) İflaslar Tarihi”, sayı 110, s. 8.

Akgönül, Samim, ”Göçmeğe Dair Kelimeler”, sayı 95, s. 67.

Akgönül, Samim, ”Korku ve Sıkıntıdan Kurtulmuş Özgür İnsan Ülküsü”, sayı 99, s. 22.

Akgündüz, Ahmet, “Bir Etnik Temizliğin Bilançosunu Çıkarmak”, sayı 12, s. 14.

Akgündüz, Ahmet, “Bir Göç Hareketi Nasıl Yazılmamalı?”, sayı 40, s. 62.

Akın, Enis, “İktidarı Reddetmenin Dili Yoktur”, sayı 50, s. 79. (değ.)

Akın, Enis, “İnsanın Kendi Sesiyle Ayrılığı”, sayı 102, s. 49.

Akın, Enis, “Yırtmak da Gerek”, sayı 54, s. 71.

Akın, Enis, ”Edebi Eserin Olağanüstülüğü”, sayı 90, s. 13.

Akın, Fatih – Aksoy Asu, söyleşi, sayı 81, s. 34. (syl.)

Akın, Haydar, “Dipnota Katkı!..”, sayı 5, s. 25. (değ.)

Akın, Haydar, “Gece Yolcuları ve Cadı Avı”, sayı 18, s. 30.

Akın, Haydar, “Malleus Maleficarum: Cadıların Çekici”, sayı 10, s. 38.

Akıner, Selen – Yalsızuçanlar, Sadık, “En Verimli Yazar, Her Gün Verimli Olarak Yazandır”, sayı 62, s. 14. (syl.)

Akınhay, Osman, “Mehmet Uğur: ‘AB-Türkiye İlişkilerinde Yeldeğirmenlerine Değil, Sorunların Asıl Kökenine Saldırmak Gerekir...’”, sayı 39, s. 52. (syl.)

Akkanat, Cevat, “Filistin Aşkıyla Yazılmış Şiirler”, sayı 52, s. 30.

Akkaya, Hanife, “Volga Tatarları”, sayı 37, s. 59.

Akkoç, Bülent, “Sıfır Noktası”, sayı 23, s. 53.

Akkoyun, Turan, “Üniversitelerde Cadı Kazanı”,sayı 14, s. 58.

Akoğul, Merih – Aldı, Mustafa, Merih Akoğul ile söyleşi, sayı 117, s. 66.

Akpınar, Ertekin, “Gerçeğin ve Acının Tarihi”, sayı 79, s. 64.

Akpınar, Ertekin, “Uygarlık: Siyasî ve Ahlakî Bir Çöküş”, sayı 47, s. 18.

Aksop, Gülseren, “Küreselleşme, İletişim ve Emperyalizm”, sayı 38, s. 6.

Aksoy Asu – Akın, Fatih, söyleşi, sayı 81, s. 34. (syl.)

Aksoy, Asu, “Türklerin KöktenAvrupacılığı”, sayı 6, s. 12.

Aksoy, Nazan, “Almanya: Yeni Bir Yurt (mu?)”, sayı 23, s. 42.

Aksoy, Nazan, “Edebiyatın Kendisi”, sayı 103, s. 10.

Aksoy, Nazan, “Kadın Biyografileri ve Beden”, sayı 102, s. 6.

Aksoy, Seza Kutlar, “Çocuk Kitapları”, sayı 59, s. 63. (değ.)

Aksoy, Seza Kutlar, “Çocuk Kitapları”, sayı 61, s. 72.

Aksoy, Yaşar, “5000. Yılında İzmir”, sayı 31, s. 77. (değ.)

Akşit, Elif Ekin, “Amerika, Soykırım, Tarih: ‘İlk İşimiz Hatırlamaya Çalışmak Olmalıdır’”, sayı 85, s. 15.

Aktar, Ayhan, “Tek Parti Döneminde ‘Irkçılık’ Meselesi...”, sayı 87, s. 73.

Aktaşlı, H. Ufuk, “Estetiğin İdeolojisi Üzerine”, sayı 46, s. 47.

Akyıldız, Ebru Bilun, “Ankaralı Fotoğrafçının Anlattıkları”, sayı 38, s. 4.

