27 08 2016

Kastamonu denemeleri / Devrekani - Murat Karasalihoğlu

Kastamonu denemeleri / Devrekani Murat Karasalihoğlu -   30 Aralık 2015   Gölgelere ışık sızıyor   Doyumsuzca ve biraz da açgözlülükle deklanşörlere basarken, zaman bize hissettirmeden ellerimizden kayıp gidiyor, ışık biçim değiştiriyor, ne ıslanmak ne çamurlara batmak aklımıza bir anlık soluk almayı bile getirmiyordu. Nokta atışı yapılacaktı bu seferinde. Salt ışığın adımlarından yürüyecektik. Kelime, ışık ile birlikte değil de daha sonra gelecekti anlaşılan ve eğer bir insana rastlarsak, kelimeler o zaman ışığı yakalamak için nefes alacaktı. Hedef, Devrekâni ilçemizin sınırlarında yer alan Akdoğan Şelalesi idi. İçimizde bir tedirginlik yola koyulduk. Sıcak bunaltıcı bir şekilde her yanımızı sarmış, uzun zamandır yağışsız topraklarımız çatlamaya başlamıştı artık. Geçici olduğunu umduğumuz bu kuraklıkta Akdoğan Şelalesi’nde su bulamama kaygısı sıkıntı yaratıyordu bizde. Havaların ısınmasına koşut, yağmurun olmaması bir önceki sene gördüğümüz onca çeşit çiçeğin ortalıkta görünmemesine de neden oluyordu. Ama geçen sene pek olmayan gelincikler de bu sene fazlasıyla yer kaplıyordu, fiğ ya da ekin tarlaları içinde. Tam il sınırından ayrılırken Kastamonu tabelası önüne birikmiş gelincikler kendilerini müjdeliyordu. Henüz yola çıkalı fazla olmamıştı ki, Gelin Dağı’nı aşıp Duruçay Köyü’ne geldiğimizde gördüğümüz gelincik tarlası belki ... Devamı

16 06 2015

Ayağına Diken Batan Karga - Nazım Hikmet

Ayağına Diken Batan Karga Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallarken bir karga varmış, kah yürürmüş kırlarda, kah konarmış dallara, kah uçarmış. Günlerden bir gün bu karga göklerde uçup, dallara konup kırlarda yürürken ayağına bir diken batmış. Çıkarmış dikeni ayağından, götürüp bir kocakarıya: -Nineciğim, demiş, gözünü seveyim, sakla bana bu dikeni. Sonra gelir alırım senden. Kocakarı dikeni ocağın üstüne koymuş. Bir gün beklemiş, iki gün beklemiş, kargadan haber yok, karga gelip dikeni almaz. Bir akşam kocakarı şamdanını yakmış, ama bakmış ki fitil kısa. Fitili karganın dikeniyle çekeyim demiş kadıncağız, uzatayım demiş. Dediğini yapmış, yapmış ama şamdanın alevi karganın dikenini yakıvermiş. Dikenin tam da yanıp kül oluverdiği sırada bizim karga pırrr gelivermiş. - Nineceğim, demiş, dikenimi almaya geldim. - Ah evladım, demiş kocakarı, senin diken yanıp kül oldu. Şamdanın fitilini çekip uzatayım dediydim senin dikeninle. - Ben dikenimi isterim, nineciğim, gelip alarım dememiş miydim sana? Kocakarı kulak asmamış karganın sözlerine. O da gidip pencerenin kıyısana konmuş, başlamış gıklamaya. - Ya şamdan, ya diken! Ya şamdan, ya diken! Karga böylece saatler saati gaklamış durmuş, kocakarı bakmış ki, ne kargayı susturmanın yolu var, ne ondan kurtulmanın, şamdanı vermiş kargaya, böylece de rahata kavuşabilmiş. Şamdanı alan karga pırr gitmiş, başka bir kocakarı bulmuş, saklasın diye ona vermiş şamdanı. Akşamleyin, kadıncağız ineğini sağmaya giderken: - Karganın şamdanını alayım, demiş. Ahırı aydınlatır, işimi daha iyi görürüm. Şamdanı ineğin ardına koymuş, başlamış ineği sağmaya. İnek çok geçmeden bir tekme atmış, tuz buz etmiş şamdanı. Tam... Devamı

24 04 2015

EDEBİYATTA KASTAMONU / ALİ ŞAHİN

Edebiyatta Kastamonu Kastamonu'da Edebiyat EDEBİYATTA KASTAMONU / ALİ ŞAHİN (ARAŞTIRMA)   Kurtuluş Savaşı’nda yöre, Anadolu’nun giriş kapısı durumundaydı. İstanbul’dan “Kurtuluşçular”a katılmaya gelenler, İnebolu-Kastamonu-Çankırı üzerinden Ankara’ ya geçiyordu. Karadeniz’den gelen cephane de bu yolla cephelere taşınmıştır. Özellikle İnebolu, daha çok bu yüzden anılara, edebiyat ürünlerine yansımıştır.   Şuara tezkiresi yazarı Latifi (1491–1582) Kastamonuludur. Yapıtında XVI. yy ortalarına değin yetişmiş şairler üstüne bilgiler vermiştir. “İkinci derecede bir divan şairi” (Necatigil, s.18) sayılmaktadır. Ayrıca, Galib Paşa (Abdülhalim) diye bilinen (?-1876) divan şairi, yöre dilini edebiyat ürünlerinde kullanmıştır. İlk kez, halk ağzıyla güldürücü, yerici gazeller yazmıştır. Türk köylü ağzını, aruz veznine uygulayarak yazdığı eseri taş-baskı tekniğiyle basıldı.   Bu Dünyadan Nazım Geçti adlı anı yapıtında Va-Nu, Kurtuluş Savaşı başlarında Nazım Hikmet’le Anadolu’ya geçişlerini anlatırken İnebolu’nun bir “giriş kapısı” olduğunu, hem de “süzgeçli bir kapı” olduğunu belirtiyor. O günlerde kasaba yabancılarla doludur. Ankara’dan izin çıkarsa “geçilir”, çıkmazsa “geriye dönülür”   Birinci Dünya Savaşı bitiminde Almanya‘dan yurda dönen “Spartakistler”den kimileri İnebolu’dadır. Sadık Abi, Vehbi Sarıdal ve Nafi Atuf da aralarındadır. Bir araya geldiklerinde Nazım’la kendisinin yabancısı olduğu biçimde, toplumsal sorunlarla çözüm yollarını tartışmaktadırlar.   Nazım’la Va-Nü Anadolu’yu ilk kez g&oum... Devamı