Albayrak, Mevlüt, “Tanrı Her Şeyi Kuşatır, Herkese ve Her Şeye Hitap Eder”, sayı 81, s. 61.

Albayrak, Ömer, “Çeviriye Bakmak”, sayı 73, s. 30.

Aldı, Mustafa – Akoğul, Merih, Merih Akoğul ile söyleşi, sayı 117, s. 66.

Aldı, Mustafa - Tuğcu, Nemika, Nemika Tuğcu ile söyleşi, sayı 115, s. 42.

Aldı, Mustafa, “Kuramdan Yoruma: Çocuk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış Denemesi”, sayı 116, s. 33.

Ali, Tarık, “İran Özgürlük Operasyonu”, sayı 76, s. 14.

Ali, Zeki, “Ted Hughes: Şiirin Yalnızlık Avcısı”, sayı 14, s. 9.

Alkan, Cengiz, “‘Best Seller’ Nasıl Yazılır?”, sayı 31, s. 73. (dnm.)

Alkan, Cengiz, “Aktif Unutmama’ya Bir Çağrı: Sapan”, sayı 112, s. 20.

Alkan, Cengiz, “Çizgi Roman Yükselişte mi?”, sayı 23, s. 28.

Alkan, Cengiz, “Latin Amerika Başkaldırıyor”, sayı 117, s. 18.

Alkan, Cengiz, “Swift’ten Alçakgönüllü Bir Öneri”, sayı 26, s. 64. (k.t.)

Alkan, Cengiz, “Uzay Operasının Büyük Kompozitöründen Tema Üzerine Çeşitlemeler”, sayı 22, s. 48.

Alkapar, Uğur, “Gerçek Hayat, Harbi Roman”, sayı 21, s. 72. (k.t.)

Alkaya, Orhan, “Aydınlar Sözlüğü mü? Çok Ayıp!”, sayı 39, s. 46. (pol.)

Alkaya, Orhan, “Okumak ile Anlamak”, sayı 39, s. 47. (dnm.)

Alp, Yazgan, “Refik Halit’le Mülâkat”, sayı 25, s. 71. (shf.)

Alpay, Necmiye, “Alarm”, sayı 4, s. 34.

Alpay, Necmiye, “Ânlar ve Yabancılıklar”, sayı 112, s. 6.

Alpay, Necmiye, “Bakış Açıları: Yinelenenler ve Yeniler”, sayı 69, s. 26.

Alpay, Necmiye, “Bir Ucundan Herkes”, sayı 80, s. 38.

Alpay, Necmiye, “Çador Üzerine Bir Sorgulama”, sayı 72, s. 8.

Alpay, Necmiye, “İkinci Adım ve Aynada Bir Yüz”, sayı 26, s. 31.

Alpay, Necmiye, “İmkânsız Okuma”, sayı 61, s. 34.

Alpay, Necmiye, “Nâzım’ın Siyasal Etkileri”, sayı 58, s. 6. (dnm.)

Alpay, Necmiye, “Özgün Bir Popüler Gerçekçi”, sayı 82, s. 37.

Alpay, Necmiye, “Tuhaf Yabancılık”, sayı 83, s. 25.

Alpay, Yalın, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’de Sanayi ve Ticaret Odaları”, sayı 72, s. 33.

Alpay, Yalın, “Savaş İçinde Savaş: ‘Küçük Adam’ın Örgütsüz Fakat Etkin Direnişi”, sayı 109, s. 48.

Alpin, Hakan, “Sağlıklı Gelişen Bir Çizgi Roman Ortamı İçin”, sayı 24, s. 62.

Altan, Erhan – Şişman, Ömer, söyleşi, sayı 82, s. 30. (syl.)

Altınel, Şavkar, “Emperyalizm Günlerinde Aşk”, sayı 110, s. 22.

Altınel, Şavkar, “Kayıp Şeyler Vadisinde”, sayı 115, s. 54.

Altınörs, Alp, “Üç Kıtada Bir Çığlık”, sayı 27, s. 60. (k.t.)

Altınsay, İbrahim, “Gönlümün Yıldızı Kaydı”, sayı 47, s. 51.

Anadol, Ayşen, “Bir Yazar Nasıl Katledilir?”, sayı 11, s. 26. (değ.)

Anadol, Ayşen, “Polemik Köşesi”, sayı 4, s. 19. (o.m.)

Anamur, Hasan, “Nitelikli Çeviri Özlemi ve ‘Çeviri Derneği’”, sayı 57, s. 36. (tar.)

Anar, İhsan Oktay, “Bilgece’ Bir Sözlük”, sayı 83, s. 77.

Anar, İhsan Oktay, “Bir başkası olsaydım...”, sayı 1, s. 72. (b.k.)

And, Metin, “Bir Oyunbaz: Metin And”, sayı 22, s. 16. (syl.)

Andaç, Feridun – Ergülen, Haydar, söyleşi, sayı 85, s. 62. (syl.)

Andaç, Feridun – Üstel, Füsun, söyleşi, sayı 84, s. 70. (syl.)

Andaç, Feridun – Yavuz, Hilmi, “Entelektüel Tarihimiz, Hem Doğulu Hem de Batılı Olmamızı Dayatan Bir Entelektüel Tarihtir”, sayı 58, s. 29. (syl.)

Andaç, Feridun, “Goytisolo’nun Sarsalayıcı Tanıklığı: Her Savaş Bir Kuşatmadır”, sayı 59, s. 18.

Andaç, Feridun, “Yayınevi Bir Banka mıdır?”, sayı 85, s. 58. (grş.)

Anğ, Tüten, ”İnsanı İnsan Eden”, sayı 93, s. 65.

Ant, Serdar, “‘Bir Jön Türk’ün Ardından...”, sayı 33, s. 64.

Antmen, Ahu, “Modern Sanat' Fikri ve Ötesi...”, sayı 114, s. 8.

Aral, İnci – Eşber, Halide, “Birçok Şeyi Kendim İçin Anlaşılır Kılmak İçin Yazıyorum”, sayı 60, s. 21.

Araş, Makbule, “Yüz Çevirdiğimiz Eski Sevgili”, sayı20,s. 67

Ardalı Büyükarman, Didem, “Meşhur Gazeteci Nahid Sırrı Örik de Kim?”, sayı 112, s. 60.

Argın, Dicle, “Komiser Maigret’in Yaratıcısı”, sayı 64, s. 15.

Argın, Dicle, “Modern Devletin Bahçecilik Tutkularından Postmodern Umarsızlığa ve Dayanışmaya”, sayı 63, s. 21.

Arıcıoğlu, M. Atilla, “Neden Hâlâ Taylor?”, sayı 15, s. 62. (k.t.)

Arıkan, Zeki, “‘Dolmuş Tanrısı’”, sayı 41, s. 68.

Arıkan, Zeki, “Bilgisayar ve Biz”, sayı 78, s. 22.

Arıkan, Zeki, “Hint Okyanusundan Portekiz'e Kara Yolculukları”, sayı 115, s. 52.

Arıkan, Zeki, “Kapadokya’nın Keşfi”, sayı 47, s. 10.

Arıkan, Zeki, “Karayazıcı Abdülhalim-Deli Hasan İsyanı”, sayı 105, s. 56.

Arıkan, Zeki, “Orhan Burian Anısına Sempozyum”, sayı 57, s. 38. (değ.)

Arıkan, Zeki, “Reklamcılığımızın İlk Yüzyılı”, sayı 30, s. 12.

Arıkan, Zeki, “Schweigger’in İstanbul Yolculuğu”, sayı 80, s. 62.

Arıkan, Zeki, “Sultan Cem Araştırmalarına Yeni Bir Katkı”, sayı 110, s. 32.

Arıkan, Zeki, “Şehir Düştü!”, sayı 84, s. 25.

Arıkan, Zeki, ”Busbecq ve Mektupları”, sayı 97-98, s. 56.

Arıkan, Zeki, ”Yeni Bir İstanbul Kılavuzu”, sayı 90, s. 81.

Armağan, Mustafa, “Bir Herkül Millas Eleştirisi: Rötarlı Tarihçiliğin İronisi”, sayı 87, s. 26. (dnm.)

Armağan, Mustafa, “Harf İnkılabı ve ‘Aydın’ Duruşu: Fuat Köprülü’nün Trajedisi”, sayı 88, s. 66. (dnm.)