24 04 2015

“Yeni Türkiye” vaadi hakkında – Yaşar Ayaşlı

“Yeni Türkiye” vaadi hakkında – Yaşar Ayaşlı 1 Eylül 2014   “Yeni Almanya”, “Yeni İtalya” gibi iri sloganları hep faşist partilerin kullandıklarını biliyoruz Yeni cumhurbaşkanı ve yeni başbakan göreve başladıklarından beri bir “Yeni Türkiye” lafıdır aldı gidiyor. Davutoğlu başbakan olduktan sonraki ilk konuşmasının neredeyse tamamını bu konuya ayırdı. “Yeni Almanya”, “Yeni İtalya” gibi iri sloganları hep faşist partilerin kullandıklarını biliyoruz. Yenilenme, “yeni bir çağ”  temalarıyla küçük burjuvalarda umut ve heyecan yaratılmak istenmiştir. Faşistler çoğu kez, kapitalizmdeki çöküş ve yozlaşmaya karşı “yeni faşist insan”ı yaratma vaadinde bulunmuşlardır. Kurulacak “yeni düzen”e ilham olması için Roma imparatorluğu ve aryan ırkı gibi mitlere yaslanılmış, gamalı haç gibi tarihsel semboller uyaran olarak kullanılmıştır. “Altın Çağ”a dönüş izlenimi yaratmak, daima kitleleri kandırma ve sürükleme yollarından biri olmuştur. Davutoğlu, başbakan olduktan sonraki ilk konuşmasında bunları akla getirircesine “Devlet-i Aliye Osmani’nin İstanbul’u fethi, 1922 Türkiye’si ve 2002’de AKP’nin iktidara gelmesi arasında tarihsel paralellikler kurup durdu. Neo-Osmanlıcılık diskurlarıyla ünlü yeni Başbakan, imparatorluğun çöküşünden sonrasını, yani cumhuriyet dönemini restore edilmesi gereken bir kayıp dönem olarak göstermekten de geri durmadı. Paranteze alınıp tersinden restore edileceği söylenen tek partiye ve tek adama dayanan dönem, “eski Türkiye” oluyordu. Önümüzdeki dönemdeyse devlet başkanlığı, yeni anayasal düzen, rakip partilerin ve toplumsal muhalefetin diskalifiye... Devamı

24 04 2015

Klasikler nasıl okunmamalı? – Yaşar Ayaşlı

Klasikler nasıl okunmamalı? – Yaşar Ayaşlı Sendika.org; 18 Nisan 2015  Toplumun en çok okuyan kesimi devrimcilerdir. Değilse bile öyle olmalıdır. Marksist-Leninist klasikler, önemli edebi eserler, okunması gerekli güncel yayınlar okunmadan, ne kapitalizmin sistemli bir eleştirisi yapılabilir ne de güncel gelişmeler doğru yorumlanabilir. Okumadan yol göstermek peygamberlere mahsustur. Bilinç edinmeden bilinç taşınamaz. Marx’ın sözüdür: “Eğiticinin kendisinin de eğitilmesi gerek(ir).” Zamanımızda okumanın, konuşmanın, yazmanın, eleştirmenin, görmenin, hatta yemenin ve gezmenin bile yolu yordamı var. Her biri hakkında kitaplar yazılıyor, atölyeler açılıyor, kurslar ve seminerler düzenleniyor. Okumanın kendisi bile yalınkat değil artık, felsefe, tarih, iktisat, edebiyat, şiir, kurgu gibi alt dalları var. Devrimci eleştirmen ve yazarların tanıtımlarından yararlanmak okumayı verimli kılmanın yollarından biri. Kitabın haritasını çıkarır, ön bir fikir edindirir. Temel klasiklerin yazıldıkları tarihsel ortam, ele alınan konu ve sorunların mahiyeti, eserin devrimci öğretideki yeri hakkında bilgilendirir. Kitabın temasına tuttuğu ışığı, tanıtım yazısı da kitaba tutar. Tabii bir de eserin özünü yansıtıp yansıtmadığı meselesi var. Özü, önemli olanı yansıtıyor mu, yoksa bilerek ya da bilmeyerek bazı şeyleri gözden mi kaçırıyor? Kılavuz insanı doğruya da götürür, eğriye de. Mevzu edilen Marksizm’i fon olarak kullanan tatlı su sosyalistleri değil. Ciddiye aldıklarımızdan, okumaya değer bulduklarımızdan söz ediyoruz. Bu makale Lenin’in üç temel eseri hakkında özet bilgiler verecek, bu arada tanıtım kusurları üzerinde de duracaktır. Ne Yapmalı? Devrimcilerin ilk okudukları kitaplardan biri hiç kuşkusuz Lenin’in 19... Devamı

25 01 2014

Kibritçi Kız’dan Günümüze / Gülsüm Cengiz / Kitap

Kibritçi Kız’dan günümüze... Çocukluğunda Kibritçi Kız masalını okumamış olan var mıdır? Hiç sanmıyorum. Eğer ince, resimli halde basılan kitabı okumadıysanız, ilkokuldaki okuma kitaplarında, ünite dergilerinde ya da tatil kitaplarında mutlaka karşınıza çıkmıştır. Kibritçi Kız, hani şu bir yılbaşı öncesi, eve ekmek parası götürebilmek için sokaklarda kibrit satmaya çalışan çocuk... Sonrası, çocuk yüreklerimizde büyük bir üzünçtü... Yoksul bir ailenin çocuğu olan Kibritçi Kız, kar altında üşüyünce ısınmak için yaktığı kibritlerin alevinde düşlere dalıyor ve son kibritin alevinde gördüğü ölmüş ninesiyle birlikte göğe yükseliyordu... Yoksul bir çocukluk geçiren ve bazı masallarında bu yaşamın izleri görülen Danimarkalı Yazar Hans Christian Andersen’in Kibritçi Kız masalı, yazarın pek çok masalında olduğu gibi acı bir biçimde sonlanmasının yanı sıra, yazarın annesinin etkisiyle edindiği aşırı dindar kimliğini de ortaya koymaktadır. Çocuğun ninesiyle birlikte göğe yükselmesi, onun gittiği yerde mutlu olduğu iletisi donmuş küçük kızın yüzündeki gülümsemeyle belirtilmiştir. Ki bu iletinin, o masalı okuyan pek çok insanın, insanlar yılbaşı sofraları hazırlayıp çam ağacı süslerken küçük kızın neden, hangi toplumsal koşullar nedeniyle çalışmak zorunda oluşunu sorgulamasını engellediği de açıktır. Peki çocuklar neden çalışır? Çocukların çalıştırılması olgusuna tarihsel olarak baktığımızda, özellikle yoksul halk yığınlarının çocuklarının çalıştığını görüyoruz. Buna karşın, çocuk işçiliği kavramı ilk kez sanayi devrimiyle birlik... Devamı

25 01 2014

Dürbün / Erdal Atıcı

Dürbün / Erdal Atıcı   21.10.2013 “İçerideki ve dışarıdaki bütün gurbetçilere...” Kaç gündür siyah beyaz fotoğraflarımı arıyorum. Evin altını üstüne getirdim, yok!  Hiç fotoğraf durur mu kapısı penceresi bozulmuş bu eski evde! Anamın siyah çeyiz sandığından başka her yere baktım. Yok!   İçimde umut sandığa yöneldim. Eskiden hep kapağı kilitli olurdu. Çoktandır kilidi kırık. Zaten saklanacak ne kaldı her tarafı dökülen bu evde?   Kapağı ağır ağır kaldırdım. Sandıktan aniden çocukluğum çıktı. Çipil gözleriyle gülümseyerek baktı gözlerime... Aradan geçen bunca yıla karşın hiç değişmemiş. Yine gözleri ışık saçıyor. Bense içimde karanlık bir esintiyle dolaşıyorum kaç aydır! O yalnızlık ve karanlık kokan esinti beni buralara sürükledi. Ne kadar da yorgunum. Umudum dağların ardında. Dağlarınsa başı dumanlı! Geçmişimden bir ışık aramak benimki. O ışıkla yeniden aydınlatmak önümü. Yeniden yürüyebilmek, koşabilmek isteği...   Sandığın diğer köşesinde dürbün var. Üstünde bir çizik bile yok. Hiç yeri değişmemiş. Biliyordum yıllardır orada olduğunu. Biliyordum da hiçbir zaman bakmaya cesaret edememiştim. Oysa çocukluğumda ona dokunabilmek, onunla uzakları yakına getirmek ne kadar mucizevi bir olaydı! Çocuk kafamla akıl sır erdiremez, şaşar kalırdım. Nasıl oluyordu da çok uzaklarda karınca gibi görünen insanlar, ağaçlar, taşlar, kuşlar gözümün önünde büyük bir “dev”e dönüşüyordu?   Babam her zaman dürbünü koruma telaşındaydı! Düşürüp kırmamızdan, kurcalayıp bozmamızdan korktuğ... Devamı

29 03 2013

Türkiye Tarihi-Unutanlar İçin-

Türkiye Tarihi-Unutanlar İçin- |  görsel 1

Türkiye Tarihi -Anımsatma, unutanlar için- Yunus'ta yunduk biz Fikret'le istiklale çalıştık yüzdük Hacı Bektaşi Veli deryasında Jön Türkleriz önümüz arkamız aşk üstümüz başımız kuş. Yola dökülmüş gönlü akıtmalı beş yüz atlı dayanın geliyoruz diyorlar dayanıyoruz leylaklar, türküler Jön Türkleriz siz barbar dersiniz, biz hakan. Mustafa Kemal, şah damarımızdadır neye sayarsanız artık nara, rüzgâra, başağa at süreriz gönülden gönüle biz Jön Türkleriz Âşık Veysel'i, Nazım'ı iyi biliriz kim baharmış, kim kış. güneş gidip şaman Dedem Korkut gelip yanmaya hevesli zabit duran oluşunu sevdiğim ölünür icabında bu kara sevdadan hiç bu kadar güzel ölünmemiş olunur Ekmek idi Çanakkale'de geçilemeyen su idi Dumlupınar'a ve oradan İzmir'e akan kalbimizdi irice bir bildiği vardı hayatın dünya dönende kuşlar uçanda. İnsan girip Anafartalar'a Kemal çıkarız severiz dirimi, onun türkülerini biz güneş işe girişmiş, bak ışk taşıyor kağnılar yağmur,... ...Kaynak : denizsuyukasesi.blogcu.com Devamı

29 03 2013

O gül bu güldür

O gül bu güldür |  görsel 1

yeryüzünün çocuğuyum ben o gül bu güldür onu yayıyorum ...Kaynak : denizsuyukasesi.blogcu.com Devamı

29 03 2013

YENİKLER İÇİN YENİ BİR KİTAP

YENİKLER İÇİN YENİ BİR KİTAP |  görsel 1
YENİKLER İÇİN YENİ BİR KİTAP |  görsel 2
YENİKLER İÇİN YENİ BİR KİTAP |  görsel 3

YENİKLER İÇİN YENİ BİR KİTAP- Onur AKYIL Ocak 2013; Zımba Kitap; ‘Yeryüzü Yeniği’ raflarda. Uluer Aydoğdu, dünyanın dolayısıyla insanın keşfedilmemiş diliyle yazıyor. Başka bir yerde durduğu, başka bir yeri gördüğü kesin. Hayat ve hayat içre olup biten şeyler bütünü, gerçekliği tedirgin edecek kadar korkunç bir başka gerçeklik dünyasında başka anlamlara tekabül ediyorlar. Ama öyle yerlerde, birden bizim hikâyemizi anlatmaya başlıyor ki şair, dengeli bir ruh haliyle bu kitabı okumak zor. Olumlu anlamda söylüyorum bunu; o kadar çok beslendiği nokta var ki şairin, yaşanılanı böylesine kaydetmek, izah etmek pek kolay olmasa gerek. Elbette, güzel şiirin ana hattı olan birikim ve hiç... ...Kaynak : denizsuyukasesi.blogcu.com Devamı

27 03 2013

“Rıfat Ilgaz Yüz Yaşında…” (7 Mayıs 1911 - 7 Temmuz 1993)

  “Rıfat Ilgaz Yüz Yaşında…” (7 Mayıs 1911 - 7 Temmuz 1993) Sırrı Öztürk Bazı günlük basın-yayın organlarında ve edebiyat-sanat-kültür dergilerinde “Rıfat Ilgaz Yüz Yaşında” başlığı ile pek çok yazı hazırlandı. Tv’lerde de konu edildi. Bana da, Rıfat Ilgaz’ı yakından tanıyan ve diyalogu olan biri olarak “Sen de yazar mısın?” önerisinde bulundular. Evet, talep oldukça yazmaya yazarız da, gerek imzamız gerekse burjuva ve küçükburjuva “sol cenah” eğilimlerin dışındaki konumumuzla yazdıklarımız yayınlanır mı? diye kaygılarımızı da iletmeden edemedik. Bu türden yazı veya röportaj taleplerinde ve deneyimlerimizde hiçte hoşlanmadığımız olaylarla karşılaşmıştık. Bu türden niyetlerle kapımızı çalanlar daima dostluk ve güler yüz görmüştür. Fakat kaleme aldıklarımız birilerinin işine gelmediği için ya yayınlanmamıştır ya da ideolojik/sınıfsal konumlarına uygun gelmediği düşünülerek ve de iznimizi almak ihtiyacını dahi duymadan tahrif edilmiştir. Onlarca örneği belgelidir. Dileyen araştırıp inceleyebilir. Sanat Cephesi Dergimiz, “Bilim, politika, sanat, kültür, estetik ve etik bütünselliği” ilkeselliğini boşuna sıkça tekrarlamıyor. Evet, gündemde sıcak tutmaya çalıştığımız bu türden ilke ve amaçlarımızı dillendirmekte son derece haklı bir yerdeyiz. Aleyhimizdeki pek çok faktöre ve her şeye rağmen, bu tavrımızı bilinç ve kararlılıkla sürdürmekteyiz. “Yazım, şiirim nerede çıkarsa çıksın…” anlayış ve ilkesizliği bu memlekette âdeta bir gelenek haline getirildi! Öyle mi olmalıydı? Yazar, şair gibi isim ve sıfatları olan insanların her birinin düşünce ve davranışları bir değildi. Bir olmak du... Devamı