Arnove, Anthony, “Haçlı Seferleri, Cihatlar ve Modernite: Bölünmüş İslam Hilali”, sayı 70, s. 15.

Arslan, Canan Demiralp, “Paris Düşerken İstanbul”, sayı 37, s. 29.

Arslan, Müjde, “Mezopotamya’nın Gizemli Toplumu: Süryaniler”, sayı 81, s. 74.

Arslanbenzer, Hakan, “60’lara Dön, 70’lere Dön, Şarkıya Dön”, sayı 6, s. 58.

Arslanoğlu, Arsev Ayşen, “Amerikan Edebiyatından Esintiler”, sayı 60, s. 13.

Arslantunalı, Mustafa – Akatlı, Füsun – Koçak, Orhan – Kılıç, Sinan, söyleşi, sayı 79, s. 33. (syl.)

Arslantunalı, Mustafa – Çelik, Behçet – Öğütçü, Işık, Işık Öğütçü ile söyleşi, sayı 97-98, s. 50.

Arslantunalı, Mustafa - Koçak, Orhan - Bilgin, İhsan “Mübeccel Kıray ile Söyleşi”, sayı 40, s. 4. (syl.)

Arslantunalı, Mustafa - Koçak, Orhan, “Ahmet Oktay: ‘Kendi Hayatımızı Seyretmiyoruz Biz...’”, sayı 43, s. 6. (syl.)

Arslantunalı, Mustafa ve Koçak, Orhan, “‘Kaosun Kıyısındaki Çılgın Dansa Katılmanın Keyfi’”, sayı 27, s. 20. (syl.)

Arslantunalı, Mustafa, “‘Bu Tarihçiler Kafayı Yemiş!’”, sayı 58, s. 76.

Arslantunalı, Mustafa, “‘En Sondaki Fakir Uyak’”, sayı 35, s. 24.

Arslantunalı, Mustafa, “‘le cas Simenon’: Atmosfer Her Şeydir”, sayı 5, s. 18.

Arslantunalı, Mustafa, “‘Yaşadığın Dünyadan Sorumlu Değilsin’”, sayı 36, s. 38.

Arslantunalı, Mustafa, “Abdala Malum Olur: Bilgelik”, sayı 102, s. 75.

Arslantunalı, Mustafa, “Aborijinler Atalarımız mı?”, sayı 60, s. 31.

Arslantunalı, Mustafa, “Aritmetik İyi, Eğlence Pekiyi", sayı 101, s. 71.

Arslantunalı, Mustafa, “Başka Bir Dünya İçin Manifesto”, sayı 105, s. 74.

Arslantunalı, Mustafa, “Bilimkurgu: ‘Edebiyatın Melek Yüzlü Fahişesi’”, sayı 1, s. 34.

Arslantunalı, Mustafa, “Bir Kemer Köşeliği mi, Vehim mi, Yoksa Virüs mü?: Dawkins’in Tanrısı Darwin’in Katedralinde”, sayı 111, s. 64.

Arslantunalı, Mustafa, “Bir Köşe Yazarının Köşe Kitabı”, sayı 5, s. 70. (k.t.)

Arslantunalı, Mustafa, “Bir Zamanlar Buzul Çağında Evrim…”, sayı 55, s. 44.

Arslantunalı, Mustafa, “Birlikte Güldüklerimiz”, sayı 102, s. 71.

Arslantunalı, Mustafa, “Bolahenk”, sayı 63, s. 76.

Arslantunalı, Mustafa, “Büyük Oyunu Boğan Oyunlar”, sayı 61, s. 47.

Arslantunalı, Mustafa, “Cepte Cinayet”, sayı 116, s. 22.

Arslantunalı, Mustafa, “Çizgi Kahramanlar Tekrar Kapınızı Çalıyor: Knock, Knock!”, sayı 54, s. 29.

Arslantunalı, Mustafa, “Dergi-Kitap”, sayı 5, s. 23. (m.c.)

Arslantunalı, Mustafa, “Devasa Hikâyeler”, sayı 89, s. 34. (değ.)

Arslantunalı, Mustafa, “Dört nala gelip Uzak Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan...”, sayı 114, s. 66.

Arslantunalı, Mustafa, “Felsefece Düşünmenin Yolları”, sayı 6, s. 25. Arslantunalı, Mustafa, “Paul Auster ile Fyodor Dostoyevski”, sayı 9, s. 33. (m.c.)

Arslantunalı, Mustafa, “Gece Sohbetleri”, sayı 110, s. 45.

Arslantunalı, Mustafa, “Göğe Bakalım”, sayı 2, s. 7.

Arslantunalı, Mustafa, “Gökten Üç Elma Düştü, Üçü de Sir Newton’ın Başına...”, sayı 43, s. 70.

Arslantunalı, Mustafa, “Hakiki Uygarlıklar Çatışmasının Nimetleri ve İkimutfaklılık: Hafif Bir Yazı”, sayı 53, s. 10.

Arslantunalı, Mustafa, “Hatırda Kalan Şey Şekerlenir Zamanla”, sayı 104, s. 73.

Arslantunalı, Mustafa, “Hayali Atlas, Uyduruk Yerler”, sayı 89, s. 36. (değ.)

Arslantunalı, Mustafa, “Hayatta Kalanın Öyküsü”, sayı 79, s. 47. (m.c.)

Arslantunalı, Mustafa, “Haydi Haydi Keriz Edelim”, sayı 77, s. 76. (değ.)

Arslantunalı, Mustafa, “Henri Mensonge’u Anlayabilmek”, sayı 37, s. 21.

Arslantunalı, Mustafa, “Hiçi Destanı”, sayı 1, s. 41.

Arslantunalı, Mustafa, “Irklar Yerine Coğrafyalar: Mahşerin Üç Atlısı: Tüfek, Mikrop, Çelik”, sayı 59, s. 48.

Arslantunalı, Mustafa, “İnsanbiçimli Sarmallar ve Evrimler”, sayı 79, s. 20. (dnm.)

Arslantunalı, Mustafa, “İnternet Kitapları: Havada Uçuşan 'Eğlenceli Bilgi'“, sayı 102, s. 74.

Arslantunalı, Mustafa, “İşte Öyle Bir Hikâye”, sayı 89, s. 36. (değ.)

Arslantunalı, Mustafa, “Keşif, Teşhir ve Uluslararası Mutfak”, sayı 70, s. 58.

Arslantunalı, Mustafa, “Kitap, Bir Makine”, sayı 105, s. 70.

Arslantunalı, Mustafa, “Komplo Muamele", sayı 101, s. 74.

Arslantunalı, Mustafa, “Konuşan Türkiye”, sayı 105, s. 70.

Arslantunalı, Mustafa, “Kurtarıcılarınızın Yazdıklarını Okumasını Öğrenin!”, sayı 84, s. 80.

Arslantunalı, Mustafa, “Lem’in Zekâmerkezciliği”, sayı 55, s. 66. (değ.)

Arslantunalı, Mustafa, “Melissa P.’nin Otopornografisi”, sayı 82, s. 49. (m.c.)

Arslantunalı, Mustafa, “Milli Güvenlik Sineması", sayı 101, s. 73.

Arslantunalı, Mustafa, “Modernler ve Tipografi”, sayı 114, s. 14.

Arslantunalı, Mustafa, “Neredeyse Bir Balina...”, sayı 105, s. 68.

Arslantunalı, Mustafa, “Okumayalım, Ama Okumamış Gibi de Olmayalım, Biraz da Dalgamızı Geçelim”, sayı 76, s. 79.

Arslantunalı, Mustafa, “Ölüm Orucundayken”, sayı 105, s. 73.

Arslantunalı, Mustafa, “Pembe ile Kara”, sayı 56, s. 35. (değ.)

Arslantunalı, Mustafa, “Pirens ile Güllü”, sayı 33, s. 56.

Arslantunalı, Mustafa, “Portakal Lekeleri”, sayı 10, s. 63. (dnm.)

Arslantunalı, Mustafa, “Sadeleştirme: 'kendisi sağ olsa ne yazardı?'“, sayı 114, s. 71.

Arslantunalı, Mustafa, “Sahi, Bizde Niye Polisiye Yoktu?”, sayı 34, s. 66.

Arslantunalı, Mustafa, “Sarışın bir kurda benziyordu./ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı, “, sayı 114, s. 69.