25 03 2013

Murat Karayılan ile Kandil'de 5,5 saat

  Murat Karayılan ile Kandil'de 5,5 saat Hasan Cemal - T24 ;24.03.2013      KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’la bu üçüncü Kandil röportajım. İlkinin tarihi, demokratik açılım sürecinin başlarında, 2009’un Mayıs ayının ilk haftasındaydı. İkincisini, Oslo süreci kapanırken 2011 yılı Haziran ayı sonlarında yapmıştım. Üçüncüsü dün gerçekleşti. PKK’nın dağdaki bir numarası olan Murat Karayılan’la, Öcalan’ın “Silahlar sussun, fikirler konuşsun” diyerek yaptığı gerçekten tarihi çağrıdan iki gün sonra, baharın rengârenk patlamaya başladığı Kandil Dağı'nın eteklerindeki bir köy evinde, 23 Mart Cumartesi günü görüştüm. 5,5 saat konuştuk. Karayılan’ın yanında 2011’deki görüşmemizdeki aynı ekip vardı: KCK Yürütme Konseyi üyesi ve Başkan Yardımcısı Ronahi Serhat, Yürütme Konseyi üyesi Zeki Şengali ve Ahmet Deniz, Güney Kürdistan Dış İlişkiler Temsilcisi. Karayılan, toprak zeminli mütevazı köy evinin küçük odasında daha masaya otururken birkaç saat içinde ateşkes ilanının yapılacağını söyledi. Böylece, barış konusunda heyecan verici bir döneme adım atıldığının yeni bir işaretini Kandil’de almış olduk.   'Bizim için de bu tarihi barış sürecinin ciddi riskleri var'   Murat Karayılan uzun söyleşimizin daha başında şunları söyledi: “Önder Apo’nun belirttiği gibi, gerçekten tarihi bir dönüm noktasındayız.” “Başarı için elbette umutluyuz.”  “Hani Başbakan Erdoğan hep 'B... Devamı

03 01 2013

OĞUZ TANSEL ŞİİR ÖDÜLÜ 2013

OĞUZ TANSEL ŞİİR ÖDÜLÜ 2013   Kemal Özer’in “sanatsal ve siyasal kuşatmalar altındaki 1940 kuşağının ortak söyleyişler, ortak içerikler taşıyan ozanları arasında, söz konusu genel görünümün dışına en çok çıkanlardan biri” olarak gördüğü, 1940 kuşağının lirik ve özgün sesi, Salâh Birsel’in tanımıyla: “doğa vurgunu, dağlarda duman duman ormanlardan, karlı uçurumlarda mavi sabahlardan geçip giden” OĞUZ TANSEL’i anılarda yaşatmak, devrimci kişiliğini, toplumcu düşüncelerini ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak, genç kuşakların dil duyarlılığını artırmak, yazınsal becerilerini değerlendirmek amacıyla, OĞUZ TANSEL ŞİİR ÖDÜLÜ verilecektir.    Ödül, Folklor/Edebiyat Dergisi, Troya Folklor Araştırmaları Derneği ve Ankara Aydınlığı Girişimi’nin çabalarıyla gerçekleştirilmektedir.   Ödüle katılım koşulları:    1- Ödül bu yıl şiir alanında bir yapıta verilecektir.  2- Ödüle aday yapıtın 01.01.2012-31.12.2012 tarihleri arasında yayımlanmış kitap; yayımlanmamışsa, kitap oylumunda dosya olması gerekmektedir. Yayımlanmış yapıtlardan oluşan toplu şiirler dosyası/kitabı ile ödüle başvuru kabul edilmemektedir. 3- Ödüle son başvuru tarihi 15.01.2013’diür.(Postadaki olası gecikmeden düzenleme kurulu sorumlu değildir.) 4- Ödül, düzenleme kurulu ve seçici kurul üyeleri dışında tüm katılımcılara açıktır. 5- Ödül tek yapıta verilecektir. 6- Yapıt daha önce yayımlanmış ise 6 adet gönderilmelidir. Daha önce yayımlanmamış yapıtlar, A4 boyutunda kağıda,12 punto ve 1,5 satır aralığıyla bilgisayarda yazılmış 6 ayrı dosya bi&... Devamı

02 01 2013

ABDULLAH BAŞTÜRK’Ü ANMA GÜNLERİ, 10. İŞÇİ EDEBİYATI YARIŞMASI ÖD

  ABDULLAH BAŞTÜRK’Ü ANMA GÜNLERİ, 10. İŞÇİ EDEBİYATI YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ       24 ARALIK 2012 PAZARTESİ,   SAAT 18.30 – 20.00 2012 ABDULLAH BAŞTÜRK İŞÇİ EDEBİYATI ÖDÜLLERİNİ KAZANANLAR KONUŞUYOR.   Oturum Başkanı: Şiir Erkök Yılmaz * Dürsaliye Şahan: “Hikâye Hırsızı” * Hüseyin Akyüz: “Yağmurda Kuş Sesleri” * Adil Kurt: “Emeğin Çukurovası”   - Sorular, kitap imzalama    (Cumhuriyet Gazetesi Kültür Merkezi, Ahmet Rasim Sok. 14, Çankaya - Ankara)     25 ARALIK 2012 SALI   AÇIKOTURUM: , SAAT 16.00 – 17.30 EVRENSEL SENDİKAL HAKLAR BAĞLAMINDA SENDİKALAR VE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ KANUNU, ULUSAL İSTİHDAM STRATEJİSİ                                                                        Oturum Başkanı: Serhat Salihoğlu *Avukat Selçuk Ertan – Hukuk Dairesi Müdürü *Avukat Kemal Erbaşı – Toplu Sözleşmeler Daire Müdürü * Faruk Özdemir – Eğitim Daire Müdürü                                                          &... Devamı