Arslantunalı, Mustafa, “Sevgi Soysal’ın Bütün Eserleri”, sayı 57, s. 43. (değ.)

Arslantunalı, Mustafa, “Sınırlarla İşlenmiş İncecik Bir Oya,”, sayı 32, s. 50.

Arslantunalı, Mustafa, “Üst Katta Biri mi Var?”, sayı 4, s. 20. (değ.)

Arslantunalı, Mustafa, “Vandallığa Karşı Sprey”, sayı 102, s. 76.

Arslantunalı, Mustafa, “Yaşanmış Hikâyeler Uydurulmuşlara Karşı”, sayı 109, s. 64.

Arslantunalı, Mustafa, “Yeni Yıl Hediyesi İçin Yıllık Dergi”, sayı 3, s. 35.

Arslantunalı, Mustafa, ”2'nin Tehlikesi”, sayı 95, s. 45.

Arslantunalı, Mustafa, ”Amanvermez Avni”, sayı 94, s. 73.

Arslantunalı, Mustafa, ”Amatör Detektiflikler, Turizm ve Hızlı Detektifler”, sayı 90, s. 70.

Arslantunalı, Mustafa, ”Anakronik Masaj”, sayı 92, s. 16.

Arslantunalı, Mustafa, ”And Death Shall Have No Dominion...”, sayı 95, s. 46.

Arslantunalı, Mustafa, ”Aradığınız Metne Şu An Ulaşılamıyor”, sayı 97-98, s. 75.

Arslantunalı, Mustafa, ”Ayçöreği”, sayı 95, s. 47.

Arslantunalı, Mustafa, ”Aynı Kadeh, Aynı Mey...”, sayı 94, s. 75.

Arslantunalı, Mustafa, ”Ayşegül Savaşta: Irak Şahini”, sayı 94, s. 72.

Arslantunalı, Mustafa, ”Balkanlar'da Sadizm”, sayı 92, s. 11.

Arslantunalı, Mustafa, ”Bizans Süiti”, sayı 91, s. 76.

Arslantunalı, Mustafa, ”Çocukların Unuttuğu Çizgiler”, sayı 96, s. 68.

Arslantunalı, Mustafa, ”Ders Veren Kitapla Vermeyeni”, sayı 90, s. 71.

Arslantunalı, Mustafa, ”Dünya Tarihi: Sek mi Sulu mu?”, sayı 91, s. 74.

Arslantunalı, Mustafa, ”Eski Osmanlı Şehirleri: Kahire'den Atina'ya”, sayı 96, s. 62.

Arslantunalı, Mustafa, ”Fason Şifre İmalatında İroni”, sayı 95, s. 46.

Arslantunalı, Mustafa, ”Filmimin Hikâyesi”, sayı 95, s. 47.

Arslantunalı, Mustafa, ”Futbol Cehennemi”, sayı 100, s. 83.

Arslantunalı, Mustafa, ”Geleceği de Hatırlamak Mümkün mü?”, sayı 94, s. 70.

Arslantunalı, Mustafa, ”Genç Çevirmenler Rahatsız”, sayı 94, s. 74.

Arslantunalı, Mustafa, ”Genç Türk”, sayı 91, s. 75.

Arslantunalı, Mustafa, ”Gerçek ve Kurgu”, sayı 97-98, s. 72.

Arslantunalı, Mustafa, ”Gerçekten Daha İnandırıcı Yalanlar...”, sayı 97-98, s. 70.

Arslantunalı, Mustafa, ”Has Parfüm”, sayı 94, s. 70.

Arslantunalı, Mustafa, ”Has Şiir”, sayı 94, s. 70.

Arslantunalı, Mustafa, ”İnanmak ya da İnanmamak; İşte Bütün Nezaket...”, sayı 92, s. 13.

Arslantunalı, Mustafa, ”Kapakta Bir İmza”, sayı 94, s. 75.

Arslantunalı, Mustafa, ”Kaybolan Diller”, sayı 96, s. 67.

Arslantunalı, Mustafa, ”Korkunç Türk”, sayı 91, s. 77.

Arslantunalı, Mustafa, ”Kültürlerin Çöküşü”, sayı 95, s. 42.