02 01 2013

ANMA GÜNLERİ, EDEBİYATI, YARIŞMA, ÖDÜL 2012

  2012 ÖDÜLLER /******************************************************************   OĞUZ TANSEL ŞİİR ÖDÜLÜ 2013   Kemal Özer’in “sanatsal ve siyasal kuşatmalar altındaki 1940 kuşağının ortak söyleyişler, ortak içerikler taşıyan ozanları arasında, söz konusu genel görünümün dışına en çok çıkanlardan biri” olarak gördüğü, 1940 kuşağının lirik ve özgün sesi, Salâh Birsel’in tanımıyla: “doğa vurgunu, dağlarda duman duman ormanlardan, karlı uçurumlarda mavi sabahlardan geçip giden” OĞUZ TANSEL’i anılarda yaşatmak, devrimci kişiliğini, toplumcu düşüncelerini ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak, genç kuşakların dil duyarlılığını artırmak, yazınsal becerilerini değerlendirmek amacıyla, OĞUZ TANSEL ŞİİR ÖDÜLÜ verilecektir.    Ödül, Folklor/Edebiyat Dergisi, Troya Folklor Araştırmaları Derneği ve Ankara Aydınlığı Girişimi’nin çabalarıyla gerçekleştirilmektedir.   Ödüle katılım koşulları:    1- Ödül bu yıl şiir alanında bir yapıta verilecektir.  2- Ödüle aday yapıtın 01.01.2012-31.12.2012 tarihleri arasında yayımlanmış kitap; yayımlanmamışsa, kitap oylumunda dosya olması gerekmektedir. Yayımlanmış yapıtlardan oluşan toplu şiirler dosyası/kitabı ile ödüle başvuru kabul edilmemektedir. 3- Ödüle son başvuru tarihi 15.01.2013’diür.(Postadaki olası gecikmeden düzenleme kurulu sorumlu değildir.) 4- Ödül, düzenleme kurulu ve seçici kurul üyeleri dışında tüm katılımcılara açıktır. 5- Ödül tek yapıta verilecektir. 6- Yapıt daha önce yayımlanmış ise 6 adet gönderilmelidir. Daha önce yayımlanmamış yapıtlar, A4... Devamı

07 12 2012

2012S Yeşim Ustaoğlu’nun Filmi: ‘Araf’

  2012S Yeşim Ustaoğlu’nun Filmi: ‘Araf’ Yüzleşmezseniz zalim olmaya devam edersiniz 26EYLÜL2012 GÜLŞEN İŞERİ/BİRGÜN Hakkında çok yazıldı, çok konuşuldu ve büyük bir ilgiyle de gösterim tarihi beklendi... İşte o günde geldi, geçtiğimiz Cuma Yeşim Ustaoğlu’nun filmi ‘Araf’ gösterime girdi... Yeşim Ustaoğlu bildiğimiz hayatlara temas ediyor yine. İçinde yaşadığımız sistemin bizi nasıl bir yere sürüklediğine, nasıl bir vakkumun içinde doğru çektiğine tanıklık ettirerek örüyor hikayesini... Araf bu dünyayı ve sistemi sorgulatırken teknolojinin hayatımızdaki yerini, değişimler karşısında dönüşen insanı anlatıyor... Gençlik filmi olduğu kadar bir kadın filmi de ayrıca... Ustaoğlu öyle bir yerden bakmış ki, sorunların tam da ortasına yerleştirmiş kendisini, bir benzin istasyonunda çalışan ve oradan gelip geçen hayatlara dokunan iki gencin hikayesini sorgusuz sualsiz anlatmış... Bu hikayelerin içinde kimlik bunalımı, sıkışmışlık hali, aşkın belirsizliği, yalnızlık ve gitme arzusu da eklenince toplum olarak yaşadığımız bu çıkmazları Yeşim Ustaoğlu kendi yöntemiyle ve içselleştirerek ‘Araf’a dönüşütürüyor. Yeşim Ustaoğlu yazıp yönettiği 'Araf', 21 Eylül'de gösterime girdi... Özcan Deniz, Barış Hacıhan ve Neslihan Atagül'ün başrollerini paylaştığı film, 69. Venedik Film Festivali'nde yarışma bölümüne davet edilmişti. İsterseniz sözü Yeşim Ustaoğlu’na bırakalım.... -Araf filminiz vizyona girdi... 69. Venedik Film Festivali'nde yarışma bölümüne davet edilmiştiniz... Araf izleyenler üzerinde büyük bir etki bırakıyor, bir yanıyla da televizyon dünyasının bel... Devamı

27 09 2012

Çıplak Deniz Çıplak Ada Bir Ada Hikayesi

Çıplak Deniz Çıplak Ada Bir Ada Hikayesi |  görsel 1

Çıplak Deniz Çıplak Ada Bir Ada Hikayesi Yapı Kredi Yayınları Kitap editörü: Güven Turan, Tamer Erdoğan Düzelti: Filiz Özkan Kapak tasarımı: Yeşim Balaban http://www.ykykultur.com.tr İnternet satış adresi: http://alisveris.yapikredi.com.tr Karşı dağların başı ağarıyordu. Kerim kürekleri kaldırdı, dört bir yana baktı, geriye döndü: “Geç kaldık,” dedi, “dal gündüz adaya giremeyiz.” “Girsek ne olur, ada bizim de adamız değil mi, adada bizim de evimiz yok mu,” diye şaşkın sordu Peri. “Var,” dedi Kerim, “var ya, ben o adamdan korkuyorum. Adaya, konuştuğumuz gibi gizli girsek daha iyi olur.” “İyi olur,” dedi Peri, “ben de o adamdan korkuyorum.” “Herkesler de korkar o adamdan....” “Gözleri de,” dedi Peri. “Hele gözleri,” dedi Kerim. “İnsanın yüreğini, gelmişini geçmişini okuyor. Hele gözleri...” “Burada kalabilseydik ne güzel olurdu.” “Poyraz iyi adam, saf adam, o karıncayı bile incitmeyen bir adam.” “O, Sarıkamışta, savaşta bile düşman öldürmemiştir.” “Savaşlarda askerler çoğunlukla öldürdüklerini göremezlermiş.” Bir süre sustular. “Gözleri, yemyeşil camdan düğme gibi,” dedi Kerim, “hele gözleri.” “Ona nişancı demişler, usta bir nişancıymış. Bir de gökteki kuşu ağ kanadından, daldaki arıyı da patlak gözünden vururmuş.” Kerim: “Tabancayı da belinden hiç eksik etmiyor. Kim bilir ne kadar çok insan öldürmüştür.” Peri: “Çok çok adam öldürmüştür o, çook adam... Kim bilir ne kadar. Gözleri de!” ... Devamı

11 03 2012

Aziz Nesin’in Kaleminden Markopaşa Efsanesi

Aziz Nesin’in kaleminden Markopaşa efsanesi Posted on Eylül 11, 2009 2 Aşağıdaki yazı, Aziz Nesin’in Medet dergisinde Marko Paşa dergisi (ya da “efsanesi”) ile ilgili yazdığı bir yazıdır. Ali Nesin tarafından Türkçeleştirilmiştir. Okurken gözlerinizde bir şeylerin tomurcuklanmamasına imkan yok. Aziz Nesin   1946 yılı Temmuz ayında Esat Adil Müstecabi, “Gerçek” adlı günlük bir gazete çıkarıyordu. Ben, bu gazetenin sekreteri ve köşeyazarıydım. Gerçek 25 sayı çıkabildi. Bigün, akşam gazeteyi hazırlarken, Emniyet Müdürlüğü Birinci Şubesinden matbuat işlerine bakan polis Hüseyin yönetimevine geldi. Sıkıyönetim Komutanlığının gazeteyi kapatmış olduğunu bildirdi. Kendisinden yazılı emir istedik, yarım saat sonra da yazılı emri getirdi. Bu emirde kapatma nedeni bildirilmiyor, yalnızca Sıkıyönetim Komutanlığınca kapatılmasına gerek görüldüğü yazıyordu. Gerçek kapandıktan sonra işsiz kaldım. Gazetelerde düzeltmenlik için bile yaptığım başvurular reddedildi. O zaman üyesi olduğum Türkiye Sosyalist Partisinde parti işlerinde çalışıyordum. Geçimimi sağlar herhangi bir işim yoktu. Parti de para sıkıntısı çekmekteydi. Esat Adil’e haftalık bir gülmece gazetesi çıkarmayı önerdim. Deneyimlerime göre çıkaracağım gazetenin üçbin satması olasıydı. Bu gazete için de yediyüz lira gerekiyordu. Böyle bir gazete ayda üçyüz lira kâr bırakacaktı. Esat Adil’le uyuştuk. Parti bu parayı sağlayacak, ben emeğime karşılık ayda yüz lira alacaktım. Kârın üst tarafı da partiye kalacaktı. Parti üyeleri, olanakları kadar beşer onar lira vererek gazetenin sermayesine ortak olacaklardı. Anlatılmayacak biçi... Devamı

11 03 2012

Yeni CHP mi Yenilenen CHP mi - YAŞAR AYDIN

Yeni CHP mi Yenilenen CHP mi - YAŞAR AYDIN   YENİ YAZI DİZİSİ - 1 Yeni CHP mi Yenilenen CHP mi? • Tüzük Kurultayı CHP’de neleri değiştirecek? • Kürt sorununda hangi adımları atacak? • Merkez “değişim” diyor. Peki ya örgüt hazır mı? • CHP halka nasıl dokunacak? Politikaları hangi araçlarla hayata geçirecek? • AKP karşısında hangi temelde muhalefet edecek? • CHP’de iç çekişmeler bitti mi? Kim kazandı? YAŞAR AYDIN HAZIRLADI CHP’nin en yetkili isimleri ‘yenilenen’ partiyi anlatıyor... CHP 26 ve 27 Şubat'ta yaptığı Tüzük Kurultaylarıyla tekrar tartışılmaya başlandı. Bir anlamda Yönetime “güven oyu” şekline dönüşen Kurultay sonrası “yenilenme” CHP’de daha güçlü dillendirilmeye başlandı. Peki ama CHP’de ne değişti? Yenilenme ne anlama geliyor? Partide ne değişecek? Program nasıl hazırlanacak? Kavga bitti mi? Bu soruları CHP’nin en yetkili isimlerine sorduk. Yorum yapmadan sadece fotoğraf çekmeye çalıştık. Yaptığımız görüşmelerden sonra kafamızdaki tüm sorulara yanıt alabildiğimiz söylenemez. Ancak bir çabadan, arayıştan söz edebiliriz. Bu arayışın ilk sınanacağı tarih 2014 yılı yani yerel seçimler. Söyleşiler birçok soruya yanıt vermekle birlikte, sosyal demokrasinin krizine dair ciddi bir tartışma yapamayışımız ciddi eksiklik olarak duruyor. Konuklarımızın da tercihiyle daha çok aktüel olanın sınırları içerisinde kaldık. Belki önümüzdeki dönem bu sorunu detaylarıyla incelemek gerekecek. CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI NİHAT MATKAP: İktidara yürüyen bir CHP yaratacağız Son dönem CHP’nin öne çıkan isimlerinden Nihat Matkap. Uzun bir siyasal hayatı... Devamı

10 03 2012

Kredi kartı aidatını geri almanın 6 yolu

Kredi kartı aidatını geri almanın 6 yolu Bankalar kredi kartı aidatlarını ödememekte direnirken, hukuk tam tersini söylüyor. TÜDEF Başkanı Ali Çetin, "Kart aidatları yasal değil. Mahkeme kararları tüketici lehine. Hakkınızı mutlaka arayın" diyor. Cumhuriyet Haber Portalı İstanbul- Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) BaşkanıAli Çetin de, bankaların aldıkları kart aidat paralarını geri ödemesi gerektiğini açıkladı. "Sözleşme haksız" Takvim'e konuşan Çetin, bankaların son 1 yılda tüketiciden 3.2 milyar lira kart aidatı tahsil ettiğini belirterek, "Aidatların geri alınamayacağı iddia eden bankalar yalan söylüyor. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin son kararıyla, 10 yıl geriye doğru aidatları alma imkanı doğmuştur. Kanunda zaman aşımı 10 yıldır" dedi. Kararın eski kartlar için de geçerli olduğunu ifade eden Çetin,"Kartını daha önce iptal ettirmiş vatandaş, geçmişe dönük ekstrelerini isteyebilir. Eğer banka direnirse banka memuru hakkında yasal işlem yapılır. Çünkü bu suçtur. Tüketici eksterisiyle hakem heyetlerine giderek dilekçe vermeli" diye konuştu. Hakem heyetlerindeki davaların 1-3 ay arasında sonuçlandığını söyleyen Çetin, çoğunlukla da tüketici lehine karar çıktığını belirtti. Bankaların sözleşmeleri gerekçe gösterdiğini hatırlattığımız Çetin, şöyle konuştu: "Yüksek yargı kararlarında, kanunda haksız şart olmasından dolayı sözleşmenin altına atılan hiçbir imza tüketiciyi zorlayamayacağı belirtiliyor. Çünkü kartı alabilmeniz için size o imzayı attırıyor. Yani şartlı imzalıyorsunuz." İzlenecek yol belli 1- Bankanızın müşteri hizmetlerini arayarak, kesilen kart aidatını &ou... Devamı

08 03 2012

Dini Bütün, Kini Bütün Bir Gençlik / Oya Baydar

Dini Bütün, Kini Bütün Bir Gençlik Oya Baydar Ben mi yanlış duydum diye yine kendimden şüpheye düştüm. Önce Başbakan’ın telekonferansla katıldığı AKP İstanbul Gençlik Kolları Genel Kurulu’ndaki konuşmasını dinlerken, sonra da Dumlupınar İlköğretim Okulu Müdürü bir adamın tüyler ürpertici sözlerini televizyondan duyduğumda...  Cümlesine “Modern, dindar bir gençlikten söz ediyorum” diye başlayan Erdoğan, hitabet gücünün şehvetine kapılıp “Dilinin, dininin, kininin davasına sahip çıkan bir gençlik” dediğinde, gerçekten de yanlış duyduğumu sandım. Aynı konuşmanın verildiği bir iki kanala zaplayınca, aklımın ve kulaklarımın sağlam olduğunu anlayıp kendi adıma ferahladım ama ülke adına, gençlik ve gelecek kuşaklar adına, hatta Başbakan’ın adına aynı ferahlığı duyduğumu ve rahatladığımı söyleyemem. Ertesi günkü (benim görebildiğim) gazetelerde cümledeki “kin” sözcüğü yoktu. Onun yerine ya beyninin diye yazılmıştı, ya da o sözcük atlanmıştı. Haberi servis eden ajanslar da benim gibi irkilip Başbakan’ı koruma refleksiyle mi sansüre başvurdular, AK Parti metni basına böyle mi geçti bilemem. Eskiden, söz uçar yazı kalır denirdi, şimdilerde buna da güvenmemek gerek, söz de kalıyor, tekrar dinlemek mümkün oluyor. Bugüne kadar, “Başbakanımız, konuşmasında ‘kin’ dememiştir” diye bir düzeltme gelmediğine göre, muhtemelen de Erdoğan’ın şiir sandığı hamasi manzumelerden bir mısra olan bu sözleri veri sayıyorum. (Bu arada Bayburt Belediye Başkanı da Erdoğan’a atfen aynı sözleri tekrarladı.)    Hangi Kinin Davası?     Başbakan’ın özlediği “Dilinin... Devamı