Arslantunalı, Mustafa, ”Leoparın Öyküsü”, sayı 100, s. 84.

Arslantunalı, Mustafa, ”Maymunlar Cehenneminden Bakteri Gezegenine”, sayı 100, s. 80.

Arslantunalı, Mustafa, ”Medium is the Internet”, sayı 92, s. 17.

Arslantunalı, Mustafa, ”Medyum Kitap”, sayı 92, s. 16.

Arslantunalı, Mustafa, ”Mekanik Türk”, sayı 91, s. 74.

Arslantunalı, Mustafa, ”Okumak ve Boş Oturmak”, sayı 100, s. 86.

Arslantunalı, Mustafa, ”Okumanın Adab-ı Muaşereti: Parça Parça Okumak”, sayı 94, s. 72.

Arslantunalı, Mustafa, ”Oprah, Tolstoy ve Haydut Devlet”, sayı 92, s. 14.

Arslantunalı, Mustafa, ”Osmanlı, Cyberpunk, Polisiye, Bilimkurgu, Alternatif Tarih...”, sayı 96, s. 65.

Arslantunalı, Mustafa, ”Osmanlıcadan Türkçeye”, sayı 96, s. 63.

Arslantunalı, Mustafa, ”Pirahã ve Whorf Evrensel Dilbilgisine Karşı”, sayı 96, s. 65.

Arslantunalı, Mustafa, ”Sınır Bir Çizgidir İki Okunur”, sayı 95, s. 45.

Arslantunalı, Mustafa, ”Şirketlere Karşı Gönüllüler: Kolektiviteye Güvenebilmek”, sayı 90, s. 72.

Arslantunalı, Mustafa, ”Tarihi Kimler Yazar?”, sayı 91, s. 78.

Arslantunalı, Mustafa, ”Türkler ve Yahudiler”, sayı 91, s. 78.

Arslantunalı, Mustafa, ”Tüysüz Maymunların Öyküsü”, sayı 100, s. 84.

Arslantunalı, Mustafa, ”Üçüncü Kültür?”, sayı 95, s. 43.

Arslantunalı, Mustafa, ”Venüs'ler, Adonis'ler...”, sayı 97-98, s. 75.

Arslantunalı, Mustafa, ”XX. Yüzyıl Aile Albümü”, sayı 92, s. 14.

Arslantunalı, Mustafa, ”Yaşlılık: Isıtmayan Alev”, sayı 92, s. 12.

Arslantunalı, Mustafa, ”Yaşlılık: Yakan Kıvılcım”, sayı 92, s. 12.

Artan, İnci, “Halkla İlişkiler”, sayı 9, s. 70. (k.t.)

Artvinli, Fatih, “Sağlık Olsun”, sayı 116, s. 35.

Aru, İnan Mayıs, ”Bir Hıristiyan Anarşisti”, sayı 90, s. 34.

Aruoba, Oruç, “‘İp’ ile ‘Sap’ ya da Yazı ile Çeviri Üstüne”, sayı 3, s. 52. (değ.)

Aruoba, Oruç, “Ara Ara, Felsefe”, sayı 12, s. 69. (k.t.)

Aruoba, Oruç, “Bok-Çiş-Kaka”, sayı 63, s. 64.

Aruoba, Oruç, “Çekingen Felsefeci”, sayı 38, s. 51. (dnm.)

Aruoba, Oruç, “Felsefey(l)e Bakmak”, sayı 17, s. 47.

Aruoba, Oruç, “Yokistan Neresidir, İlhan Bey?”, sayı 5, s. 70. (k.t.)

Aruoba, Oruç, ”Eleştirmenlerime, Teşekkürlerimle”, sayı 94, s. 50. (pol.)

Asan, Ömer, “Pontos Halk Tiyatrosu”, sayı 21, s. 62.

Asar, Alpay, “Arı Bir Yalnızlığın Sonundaki Serüven: Yanlış Okumalar”, sayı 4, s. 61. (k.t.)

Asar, Alpay, “Baudelaire’in Öteki Yüzü: Mizah”, sayı 8, s. 42.

Asar, Alpay, “Erken İslâm’da Mizah”, sayı 6, s. 17.

Asar, Alpay, “İktidar Hangi Dili İşitir?”, sayı 10, s. 61.