08 03 2012

Yaşar Kemal: Dilini ve onurunu istemek en temel hak, bu savaş bi

Yaşar Kemal: Dilini ve onurunu istemek en temel hak, bu savaş bi |  görsel 1

Yaşar Kemal: Dilini ve onurunu istemek en temel hak, bu savaş bitsin 2012-02-27 15:24:53 6 yorum   Yaşar Kemal'in "Bu Bir Çağrıdır" adlı kitabı Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı.     T24 - Yaşar Kemal’in 1992’den bu yana dile getirdiği demokrasi, insan hakları ve barış çağrıları, uyarıları, söyleşileri ve yazıları "Bu Bir Çağrıdır" adlı kitapta bir araya getirildi. Kemal, kitabın önsözüne; "Türkleri de, Kürtleri de, onların sevgi ve dostluk dolu anılarını da çok dinledim. Bugün onların çocukları, torunları böyle bir kardeş savaşını kabul etmemeli. Etmiyorlar da. Bu savaş inanılmayacak kadar uzun sürdü. Türkler de Kürtler de bu savaşın bitmesini istiyorlar, bundan kuşkum yok” diye yazdı.   Yaşar Kemal, 1993 yılında yazdığı, “Demokrasi Yalanı” makalesinde “Gerçek bir demokrasiye ulaşmak kolay olmuyormuş. O da, kan ve gözyaşı istiyormuş. O da, akıl ve düşünce çabaları istiyormuş. Gerçek bir demokrasiye ulaşmak bir topluluğun, birkaç topluluğun iyi niyetli çabasıyla gerçekleştirilemiyor. Dışarıdan demokrasi de bir süs olaraktan, bir yalan olaraktan kalıyor. Demokrasiyi bilinçlenmiş halklar yaratır. Çünkü demokrasiyle yönetilmek en çok onun çıkarınadır” diye yazdı.   Bu ülke bir kardeşlik toprağıdır,  bu topraklardaki  bütün kültürlerin, dillerin ve her doğa parçasının üstüne titrememiz gerekir vurgusunu yapan yazar, Kürt sorunu Türkiye’nin çağdaşlık sorunudur,  Kürt sorunu Türkiye’nin demokrasi sorunudur, Türkiye’nin bütünlüğünün korunması gerekir ve bir kardeş kavgasında kaza... Devamı

08 03 2012

Cumhuriyet devrimi ve Türk kadını / Muazzez İlmiye Çığ

Cumhuriyet devrimi ve Türk kadını / Dr.Muazzez İlmiye Çığ Kategori: GenelEklenme Tarihi: Mar 8th, 2012   İslamiyet’ten önce erkeği ile eşit olan, erkekler gibi ata binen, ok atan Türk kadını ne yazık ki, İslamiyet’ten sonra yavaş yavaş ikinci plana düşürülmüş, ötrülere kapatılarak eve hapsedilmiştir. Erkekler birkaç kadın alabiliyor, kadını istemediği zaman kapı dışarı atabiliyordu. Hiçbir çalışma olanağı olmayan bu kadınlar ne yapacaktı? Kadın, kapıya konulmamak için erkeğin her istediğini yapmaya, dayak yemeye razı oluyordu. Uzun yıllar boyunca Türk kadını, erkeğine her konuda boyun eğmeğe alışmış ve alıştırılmıştı. Tanzimat devrinin son yıllarında (1875-) Avrupa’ya giden Türk erkeklerinden bazıları kadınlara da bazı haklar verilmesi hususunda gazetelerde yazmaya, romancılar da bu sorunları dile getirmeye başlarlar. Sonraki yıllarda kadın yazarlar, önceleri takma erkek adıyla , sonraları kendi adlarıyla kadınların eğitim almasını, çalışmasını ön gören yazılar yazarlar. Bu çabalarla kızların ancak üç sınıflık bir eğitim almaları kabul edilir. Ancak bu eğitim dinle ilgili olacaktır. KADINLAR İLK KEZ KAMU İŞLERİNDE İkinci Meşrutiyet’ten sonra patlayan Balkan ve Dünya savaşı sırasında yaralan askerlerin tedavisinde, kadınlarımız gönüllü olarak hastabakıcılık yapmaya başlarlar. Kadınların bir bölümünün peçelerini, çarşaflarını atması bu döneme rastlar. O zamana kadar kamu işlerinde Ermeni, Rum kadınları çalışırdı. Savaşlar dolayısıyla bu kadınlar ülkemizden ayrıldıklarında, yerlerine Türk kadınları alınır. Ama savaşlar biter bitmez, onları işten çıkarmaya başlarlar. Bu arada ilk okullar açılır, buralarda okuyan kızların başı örttürülmez Mondoros ateşkes mütar... Devamı

08 03 2012

Solla kavga eden ‘solculuk’

Solla kavga eden ‘solculuk’ Birgün; 07 Mart 2012 Zafer Aydın   Bir vesileyle Barış Uygur'dan dinlemiştim: Uzay Mekiği dünyadan gönderildiğinde belli bir mesafeye kadar arıza çıkarsa bir düğme aracılığı ile geri dönebiliyormuş. O mesafeyi geçtikten sonra arıza çıktığında düğmeye basılsa dahi artık geriye dönüş mümkün değilmiş. 26 Şubat 2012 tarihli Radikal İki'de yayınlanan Doğan Tarkan imzalı “Hâlâ yetmez ama evet” yazısı, Ufuk Uras'ın “Kenan Evren ‘hayır’ diyenleri tanık gösterecek” açıklaması bazı arkadaşlar için, arıza çıksa bile geriye dönüş çizgisinin aşıldığını gösteriyor. Demek ki bazıları için mesele Anayasa Paketine ilişkin tercih belirtmekten ibaret değilmiş. “Hayırlı ayrışma” diye sevinç çığlıkları arasında kodlanan bölünme “gelenekçi/yenilikçi” farklılaşmasın ötesinde solda durmak ile solla kavga etmek, ilişkileri koparmak, “AKP'nin solunda durmak” arasında tercih yapma anlamına geliyormuş. Eğer öyle olmasa “Şeriat tehlikesine karşı Kemalist CHP'yi desteklemenin” absürtlüğünü fark ederek bu çizgiyi terk eden arkadaşlar aynı şeyi şimdi de yapabilirlerdi, ama yapmıyorlar. Ya AKP tarafından finanse edilmiş kampanyanın diyet borcu ya Sosyalist İşçi'de tarif edilen “AKP'nin solundaki boşluğu” doldurma hevesi, ya da her ikisi birlikte onlara engel oluyor. 12 Eylül 2010'da Anayasa değişikliklerini, kamuoyu önüne götüren irade için referandum bir bakıma vaatti. Solda duran bazı yapılar ve isimler bu vaade bir şans tanımak gerektiğini düşündüler, görüşlerini, fikirlerini açıkladılar ve sandığa gidip oylarını verdiler... Devamı