Asar, Alpay, “Modernleşmeye Türkiye Perspektifinden Bir Bakış”, sayı 17, s. 48.

Asar, Alpay, “Sultanî Yegâh”, sayı 22, s. 58.

Asar, Alpay, “Tarihin Kışkırtıcı Şenliği”, sayı 5, s. 63.

Asar, Alpay, “Toplumsala Farklı Bakışlar”, sayı 12, s. 56.

Ascherson, Neal, “Canavarlar ve Efsaneler Üzerine”, sayı 76, s. 73.

Asiltürk, Bâki, “1980 Sonrası Şiir ve Hayat”, sayı 86, s. 34. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “67 Şairden 76 Şiir", sayı 101, s. 51. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Ağaçlara Yürüyen Ölü Kuşlar Ordusu”, sayı 86, s. 36. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Aşk Bitmiş Ateş Sönmüştür”, sayı 87, s. 66. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Aşkın Evi Kurulurken Ahşaptır”, sayı 85, s. 70. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Azalttım Işıkları Sirkler Geçti Şehirden”, sayı 73, s. 71. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Ben Çok Eski Bir Fotoğrafta Duruyorum”, sayı 84, s. 60. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Bilimsel Bilgi Kaynağı Oluşturmak", sayı 101, s. 49. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Bir Şahin Süzülüşüyle Yürüyorum Kendime”, sayı 78, s. 63. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Bütün Aşklar Düş Görür Kış Uykusunda”, sayı 73, s. 72. (mer.)

Asiltürk, Baki, “Canavarlığa Yazgılı Şehzade”, sayı 22, s. 32.

Asiltürk, Bâki, “Çenemi Arzulayan Bir Keman Vardı”, sayı 85, s. 71. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Denedim Bütün Sözcükleri”, sayı 84, s. 60. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Dingin ve Hırçın: Üç Yeni Şiir Kitabı”, sayı 71, s. 70.

Asiltürk, Bâki, “Ellerimizi Tartıyor Camdan Terazi”, sayı 73, s. 70. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Eşsiz Olanın Peşinde”, sayı 109, s. 16. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Gençtim Ölü Bulunan Bir Roman Kahramanı”, sayı 81, s. 29. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Göğe Yaraşır Bir Kanat Vuruşuyla Tutuşup”, sayı 87, s. 66. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Güzel Dizelerle Karşılaşınca...”, sayı 78, s. 62. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Hilmi Yavuz’un Kara Güneş’inden Yansıyanlar”, sayı 66, s. 26.

Asiltürk, Bâki, “Kalbime Mühürlendiğin Anda”, sayı 84, s. 61. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Kalbimiz, Ölçüsüz Haritası Yeryüzünün”, sayı 85, s. 70. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Kimseyle Anlaşamadığınız Rüyalarınızdan Belli”, sayı 87, s. 67. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Mevsimi Gelmiş Yazılar”, sayı 68, s. 62. (dnm.)

Asiltürk, Bâki, “Mutluyum Çünkü Ben de Hiç Kimse Kadar!”, sayı 76, s. 64. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Nesnelerden Sürülmüş Rüya Tabiri”, sayı 81, s. 30. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Poetik Birikimlerin Buluşması”, sayı 72, s. 79. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Poetik İlişkilerin İçeriğe Katkısı”, sayı 72, s. 78. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Ruhların ve Çiçeklerin Vakti Değildir”, sayı 86, s. 36. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Rüzgâr Ara İstasyonda Bekliyor”, sayı 78, s. 62. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Sezginin Estetiği”, sayı 109, s. 16. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Şair ile Denemeci”, sayı 109, s. 18. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Şairin Şiir Yüzü", sayı 101, s. 53. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Şairin Zihnindeki Şiir Penceresi”, sayı 89, s. 39. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Şiir Atı’nın Bahar Koşusu Başladı”, sayı 87, s. 68. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Şiir Eleştirisine Soyunmanın Zorlukları”, sayı 86, s. 35. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Şiir Eleştirisinin Bilgiyle İmtihanı”, sayı 89, s. 38. (mer.)

Asiltürk, Bâki, “Şiir Heves’i”, sayı 72, s. 79. (mer.)

« Önceki ::