07 03 2012

Kastamonu'dan 8 Mart Kadınlar Günü Mesajları

8 Mart Kadınlar Günü Mesajları           Erdoğan Bektaş - Kastamonu Valisi Ülkemizin gelişmesine ve çağdaşlaşmasına büyük katkılarda bulunan kadınlarımız; toplumsal ve ekonomik yaşamın gelişmesindeki en önemli temel taşlarımızdır. Kadın, Türk toplum ve aile yapısında müstesna bir yere sahip olup, aile dokusunun temelini teşkil ederek şefkatin, fedakârlığın, sabrın ve özverinin sembolü, toplumun yapısını güçlendiren, şekillendiren, aile birliğinin en önemli unsuru Türk kadını ve Türk annesi daima özverinin, sevginin kaynağı olmuştur. Kurtuluş Savaşında vatanımızın bağımsızlığı için erkeğiyle cepheden cepheye koşan cefakar, vefakar Şerife Bacı’lar tüm dünyaya örnek davranışlarını sergilemişler, bu güne kadar çalışmaları ile hayatın her alanında başarı sağlamışlardır. Tüm dünyada olduğu gibi Ülkemizde de kutlanan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısı ile Şerife Bacı’nın torunları olan tüm Kastamonulu kadınlarımızın bu onurlu gününü kutlar, sağlık, başarı ve huzurlu günler dilerim. Engin Cambaz - Bozkurt Belediye Başkanı Bozkurt Belediye Başkanı Engin Canbaz, bir gün değil her gün kadınların yanlarında olduklarını bildirdi.      8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kutlama mesajı yayımlayan Canbaz, mesajında şu bilgilere yer verdi:      ``Annelerimiz, kardeşlerimiz, eşlerimiz... Bir gün değil her gün sizinleyiz. Sevgi, saygı size kadınlarımız. Sizlerle doğduk sizlerle varız. Gününüz kutlu olsun.`` Mehmet Türköz - Tosya Kayma... Devamı

05 03 2012

Edebiyat Notları 1–5 / Zülfü Livaneli

Edebiyat Notları 1–5 Zülfü Livaneli Edebiyat notları Zülfü Livaneli - zlivaneli@gazetevatan.com   Yıllardan beri edebiyat meraklısı okurlardan, özelikle de yazar olmak isteyen gençlerden mektuplar, mesajlar alırım. Bunların çoğu “Ne okumalı?”, “Nasıl yazmalı?”, “Yazdıklarımı nasıl bastırmalı?” gibi sorular içerir, bazıları da yazmış olduğu roman, hikâye, senaryo, şiir denemelerini gönderir. Bu mesajlara elden geldiğince cevap yetiştirmeye çalışırım ama bunca yoğunluk arasında bu işi hakkıyla yapamıyor olmanın tedirginliğini de bir türlü atamam içimden. Her yazar adayı heyecanlıdır, yüreğini kanatlandıran sözlere sevdalanmıştır, yazdıklarına vurgundur; onca emek vererek meydana getirdiği işin, yine emek verilerek değerlendirilmesini ister ama parmaklarımızın arasından kum gibi akıp giden zaman, bu işi doğru dürüst yapmama, her çalışmanın üstünde hak ettiği kadar durmama izin vermez. Genç yazarlara ve okurlara mahcup olur dururum. Bunları düşüne düşüne bir karara vardım. Dedim ki: “Niçin pazar yazılarımı edebiyata, kurguya, yazının sorunlarına ayırmayayım. Böylece hem ben çok zevk aldığım, hayatımı adadığım bir konuda görüşlerimi paylaşmış olurum hem de bakarsın bazı gençlerin kafalarındaki soru işaretlerini gidermekte, karınca kadar bir faydam olur.” Böylece kararımı açıklamış oldum. Evet, pazar günleri bu köşede edebiyat konusunu tartışacağız. Ben size görüşlerimi aktaracağım. (Subjektif dememe gerek yok herhalde. Çünkü her görüş böyledir. Katılıp katılmamak okurun elinde.) *** Aslında kurmaca konusu çok karışık çünkü kitaplar eskiden, mesela 19. yüzyılda olduğu gibi, sadece yazmadan y... Devamı

05 03 2012

Edebiyat Notları 6–10 / Zülfü Livaneli

Edebiyat Notları 6–10 Zülfü Livaneli   Nasıl yazmalı? Edebiyat Notları- 6 Zülfü Livaneli - zlivaneli@gazetevatan.com   Yüzyıllar boyunca yazarları üslup kadar uğraştıran başka bir sorun olduğunu sanmıyorum. Hikâye, karakterler, betimlemeler... Hepsi hazır olduğu zaman bile cevap verilmesi gereken büyük bir soru kalıyor ortada: Nasıl yazmalı? Hangi üslubu benimsemeli? Biçim ne olmalı? “O” diyerek üçüncü tekil şahıs mı kullanmalı, yoksa kahramanın ağzından “Ben” diye mi yazmalı? Gerçi Oscar Wilde, André Gide’e “Birici tekil şahıs kullanarak yazılamaz” diyor ama böyle yazılmış birçok başyapıt mevcut. Üslup konusuna en çarpıcı biçimde yaklaşan yazar Stendhal olmuş. Diyor ki: “En iyi üslup, zabıt kâtibinin üslubudur.” Romanlarıyla Balzac’tan Tolstoy’a kadar birçok yazarı etkilemiş olan Stendhal’in bu görüşü hiç yabana atılmamalı. Çünkü edebiyat bir laf ebeliği değil, insan ruhunun derinliklerine ulaşma sanatı. Bunu yapmak için gevezeliğe, süslemelere, halkın küçük görmekte haklı olduğu biçimde “edebiyat yapmaya” hiç gerek yok. Bu olsa olsa “ucuz roman” (pulp fiction) türünün bir özelliğidir. Anlatının, eskilerin dediği gibi “ağyarını mâni, efradını câmi” olması yeterli. İlk gençlik çağlarımda okuduğum Nurullah Ataç’ın bir cümlesi beni çok etkilemişti: “Süssüzlükten safi süs olmuş Japon vazoları” diyordu. Öyledir gerçekten. Süssüzlük büyük bir süstür. Hemingway’in hikâyelerinde, doğrudan anlatmayan a... Devamı